.
Fetulllahçılığın 50 tonu PDF Yazdır E-posta

Bu makale 50 defa okunmuştur.

Yazar Barış Terkoğlu/ Cumhuriyet   
Perşembe, 27 Eylül 2018 20:22

Fethullahçılığın 50 tonu

 

27 Eylül 2018 Perşembe

“Ben Hakyolcu bilinirim, FETÖ ile alakam olabilir mi?”

Bu sözleri bir savcıdan işittim.

Tarikatlarla örülmüş anayurdun trajik gerçeği!

Yetkisini Fethullahçılar lehine kullandığına dair somut deliller vardı. Savunması ise marifetmiş gibi, başka bir dini gruba mensubiyete dayanıyordu.

Münferit değil...

Davada tutuklanan popüler bir avukat bile “Fethullahçı değil, Nurcuların Zehra grubundan” diye duyuruldu.

Son günlerde “ben aslında” diye başlayan savunmalarda kafa karıştıran bir şey oldu.

Hikâyeyi baştan anlatalım.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla Emniyet bir rapor hazırladı. Rapor, “FETÖ silahlı terör örgütü Emniyet mahrem yapılanması” adını taşıyor.

“Mahrem” kelimesini duyunca, aklınıza magazin haberleri gelmesin.

FETÖ’nün TSK’den Emniyet’e, yargıdan MİT’e gizli örgütlenmesini anlatmak için kullanılıyor.

Sabrınız yeter de tamamı 383 sayfa olan raporu okursanız, bir gizli örgütün çalışma ilkelerine dair çok şey öğrenebilirsiniz.

Rapor, ele geçen belgelerin önemli bir derlemesini içeriyor.

Dinlemeye takılmadan haberleşmenin incelikleri de, saklanılan evlerde yakalanmadan yaşama yolları da üyelerine öğretilmiş.

Öyle ki, ödenen para dikkat çekmesin diye “son dakikada uçak bileti almamaları” bile talimatlar arasında var. ATM dedikleri “arama-tarama mesulleri”, Işık Evleri’nde düzenli olarak delil arıyor ve olası bir operasyona karşı temizlik dahi yapıyor.

 

Yandaşların sessizliği

Her belgeye kalemlikle koşan yandaş medyanın “mahrem rapor sessizliği”ni merak etmiyor değiliz.

Bir tarama yaptığınızda, raporun ilk kez Anadolu Ajansı’na sızdığı görülüyor.

Yayımlanan haberde ise açık tahrifat yapılmış.

“Cumhur ittifakını bozmamak” için olacak, aktarılan kısımdan MHP’nin gazetesi Ortadoğu’nun adı çıkarılmış.

Yalnız bu kadar mı?

Gülencilerin devletin resmi belgesine giren “Bilindiği üzere 2002’den 2011’e kadar ilkeler üzerinden bir sorun yaşanmadığı dönemlerde bizler de AKP’ye destek verdik” ifadesini herhalde fark etmemişler!

“Bülent Arınç’ın açıklamalarının kısa videolar şeklinde hazırlanıp You Tube’dan, Facebook’tan, Twitter’dan, WhatsApp’tan paylaşılarak tabana yayılmaya çalışılması” tavsiyesini de görmemişler!

“Erkan Akçay, MHP Grup Başkan Vekili, bir arkadaşımızla direkt mesajla irtibatları vardı. Bizim yönlendirmemizle Meclis’te bir soru önergesi verdi” itirafını okurken herhalde gözlerine perde inmiş!

Ya da Gülen’in örgüt belgelerine yansıyan “Yalçın Akdoğan, Feryadı Figan, Beşir, Bülent, Kalın, Mücahid Arslan, Mustafa Gülcü ve daha niceleri, bunları hıyanette tartsanız hangisi ağır basar” sözlerine yansıyan “hıyanet”lerin neler olduğunu merak etmemişler!

“‘Tek Adam’ın menfaatçi ekibinin kontrolündeki AKP, tek başına iktidar sayısını yakalayamazsa AKP içindeki ve dışındaki temiz kadrolardan yeni ve umut veren bir oluşum için müsait zemin oluşacak” sözlerinin kendilerine nasıl “Gül”ümseyerek baktığını anlamamışlar!

“Büyüğümüzün imam-hatiplerin yapılmasını teşvik ettiği vaazlardan bölümler..” ifadelerini de atlamışlar!

Haliyle “renklendirme” denilen en can alıcı noktayı da ıskalamışlar.

 

FETÖ’nün renkleri

“Nedir bu renklendirme” diyeceksiniz.

Fethullahçılar, son yıllarda deşifre olmamak adına gizlenmenin yeni bir yolunu bulmuş. Polisin “diğer oluşumlar içine sızma” ifadeleriyle özetlediği yöntemde “diğer oluşumlar”a da “renk” deniyor.

Örgüt belgelerinde “neler renktir” sorusuna Fethullahçıların yanıtı şöyle:

“Tarikatlar (Nakşi-Kadiri- Halveti vs.) - Cemaatler (Nur Cemaatleri-Erenköy-Çarşambaİslamoğlu Cemaati vs) - AKP - Partiler.”

Kısacası, yakalanmamak için başka tarikatların toplantılarına katılıyorlar, onlara himmet veriyorlar, başka gruplara karışarak “hizmet” dedikleri asıl yapılanmayı renklendiriyorlar. AKP’deki üyeleri “en Reisçi”, muhalif görünenleri “Atatürkçülük kisvesinde” olabiliyor.

Emniyet’in, öncelikle kendi içindeki yapılanmayı tanımlamak için yazılan rapora, yandaşların ilgisiz kalmasının nedeni belli.

Bugün, devlet içerisinde “Okuyucular”dan “Yazıcılar”a sadece Nur kökenli 10’un üzerinde gruptan söz ediliyor. Nakşibendiliğin kollarını eklediğinizde her tarikatın kendi havuzunu oluşturduğu bir devlet yapılanması ortaya çıkıyor. Hatırlayın, Osmanlı Arşivleri’nde yıllarını geçirmiş uzmanların tasfiyesinin altından bile, yerlerini dolduracak bir cemaatin kadrolaşması çıkmıştı. Koskoca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Başsavcısı’nın Adnan Oktar operasyonundan sonra istifa etmek zorunda kaldığı ilişkiler yumağındayız.

Halının altına süpürmeye çalışsalar da, sessizlikle geçiştirseler de “aman tarikatlara dokunmayın” eşliğinde yaşadığımız tartışmaya artık kimse sırtını dönemiyor.

Erdoğan mı?

Fethullah Gülen’i Pensilvanya’da ziyaret eden vekillerin “hepimiz oradaydık” fotoğrafını hatırladınız mı? İşte o fotoğrafta, Gülen’in omuz omuza durduğu Arif Demirkıran’ı, AKP yönetimindeki en kritik görevlerden birine getiren kararı, birkaç gün önce sessiz sedasız imzaladı.

Çocuklarımızı da Cumhuriyetimizin kurumlarını da tarikatlara emanet etmeyin!

Barış Terkoğlu

Perşembe, 27 Eylül 2018 20:34 tarihinde güncellendi
 
 
mod_vvisit_counterBugün641
mod_vvisit_counterDün1049
mod_vvisit_counterBu hafta641
mod_vvisit_counterBu ay15929
mod_vvisit_counterTüm2092353