.
Nazım Hikmet ve Refik Erduran PDF Yazdır E-posta

Bu makale 610 defa okunmuştur.

Yazar Abdurrahim Sercan   
Cumartesi, 07 Ocak 2017 14:40

  

nazim_hikmet        NAZIM HİKMET VE REFİK ERDURAN

 

Bugün Gerçek Gündem haber sitesinde Refik Erduran’ın hayatını kaybettiğini öğrendim. IŞIKLAR İÇİNDE UYUSUN

Birden Nazım Hikmet’in yurt dışına zoraki kaçışı Hıfzı Topuz’un Hava Kurşun Gibi Ağır Romanındaki anlatım gözümün önünde canlandı.

 

1950 Temmuzda Nazım’ın hapis çıkmış, henüz üç ay geçmemişti ki;

Bir gün evinin kapısında bir polisle karşılaştı.

“Nazım Bey sizi askerlik şubesine götüreceğim.”

“Neden hayrola?”

“Askerliğinizi yapmamışsınız.”

“Nasıl olur ben askeri okuldan mezunum, askerliğimi yapmış sayılırım.

“Ben bilmem efendim, onu siz şubede anlatın.”

Nazım çaresiz askerlik şubesine gitti. Orada da aynı sözler.

 

VE KAÇIŞ

Son olarak aklına küçük kız kardeşi Melda’nın nişanlısı Refik Erduran geldi.

 

Nâzım Refik’le kaçış tarihini 17 Haziran 1951 Pazar sabahı olana saptamıştı.

Nâzım Tarabya burnunda bekleyecek, Refik de motorla kıyıya yaklaşarak kendisini alıp götürecekti.

Nâzım ile Münevver sabahın erken saatlerinde vedalaştılar. Münevverin gözleri yaş içindeydi. Nâzım yanına bir çanta bile almadı. Sabah yürüyüşüne çıkmış gibiydi. Polisler uykudaydı, peşine takılan olmadı. Nâzım telaşsız bir biçimde iskeleye kadar yürüdü. İlk vapurla Beşiktaş’a geçti. Oradan da bir taksiye binerdi Tarabya’ya vardı.

Sıcak bir sabahtı. Rıhtımdaki gazinoların teraslarında Rum garsonlar sabah hazırlıkları yapıyordu. Bereket içlerinde Nâzım’ı tanıyan yoktu. O da sakin adımlarla restoranların ve meyhanele­rin önünden geçtikten sonra Konak (Tarabya) Oteli’nin bulun­duğu köşeye geldi. Orada da canlılık yoktu. Hortumla otelin önü­nü yıkayan görevlilerden başka kimse görünmüyordu.

Nâzım oradan boş gözlerle denizi, martıları, açıktaki tekneleri seyrede ede burna uzandı. Saat 9 olmuştu. Refik uzaktan Nâzım görür görmez motoru kıyıya yanaştırdı. Nâzım son kez arkasına baktıktan sonra rahatça tekneye atladı.

“Hoş geldin Nâzım Ağabey, olumsuz bir şey yok değil mi?”

“Hayır, hiçbir terslik olmadı.”

“Öyleyse gidiyoruz.”

“Hoşça kal Boğaz kıyıları! Elveda İstanbul!”

Refik motoru önce güneye, karşı kıyıya doğru sürdü, sonra da kuzeye, Karadeniz’e açıldılar. Rumeli ve Anadolu Fenerleri kü­çüldükçe küçüldü. Artık kıyılar görünmüyordu. Derken açıkla bir gemi gözlerine ilişti. Yaklaşmalı mı, yaklaşmamak mı? Ya bir Türk gemisiyse? Sonunda yaklaştılar. Bu bir Rumen yük gemisiy­di. Adını okudular, Plekhanov. Geminin üzerine doğru yol alma­ya başladılar, iyice yaklaşınca Nâzım Rusça bağırdı:

“Durun! Ben Türk şairi Nâzım Hikmet!”

Gemi yol alıyordu, biraz daha yaklaştılar. Nâzım yine haykır­dı:

“Ben şair Nâzım Hikmet! Gemiye binmek istiyorum!”

Güverteye gelen Rumen gemicileri;

“Defolun! Uzaklaşın!” diye bağırdılar.

 

Refik karamsardı. Dönmek istiyordu. Nâzım ise asla geminin peşini bırakmak niyetinde değildi.

Bir süre daha böyle geminin peşinden haykıra haykıra gittiler, ikisi de artık umutsuzluk içindeydi. Birdenbire Plekhanov stop et­li. 5-10 gemici güverteden onlara el sallıyordu. Derken iskele in­dirildi. Demek ki Nâzım’ın kim olduğu anlaşılmıştı. Nâzım tam iskeleye atlayacağı sırada Refik’e;

“Haydi, sen de gel,” dedi.

“Nereye?”

“Elinin körüne, benimle gel diyorum.”

Refik gidecek durumda değildi, hiç aklından öyle bir şey ge­tirmemişti. İstese pasaportuyla çıkabilirdi. Hem de kaçması için bir neden var mıydı? Üstelik askerliğini yapıyordu. Tekneyi de Malik’ten ödünç almıştı. Denizin ortasında ne olurdu o tekne?

“Gelemem,” dedi, “biliyorsunuz ben kitap basacağım, film yapacağım, hepimizin kaçıp gitmesi doğru mu?”

Nâzım gülümsedi, Refik’i kucakladı, göğsüne bastırdı ve ay­ındılar. Nâzım merdivenleri tırmanırken güverteden alkış sesleri yükseliyordu.

İlk Şaşkınlık

Nâzım’ın Türkiye’den kaçtığını ilk kez 20 Haziran’da Bükreş Radyosu duyurdu.

Ertesi gün de Cumhuriyet gazetesi haberi bi­linci sayfadan açıkladı. Herkes şaşkınlık içindeydi.

O sabah olayı Cumhuriyetten okuyan Akşam gazetesi istihba­rat şefi Hıfzı Topuz derhal Vâlâ Nurettin’i arayarak kendisinden bilgi istedi. Vâlâ Bey de Cumhuriyet’i okumuştu, heyecan içindeydi, Nâzım’ın kaçışını o sabah öğreniyordu.

“Nâzım bugünlerde Ankara’ya giderek yetkililerle askerlik işi­ni konuşacaktı. Çok şaşırdım. Biliyorsun Türkiye’den ayrılmayı asla düşünmüyordu.

Abdurrahim Sercan

 

 

Cumartesi, 07 Ocak 2017 15:16 tarihinde güncellendi
 
 
mod_vvisit_counterBugün384
mod_vvisit_counterDün1170
mod_vvisit_counterBu hafta4048
mod_vvisit_counterBu ay23698
mod_vvisit_counterTüm1803648