.
"Kanla irfanla kurduk biz bu Cumhuriyeti" PDF Yazdır E-posta

Bu makale 528 defa okunmuştur.

Yazar Abdurrahim Sercan   
Pazar, 23 Ekim 2016 10:48

 

“KANLA İRFANLA KURDUK BİZ BU CUMHURİYETİ…”

 

Cumhuriyetimizin nasıl kurulduğu, “Harbiye Marşı”nda bu tümce ile özetlenmiştir.

“Kanla irfanla kurduk biz bu Cumhuriyeti…”

Zaten başka türlü kurulması da düşünülemezdi…

O doğum sancıları çekilmeseydi; nurtopu gibi bir Cumhuriyetimiz olur muydu?...

Şimdi her kafadan bir ses. Önce Laiklik tartışması, ardından Cumhuriyet karşıtı dindar ve kindar gençlik yetiştirmek için proje okulları,

Lozan tartışması, Anıt Kabir’e çocuk oyun parkı, spor sahası ve CUMHURİYET’İ ortadan kaldırıp, ne olduğu belirsiz bir UCUBE başkanlık sistemi tartışmaları.

MHP Genel Başkanının neden ve niçin-i belli olmayan Başkanlık tartışmalarını gündeme getirmesi.

1960’lı yıllarda İlim yayma cemiyeti ve komünizmle mücadele derneklerine paramiliter  güç olarak ABD emperyalizmi tarafından dizayn edilen MHP ayakta durmak için yeni görevler peşinde koşuyor.

Asıl amaç ABD’nin 1945’lerden beri çok istediği Cumhuriyeti ortadan kaldırıp yerine Ilımlı İslam Devletine geçişmenin yapılması ki;

2002 yılına kadar saygın demokratik ve Laik olarak anılan Türkiye Cumhuriyet’i için

1 Nisan 2004 tarihinde ABD Dışişleri Bakanı Colin L.Powell, Alman ZDF Televizyonu muhabiri Maybritt Illner ile yaptığı görüşme sırasında şunları söylemiştir:

Irak’ta da “bir İslam cumhuriyeti olacaktır; diğer İslam cumhuriyetleri gibi, Türkiye ve Pakistan’daki gibi. Ancak bir anayasal çerçeve içinde olacaktır ve şeriat kanunu, Kuran kanunu hukukun temellerinden yalnızca biri olacaktır.”

Colin L.Powell’e Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Faruk Loğoğlu, 5 Nisan 2004 tarihinde Türk-Amerikan Konseyi’nde kalabalık bir Türk ve ABD’li davetli topluluğu önünde söyle yanıt vermişti.

‘Türkiye Cumhuriyeti, demokratik ve laik bir devlettir. Devlet ile din arasında kesin bir ayrım vardır. Türk Anayasası’nın hiçbir yerinde belirli bir dine atıf yapılmaz. Türkiye’de yasalar sadece laik temellere dayanır. Din, Türkiye’de yasaların kaynağını oluşturmaz. Bunun sonucu, inançları ne olursa olsun bütün Türk vatandaşları aynı yasalara tabidirler. 70 milyonluk nüfusunun yüzde 98’i Müslüman olan Türkiye’de din özel alana ilişkin bir konudur. Özetlemek gerekirse, Türkiye demokratik ve laik bir devlettir.’

Unutulmasın ki; Türkiye’yi Orta çağ karanlığına sürüklemek isteyenlere daha Cumhuriyet’in onuncu yılında şöyle haykırıyordu her yaştan bütün ulus.                          

Bir hızla kötülüğü, geriliği boğarız;
Karanlığın üstüne güneş gibi doğarız.
Türk’üz, bütün başlardan üstün olan başlarız;
Tarihten önce vardık, tarihten sonra varız.

Örnektir uluslara açtığımız yeni iz;
İmtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir kitleyiz.
Uyduk görüşte bilgi, gidişte ülküye biz;
Tersine dönse dünya yolumuzdan dönmeyiz.

Cumhuriyet’e kastetmek isteyenler boşuna heveslenmesinler. Daha önceleri Cumhuriyetle savaşmak isteyenlerin bugün yerlerinde yeller esiyor.

(Cumhuriyet Gazetesinden)

 cum1

Yine unutulmasın ki; hala “Harbiye Marşı” nı içlerinde hisseden MUSTAFA KEMAL’İN ASKERLERİ ve MUSTAFA KEMAL’İN GENÇLİĞİ CUMHURİYETİ ve DEVRİMLERİ KORUMAK İÇİN GÖREV BAŞINDADIR:

“Türk genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, ‘Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır.’ demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.

Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, ‘Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir.’ diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek, ‘Demek adliyeyi ıslah etmek, rejime göre düzenlemek lazım.’ diyecek.

Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haklı ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, ‘Ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir.’

İşte benim anladığım Türk genci ve Türk gençliği!”

Abdurrahim Sercan

www.68dayanisma.org

 
 
mod_vvisit_counterBugün922
mod_vvisit_counterDün1682
mod_vvisit_counterBu hafta16623
mod_vvisit_counterBu ay38933
mod_vvisit_counterTüm1664110