.
CEHALET PDF Yazdır E-posta

Bu makale 68 defa okunmuştur.

Yazar Abdurrahim Sercan   
Salı, 21 Kasım 2017 19:07

Cehalet ve Taasup’un kıskacındaki

Eğitimin GERİCİLEŞTİRİLMESİ

 

Atatürk daha Samsun yolundayken, "Biz, devrimden daha öte bir şey yapmak zorundayız, yeni bir ulus yaratmak durumundayız." diyordu. Bunun, anlamı da Türk toplumunu ve kurulacak devleti "Hasta Adam" niteliklerinden arındırmaktır. Büyük zaferden iki ay sonra da "Gerçek kurtuluşa henüz ulaşamadık.

Gerçek kurtuluş için, toplumdaki hastalık nedenlerinin hasta düşünce odaklarının kaynağını kurutmak gerektir." diyordu Atatürk.

Bunun temel koşulu da gelişmelerin, akılcılığın, yaratıcılığın önündeki tüm engelleri kaldırmaktı.

***

Bu nedenle dir ki;

15 -21 Temmuz 1921’de Ankara’da toplanan Maarif Kongresi’nin eğitim tarihimiz içinde önemli bir yeri vardır.

(Bu kongreye birkaç kadın öğretmenin de katılacağını duyan bazı mutaassıp milletvekilleri buna şiddetle itiraz ediyorlar. Atatürk, ancak bu zihniyeti aşmak kendimizi yenilemek ve günümüz medeniyetine ayak uydurmak zorundayız. Başka yolu yok.)

Kongre sonunda Mazhar Müfit Bey’e hitaben ve yüksek sesle “ Mazhar Müfit Bey kongreye öğretmen hanımefendileri de çağırdığınız için sizi tebrik ederim. Ama hanımefendileri neden ayrı oturttunuz. Sizin kendinize mi güveniniz yok, yoksa Türk hanımlarının faziletlerine mi? Bir daha böyle bir şey görmeyeceğim.”

Eğitim tarihimizde bir dönemin başlangıcı olarak görülmesi gereken bu kongrede Atatürk, eğitim, bilim ve kültür alanındaki düşüncelerini, yapılacak inkılâpların esaslarını, öğretmenler için neler düşündüğünü ve onlardan neler beklediğini anlatan tarihî bir konuşma yapmıştır.

 

Türk Milleti için Kurtuluş Savaşının önemi ne kadar büyükse, bu savaşın en bunalımlı günlerinde toplanan Maarif Kongresinin de Türk eğitim tarihi açısından önemi büyüktür ve Atatürk'e göre millî eğitim, bağımsızlık savaşı kadar önemlidir. ...

 

Yine Unutulmamalıdır ki; emperyalizme karşı verilen kurtuluş savaşı sırasında yani 1922 de Sakarya’da, 'hele bir eğitim dursun' denmemiş. Top ve tüfek sesleri arasında eğitim kongreleri yapılmış ve eğitimin önemi anlatılmış. 'ülkeyi batıran en büyük nedenlerden birisi eğitimdir demiş Atatürk.

'Öyle bir eğitim dizgesi kuracağız ki, yabancı etkilerden uzak, insana yararlı, akla ve bilime dayanan, süs olmayan bir eğitim dizgesi. Denmiş.

 

Yine, Atatürk, Büyük Zafer'den iki ay sonra, 27 Ekim 1922’de Bursa’da öğretmenler aracılığı ile Türk araştırıcılarının, sanatçılarının, bilim adamlarının, ulusun gerçek kurtuluşundaki şu işlevini birinci önemde duyurmuştur:

 

'Asıl savaş şimdi başlıyor' karanlığa karşı bir savaş, çağdaş bir ülke yaratma savaşı, diyerek konuşmasına başlayan Atatürk devamla…

"Bugün ulusun gerçek kurtuluşu sağlanmış değildir; gerçek kurtuluşa henüz erişmiş değiliz. Bu düşüncemi biraz açayım:

Bir ulusun sürekli felaketler içinde bunalması, yıkımlardan yakasını kurtaramaması; o ulusun sayrılık ve marazlık içinde olduğunu gösterir.

Bu nedenle asıl kurtuluş, toplumdaki hastalığı en ince noktasına değin, - teşrih yoluyla-anlayıp sağaltmakla sağlanır.

Toplumdaki marazın ortadan kaşdırılması bilimsel yöntemle yapılırsa sağlıklı yaşama kavuşulur.

Bilim ve bilimsel yöntem dışında hastalığa çare aranırsa marazlık daha da derinleşir, müzminleşir.

Bir toplumun hastalığı ne olabilir?..

Ulusu ulus yapan, ileriye götüren, aydınlığa kavuşturan, düşünce gücüdür, toplumsal güçlerdir...

Öğretmenlerimiz, ozanlarımız, düşünürlerimiz, yazarlarımız sürekli biçimde bu felaket günlerinin gerçek nedenlerini açık ve kesin bir dille söyleyecekler, yazacaklar.

Kara günlere dönülmemesi için dünyada uygar ve çağdaş bir Türkiye'nin varlığını görmek ve tanımak istemeyenlere onu tanıtmak zorunda olduğumuzu ihtar edecekler.

Görülüyor ki en önemli ve verimli görevlerimiz, Milli Eğitim işleridir.

Milli Eğitimde kesinlikle zafere ulaşmak zorundayız.

Bir ulusun gerçek kurtuluşu ancak bu yolla olur.

Bu görevde tek can, tek düşünce olarak bir program üzerinde çalışacağız...

Cehil giderilmedikçe yerimizde kalırız...

Yerinde duran bir şey ise “geriye gidiyor” demektir.

Ordularımızın kazandığı zafer, eğitim ordularının zaferi için yalnız zemin hazırladı. Gerçek zaferi eğitim ordusu kazanacak ve sürekli kılacaktır”.

 

Mustafa Kemal ATATÜRK EĞİTİMİ aklın özgürleşmesi olarak tanımlıyordu.

17 Nisan 1940 Köy Enstitülerinin kuruluşu;

Tevhid-i Tedrisat Kanunu (Öğretim Birliği Yasası), 3 Mart 1924 tarihinde kabul edilmişti. Yani 29 Ekim-3 Mart Cumhuriyetin kuruluşundan 4 ay sonra. Bu yasa ile bütün okullar Milli Eğitim Bakanlığına bağlanarak, okullarımızda dini eğitime son verilmiş; imam-hatip ihtiyacını karşılamanın ötesinde imam-hatip okulu açılması, dolayısıyla kızlarımızın bu çeşit okullarda öğrenim görmeleri de yasaklanmıştı.

Atatürk’ün çok önem verdiği yasalardan biri, öğretim Birliği Yasası idi.

Zira, çağdaş bir eğitim ve öğretim olmadan, bir ülkenin çağdaşlaşmasına, kalkınmasına, demokratikleşmesine olanak yoktu.

Eğitim konusunda yeni yapılanmalar son hızla devam ediyor 1 Kasım 1928 Harf Devrimi daha sonra Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu ve Halkevleri.

***  

ABD’nin Marşal Yardımları bahanesiyle girdiği ülkemizde devamlı olarak TOPLUMU GERİCİLEŞTİRME, Atatürkçülüğü, Ulusçuluğu, Laik devlet yönetim biçimini bırakıp, bir şeriat devletinin kurulması için EĞİTİM sistemini dinselleştirme si yönündeki çabaları 12 Eylül Faşist Darbesi ile gerçekleşmiştir.

 

12 Eylül Faşist darbesi ile eğitim sistemine saldırılar bitmiyordu.

Asıl amaç eğitim sisteminin dinselleştirilmesi edilgen, biatçı bir neslin yetiştirilmesi için, tıpkı Ali Kemal gibi, Şemsettin Sirer gibi bir piyon milli eğitim bakanına gereksinimleri vardı.

Hemen İlim Yayma Cemiyetinin ordu içindeki en etkili isimlerinden General Hasan Sağlam’ı milli eğitim bakanı yaptılar. Ve gerici dinsel eğitim başlatılmış oldu.

Tuğgeneral Hasan Sağlam Fethullah Gülen’e yakındı.

Bu arada çok ilginçtir; darbe yönetiminin başında bulunan Kenan Evren’in bacanağı Yakup Hacıhabiboğlu da cemaate yakın bir isimdi.

Habiboğlu, 12 Eylül’ün hemen ardından Fethullah Gülen’in vaaz kasetlerini Evren’e götürüyor, ona dinletiyordu.

Fethullah Gülen kolej açma atılımını Korgeneral Hasan Sağlam’ın bakanlığı döneminde yaptı. Hem de Fetullah Gülen hakkında arama kararı varken.

Fethullah Gülen, Kenan Evren’in dershane yerine özel okulların açılması tavsiyesine uyarak kolej açmaya başladı.

İzmir Bozyaka Öğrenci Yurdu, 1982 yılında Yamanlar Koleji’ne dönüşürken, İstanbul’da Fatih Koleji, Bursa’da Nilüfer Koleji açıldı. 1983 yılında ise Ankara’da Samanyolu Koleji açıldı. Hala “aranan” Fethullah Gülen, buna rağmen kolejleri ardı ardına açmaya devam etti.

Bu arada Aydınlanma Devriminin öncüsü köy enstitülerini belleklerden silmek için alternatif olarak bir gece 24 Kasım’ı öğretmenler günü olarak ilan ettiler.

Güya Atatürk’ün Baş Öğretmenliği Kabul etmesi imiş.

Halbuki; Atatürk’ün Baş Öğretmenliği 1921 Ankara Öretmenler kongresi, 1922 Sakarya Meydan Savaşı, yine Kurtuluş Savaşı sonrası Bursa ve Ankara’da tescil edilmişti.

Milli Eğitim Bakanı Hasan Sağlam'ın emrindeki Talim Terbiye Kurulu, Fethullah Gülen'in İzmir'de aylık olarak 1979 Şubat'ında çıkarılmaya başlanan ve dağıtımı abone usulü yapılan "Sızıntı" isimli dergisi ile ilgili bir tavsiye kararı almış, bütün okullara ve öğretmenlere bu derginin okunması ve okutulması tavsiye edilmişti.

12 Eylül'de sadece Fethullah Gülen örgütü ve diğer tarikat ve dinci derneklere hiç bir şekilde dokunulmadı.

ABD'nin emirleri doğrultusunda Fethullah Gülen Örgütüne dokunulmadığı gibi adeta ödüllendirildi.

Ve nihayet 15 Temmuz Dinci Faşist darbe girişimi…

Ama ABD Emperyalizminin istekleri bitmiyordu.

Milli Eğitim de dinselleştirmenin yetmeyeceği, Türk Silahlı Kuvvetlerinin de dinselleştirilmesinin gerekli olduğu zaten Ergenekon, Balyoz, Casusluk v.b gibi davalarla kendini belli etmişti,. Nihayet 2017’de düğmeye basıldı.

Sonuç olarak; Kanlı Pazar’ın failleri, AKP’nin Milletvekillerinin çoğunluğu, bakanları meclis başkanı olan İsmail Kahraman’ın bağlı olduğu ilim yayma cemiyetinin üyeleridir.

Tabi Hasan Sağlam’ da unutmamak gerekir. Zira 16 yıl İlim Yayma Cemiyetinin Başkanlığını yapmıştır.

VE: BİZLER, BAŞÖĞRETMENİMİZ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN ÖĞRETMENLERİ OLARAK:

12 EYLÜL FAŞİST DARBESİNİN FAŞİST GENERALİ KENAN EVREN VE ATATÜRK’E DÜŞMANLIĞI TESCİLLENMİŞ İLİM YAYMA CEMİYETİNİN 16 YIL BAŞKANLIĞINI YAPMIŞ HASAN SAĞLAM’IN 24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜNÜ KUTLAMIYORUZ.

BİZİM ÖĞRETMENLER GÜNÜMÜZ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK AYDINLAMASININ ÖNCÜSÜ OLAN 17 NİSAN KÖY ENSTİTÜLERİNİN KURULUŞ GÜNÜDÜR.

Saygılarımla…

21 Kasım 2017

Abdurrahim Sercan

Emekli Öğretmen

 

 
 
mod_vvisit_counterBugün217
mod_vvisit_counterDün845
mod_vvisit_counterBu hafta1062
mod_vvisit_counterBu ay13017
mod_vvisit_counterTüm1821511