.
FAŞİZMİN DOĞUŞU PDF Yazdır E-posta

Bu makale 225 defa okunmuştur.

Yazar Abdurrahim Sercan   
Pazar, 12 Şubat 2017 17:29

 

FAŞİZMİN DOĞUŞU

 

-  Bilim insanını, sanatçıyı, yazarı, çizeri, öğrenciyi, işçiyi, çiftçiyi, madenciyi, gazeteciyi, itaat etmeyen herkesi düşman bilene #HAYIR

 

– Atatürk’e bitmeyen hınçlarını ve adını dahi anmadan O’nun la hesaplaşma arzularını dizginleyemeyen vefasızların kibirine #HAYIR

 

– Cumhuriyet’i kuran Gazi Meclis’in vergilerimle oluşan bütçenin nasıl kullanılacağına dahi onay veremeyecek hale getirilmesine #HAYIR

 

– Demokrasiyi son durağa götüren vasıta, Meclis’i ayaklarda pranga, insan haklarını ne idüğü belirsiz üst akılların oyunu sananlara #HAYIR

 

-Baskıya, dayatmaya, zulme, suçluyken güçlü olana, ötekileştirene, tek tipçiliğe, yok sayılmaya, yok etmeye çalışana #HAYIR

 

Dediği için Gazeteci İrfan Değirmenci

tarafsız olmadığı gerekçesi ile KANAL D den kovuldu.

Her dönemde oradan oraya sıçramayı hüner sayan Fatih Çekirge Evet dediği için görevde.

 

Türkiye’yi ortaçağ karanlığına götürmek isteyen zihniyet, Üniversitelerde Kanun Hükmünde Kararnamelerle Türkiye’yi çağdaş uygarlığa ulaştıracak olan Bilim insanlarından 4 Bin 184 Akademisyenin görevine son verdi. Ve cüppeleri AKP’nin polislerince ahlaksızca ayaklar altında çiğnendi.

 

Şimdi gelelim

FAŞİZMİN DOĞUŞUNA

 

“Mussolini bir Fransız gazetecisi ile yaptığı röportaj da kendini tarihte yeni bir dönemin yaratıcısı sayıyor.

 

Ona göre bir tek gerçek var, o da ulus. Uluslararası bir düzene ve uyuma boş veriyor.

 

Emekle sermayeyi uzlaştırarak toplumdaki bütün hoşnutsuzluklara çare bulacak, grevleri önleyecek ve bütün çıkar çatışmalarını yok edecekmiş!

 

Önce; Basın özgürlüğü 1925’te çıkan bir yasayla ortadan kaldırılmış.

Bir gazeteciler meslek odası kurulmuş. O da faşistlerin yönetiminde. Odaya üye olmayan kimse gazetecilik yapamıyor".

 

 Muhalefet basını diye bir şey kalmamış İtalya’da.

“Toplanma özgürlüğü yasaklanmış.

Sokaklarda izinsiz gösteri yasak. Önce validen izin gerekiyor.

“Telefonlar dinleniyor, mektuplara el konabiliyor.

 

280 bin milisten oluşan yeni bir polis örgütü kurulmuş.

 

“Mussolini hem parti başkanı, hem de başbakan. Tüm yetkiler onda toplanıyor.

Partinin kendi milis güçleri var.

Partinin bütçesi var.

Yani, parti, devlet içinde devlet.

 

“Bütün sendikaları yok edip kendi sendikalarını kurmuşlar.

“Okullarda faşist gençlik örgütleri oluşturulmuş.

Çocuklar bu örgütlerin içinde yetiştiriliyor. Okul kitapları hep faşist ideolojiye göre yazılmış.

Gençliğe verilen eğitimin üç ana ilkesi var: inanmak, itaat etmek, savaşmak.

“Her şeyin başı disipline dayanıyor. ‘disiplin silâhların en yücesidir’ ve ‘Duçe her zaman haklıdır,’ deniyor.

 

“Ekonomik düzen özel sektöre dayanıyor. İşverenler, yani patronlar, bankacılar, işadamları Duçe’den çok hoşnut. Hepsi Mussolini’yi destekliyor.

 

“Ceza yasasını da ona göre düzenlemişler. Bu yasa devletin sosyal, ekonomik, siyasal ve hukuksal düzenini değiştirmek, bir sınıfın başka bir sınıf üstünde egemenliğini sağlamak için örgüt kurmayı, dergi ve gazete çıkarmayı ve her türlü propagandayı yasaklamış.

“Ne demek bu? Parti kuracaksın, ama amaç ülkenin ve devletin düzenini değiştirmek olmayacak. Dergi çıkartacaksın, ama sosyal ve ekonomik düzeni eleştiremeyeceksin. Cezası korkunç! Yaşam boyu hapis. İşte faşizm dedikleri bu.

Yani, faşizm tüm sosyalist eğilimlere kapalı. İtalya’da Cumhuriyetçiler, solcular, yurtseverler  kıyameti koparmışlar, ama neye yarar!

 

İtalya’da faşizmin yükselişinden bir süre sonra da Almanya’da Hitler’in işbaşına gelerek Nazi rejimini kuruyor.. Yıllar son­ra bu gelişmeler Ankara’da da büyük ilgi uyandırır.

Atatürk 1936’da Recep Peker’i bu konuları yakından incelemek üzere İtalya’ya ve Almanya’ya gönderiyor.

İncelemelerini büyük bir hayranlık­la tamamladıktan sonra Ankara’ya dönen Recep Peker bu konuda par­ti kurultayına sunulmak üzere bir rapor hazırlayarak, Başbakan İsmet İnönü de raporu incelemeden onaylayarak Atatürk’e iletirler.

 

ATATÜRK’ÜN özel sekreteri Hasan Rıza (Soyak) Bey’in yıllar sonra anlattığına göre Atatürk faşist yönetim düzeni hak­kında şöyle diyecektir:

 

“Kimlerdir o ülkedeki bu zorbalar?

Onları kimler seçiyor?

Bütün kuvvetleri kendisinde toplayan, devleti ve memleketi tek başlarına yönetecek olan yüksek meclisin üyeleri nasıl seçilecek?

Bu zorbalar kurulu güç ve yetkilerini kimden alacak?

Hayret!

Bu ne sakat düşüncedir, bu nasıl zihniyettir!

Görülüyor ki; varmak istediğimiz hedef henüz en yakın arkadaşlar tarafından bile, zer­re kadar anlaşılmış değildir.

Çocuk, biz öyle bir idare istiyoruz ki bu ülkede bir gün eğer dünyada hükümdarlığa karşı gittikçe ar­tan akımlara rağmen direnenler varsa padişahlıktan vana olanlar bile bir parti kurabilsinler..

 

Atatürk raporu incelerken Soyak’a şunu soracaktır:

“Bunları İsmet Paşa okuduktan sonra mı imza etmiştir? Hayır, hayır, mutlaka okumamıştır. Sen şimdi telefonla İsmet Paşa’yı ve Recep Bey’i bul, buraya gelmelerini rica ettiğimi söyle.”

Her ikisi de bir süre sonra Köşk’e gelirler. Ve Recep Peker’in Faşizme ilişkin raporu bir daha hiç sözü edilmemek üzere tarihin çöplüğüne atılır.

 

Abdurrahim Sercan

12 Şubat 2017

www.68dayanisma.org

 

 

 
 
mod_vvisit_counterBugün2091
mod_vvisit_counterDün893
mod_vvisit_counterBu hafta11047
mod_vvisit_counterBu ay31692
mod_vvisit_counterTüm1475031