.
Eğitimin Gericileştirilmesi PDF Yazdır E-posta

Bu makale 340 defa okunmuştur.

Yazar Abdurrahim Sercan   
Cuma, 21 Temmuz 2017 10:35

Eğitimin Gericileştirilmesi

 

“Padişahların saraylarına en zor giren şey doğruluktur”

 

Yukarıdaki tümce Osmanlı devlet adamlarından MISIR Prensi Mustafa Fazıl Paşa’nın, Paris’ten Sultan Abdülaziz’e yazdığı 18 sayfalık mektubun başlangıç bölümünde yer almaktadır

‘Padişahım, benden daha iyi bilirsiniz ki, din ve mezhep ruha hükmeder ve bize öte dünyanın nimetlerini vaadeder.

Şu kadar ki, milletlerin yönetimini belli eden din ve mezhep değildir.

Dinin yeri, ezeli. Öncesiz, gerçeklerdir. Şayet, din bu yerde durup kalmazsa yani dünya işlerine de karışırsa, hepimizi yok eder ve kendisi dahi yok olur.’

                                                        ***

Gazeteci Ahmet Emin Yalman, anılarında ilginç bir hususa değiniyor: "Fransızların, Maarif Nazırı: Damat Ferit kabinesinin Milli eğitim Bakanı Ali Kemal'e tavsiyeleri şuydu:

 ‘Modern ilk mektepleri kapatınız. Bunların yerine eski usul cami mektepleri açınız, Bu suretle cahil halkın idaresi daha kolay olur.

' Bu tavsiyeleriyle, kendi sömürgelerinde yürüttükleri gerici sistemi Türkiye’ye zorla sokmak ve milli ruhu dağıtmak istediklerini belli ediyorlardı.”

Zira eğitim sistemi çökertilen bir toplumu teslim almak daha kolay, onları yönetmek daha sorunsuzdur.

 

Bu nedenle dir ki;

1921 yılında Ankara’da toplanan Maarif Kongresi’nin eğitim tarihimiz içinde önemli bir yeri vardır.

Eğitim tarihimizde bir dönemin başlangıcı olarak görülmesi gereken bu kongrede Atatürk, eğitim, bilim ve kültür alanındaki düşüncelerini, yapılacak inkılâpların esaslarını, öğretmenler için neler düşündüğünü ve onlardan neler beklediğini anlatan tarihî bir konuşma yapmıştır.

Yeni kurulan devletin çağdaşlaşma yolunda ilerlemesi için atılan adımların, yapılan inkılâpların halk tarafından benimsenmesinde, eğitim alanındaki yenilikler büyük rol oynamıştır.

Türk Milleti için Kurtuluş Savaşının önemi ne kadar büyükse, bu savaşın en bunalımlı günlerinde toplanan Maarif Kongresinin de Türk eğitim tarihi açısından önemi büyüktür ve Atatürk'e göre millî eğitim, bağımsızlık savaşı kadar önemlidir. ...

 

Yine Unutulmamalıdır ki; emperyalizme karşı verilen kurtuluş savaşı sırasında yani 1922 de Sakarya’da, 'hele bir eğitim dursun' denmemiş. Top ve tüfek sesleri arasında eğitim kongreleri yapılmış ve eğitimin önemi anlatılmış. 'ülkeyi batıran en büyük nedenlerden birisi eğitimdir demiş Atatürk.

 

'Öyle bir eğitim dizgesi kuracağız ki, yabancı etkilerden uzak, insana yararlı, akla ve bilime dayanan, süs olmayan bir eğitim dizgesi. Denmiş.

Yine, Atatürk, Büyük Zafer'den iki ay sonra, 27 Ekim 1922’de Bursa’da öğretmenler aracılığı ile Türk araştırıcılarının, sanatçılarının, bilim adamlarının, ulusun gerçek kurtuluşundaki şu işlevini birinci önemde duyurmuştur:

'Asıl savaş şimdi başlıyor' karanlığa karşı bir savaş, çağdaş bir ülke yaratma savaşı, diyerek konuşmasına başlayan Atatürk devamla…

 

"Bugün ulusun gerçek kurtuluşu sağlanmış değildir; gerçek kurtuluşa henüz erişmiş değiliz. Bu düşüncemi biraz açayım:

Bir ulusun sürekli felaketler içinde bunalması, yıkımlardan yakasını kurtaramaması; o ulusun sayrılık ve marazlık içinde olduğunu gösterir. Bu nedenle asıl kurtuluş, toplumdaki hastalığı en ince noktasına değin. - teşrih yoluyla-anlayıp sağaltmakla sağlanır.

Toplumdaki marazın sağaltımı bilimsel yöntemle yapılırsa sağlıklı yaşama kavuşulur.

Bilim ve bilimsel yöntem dışında sayrılığa çare aranırsa marazlık daha da derinleşir, müzminleşir. Bir toplumun sayrılığı ne olabilir?..

Ulusu ulus yapan, ileriye götüren, aydınlığa kavuşturan, düşünce gücüdür, toplumsal güçlerdir...

Öğretmenlerimiz, ozanlarımız, düşünürlerimiz, yazarlarımız sürekli biçimde bu felaket günlerinin gerçek nedenlerini açık ve kesin bir dille söyleyecekler, yazacaklar.

Kara günlere dönülmemesi için dünyada uygar ve çağdaş bir Türkiye'nin varlığını görmek ve tanımak istemeyenlere onu tanıtmak zorunda olduğumuzu ihtar edecekler.

Görülüyor ki en önemli ve verimli görevlerimiz, Milli Eğitim işleridir.

Milli Eğitimde kesinlikle zafere ulaşmak zorundayız.

Bir ulusun gerçek kurtuluşu ancak bu yolla olur. Bu görevde tek can, tek düşünce olarak bir program üzerinde çalışacağız...

Cehil giderilmedikçe yerimizde kalırız...

Yerinde duran bir şey ise “geriye gidiyor” demektir.

Ordularımızın kazandığı zafer, eğitim ordularının zaferi için yalnız zemin hazırladı. Gerçek zaferi eğitim ordusu kazanacak ve sürekli kılacaktır”.

 

Yukarıdaki Fransız Eğitim Bakanının tavsiyeleri 1945 ten sonra diğer emperyalist devletlerden ABD tarafından daha da yoğunlaştı.

 

ABD'nin devamlı TOPLUMU GERİCİLEŞTİRME, Atatürkçülüğü, Ulusçuluğu, Laik devlet yönetim biçimini bırakıp, bir şeriat devletinin kurulması için EĞİTİM sistemini dinselleştirme çabaları dayatılıyordu.

Ve Recep Peker’in Başbakanlığında Ali Kemal’in müsveddesi Milli Eğitim Bakanı Şemsettin Sirer 1946 yılında Köy Enstitülerinin sırtına ilk hançeri vurur. Tesadüfe bakın ki; Şemsettin Sirer de bugün Milli Eğitimi şeriatçıların yuvasına dönüştürmek isteyen İsmet Yılmaz gibi o da Sivas Milletvekili idi.

 

1950’li yıllara gelindiğinde ABD’nin isteği ve dayatması üzerine Komünizmle Mücadele dernekleri ve İlim Yayma Cemiyeti kurulur.

Ordu içinde birçok asker bu derneklerde görev alır.

Bunlardan birisi de zamanın Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’dı. Hem de her iki derneğin fahri başkanlığını yürütüyordu.

 

“1970 yılında devrimci gençlere yapılan hukuksuz saldırılar karşısında Sayın İsmet İnönü haber göndermiş, benimle gizlice görüşmek istediğini söylemiş.”
Dediği saatte gittim. Beni her zamanki inceliği ile karşıladı.
“Bak dedi; bilirim senin ağzın pektir. Sana bir sır tevdi edeceğim.”
Bunu grubumdaki en yakın arkadaşlarıma bile açmadım...
Bir süredir, laik okullar üzerinde kuşku yaratılmak, laik eğitime gölge düşürülmek isteniyor.
Bununla ilgili olarak da Cumhurbaşkanı hazretleri üzerinde birtakım haksız telkinlerin yapıldığına dair şüphem vardır.
Senin Cumhurbaşkanı hazretleriyle ilişkilerin çok iyidir, bunu biliyorum.
Gerçekten, bu konuda Sayın Cumhurbaşkanına bir telkin yapılıyor mu? Bu yolda bir telkin söz konusu ise etkisi nedir, öğrenmeni istiyorum" dedi.
-Bunun üzerine, doğru Cumhurbaşkanı Sayın Sunay'a gittim. Konuşma sırasında konuyu laik okullara getirerek bu okullar üzerinde birtakım kuşkular yaratıldığını ve bu okullarda yetişen gençlere çok haksız olarak gölge düşürülmeye çalışıldığını… Anlatırken; Cumhurbaşkanı Sunay, hemen sözümü kesti.
“Ne haksızlığı Osman Bey” dedi ve anlatmaya başladı: 
“Bugünkü okullar birer anarşi yuvası haline geldi. Bu okullarda yetişen gençlere, memleketin idaresi teslim edilemez.
On yıl sonra bunlar işbaşına geçecekler. Onlara nasıl güvenebiliriz? “Hem de biz laik okullara karşı, İmam Hatip Okullarını alternatif olarak düşünüyoruz.”
”Devletin kilit mevkilerine yerleştireceğimiz kişileri bu okullarda yetiştireceğiz” dedi.
-Bu hava içinde geçen görüşmemizi İsmet Paşa’ya ilettiğim zaman, İnönü: “Eyvah bu adamdan da hayır yok” dedi ve düşünmeye başladı.
 

(Mustafa Coşturoğlu – Toplumsal Çözülme- Gündoğan Yayınları) 

                                                        ***

12 Mart ve 12 Eylül Faşisit darbeleri ile eğitim sistemine saldırılar bitmiyordu. Asıl amaç eğitim sisteminin dinselleştirilmesi edilgen, biatçı bir neslin yetiştirilmesi için, tıpkı Ali Kemal gibi, Şemsettin Sirer gibi bir piyon milli eğitim bakanına gereksinimleri vardı.

Hemen İlim Yayma Cemiyetinin ordu içindeki en etkili isimlerinden General Hasan Sağlam’ı milli eğitim bakanı yaptılar. Ve gerici dinsel eğitim başlatılmış oldu.

 

12 Eylül'de sadece Fethullah Gülen örgütü ve diğer tarikat ve dinci derneklere hiç bir şekilde dokunulmadı.

ABD'nin emirleri doğrultusunda Fethullah Gülen Örgütüne dokunulmadığı gibi adeta ödüllendirildi.

Başta Fethullah Gülen Örgütü olmak üzere Menzil Tarikatı Milli Eğitimin atama merkezi olarak çalışmaya başladı.

Bu arada Öğretmenlerin en büyük kuruluşu TÖS’ten sonra olan TÖB-DER de kapatıldı.

Benim de içinde bulunduğum binlerce öğretmen işkencecilerin ellerine teslim edildi. Meslekten atıldı. Kitapları toplatılıp yakıldı.

 

Ama Bugün Kanlı Pazarın failleri, AKP’nin Milletvekillerinin çoğunluğu, bakanları meclis başkanı olan İsmail Kahraman’ın bağlı olduğu ilim yayma cemiyetinin de 16 yıl gibi başkanlığını yapan Hasan sağlam ve ardılları hala amaçlarına ulaşamadılar. Ulaşamayacaklar da. Okulları tarikat yuvalarına, sapıkların kadrolaştığı dinci vakıflara peşkeş çekemeyecekler.

 

12 Eylül Faşist darbesinin hala izleri silinmemişken, 12 Eylül faşist darbesinden sonra eğitim siyasal İslamcılara teslim edilmeye çalışılırken, 12 Eylül’ün ürünü olan AKP’nin OHAL bahanesi ile on binlerce öğretmeni meslekten çıkarıp açlığa mahkûm etmişken, şimdi de eğitim sistemini en gerici bir eğitim sistemine dönüştürmek istemektedirler.

Bu aydınlanma savaşımız bitmeyecek.

BİZ KAZANACAĞIZ…..

21 Temmuz 2017

 

Abdurrahim Sercan

TÖS ve TÖB-DER Kurucu üyesi

Emekli Öğretmen

Cumartesi, 22 Temmuz 2017 14:33 tarihinde güncellendi
 
 
mod_vvisit_counterBugün216
mod_vvisit_counterDün845
mod_vvisit_counterBu hafta1061
mod_vvisit_counterBu ay13016
mod_vvisit_counterTüm1821511