.
Bir Devrim, İki Darbe PDF Yazdır E-posta

Bu makale 771 defa okunmuştur.

Yazar Abdurrahim Sercan   
Çarşamba, 20 Temmuz 2016 03:31

Bir Devrim, İki Darbe

15 Temmuz Fetullah Gülen Örgütünün darbe girişimini çözebilmek için, 27 Mayıs 1960 Devrimini, karşıtı olan 12 Mart 1971, 12 Eylül Faşist darbelerini çok iyi analiz etmek gerekir.

27 Mayıs 1960 devrimini, 12 Mart 1971 Faşit darbesini ve 12 Eylül 1980 faşit darbelerini yaşadım.

12 Mart-12 Eylül Faşist Darbelerinin acılarını ve işkencelerini yalnız bizler değil, eşlerimiz ve çocuklarımızda yaşadı....

Darbelerin tamamında gericilik, dincileştirmek, komünizmle mücadele dernekleri, İlim Yayma Cemiyetinin kışkırtmaları ve İmam Hatip Okullarının rol oynadığına şahit oldum.

Ve yapılan darbeler CIA tarafından yerli işbirlikçilere verilen direktifler ve öneriler çerçevesinde gerçekleşmiştir.

Neden 27 Mayıs:

ABD dünyanın en kindar, en dindar ve en TERÖRİST devletidir.

Hala ABD için Vilson prensipleri geçerlidir.

Ve Emperyalizme karşı Kurtuluş Şavaşı veren Türkiye'den intikam almak için devamlı senaryolar üretmektedirler.

Hele bir de Mustafa Kemal Atatürk'ün Yırıttığı Chester İmtiyazı anlaşması varken.

Amiral Chester'in adını taşıyan imtiyaza göre, Amerikalılar, Türkiye sınırları içinde döşenmiş ve döşenecek tüm demiryolları boyunca, rayların 20 km sağında ve 20 km solunda yer alan arazi şeridinde, bütün yer altı ve yer üstü zenginliklerin tüm haklarını kendilerine verilmesini istemişler, kurulan şirketin ismini de Osmanlı- Amerikan Şirketi vermişler. Bu şirketin faaliyet sahasında da başta petrol, altın, kömür, krom, bakır, gümüş, cıva, çinko, demir, manganez, gibi maddeler eklemişler. İşte Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye'nin bağımsızlığına ters düşen, hatta Sevr'deki gibi Türkiye'nin parçalanmasına yol açabilecek bu imtiyazı yırtıp çöpe atmıştır.

ABD intikam mı alıyor?

ABD Dışişleri Bakanı Dulles'm 1956'da verdiği " Din ve siyaset birbirinden ayrılmaz. Dünya işlerini çözümlenmekte , seçeceğimiz yol dini görüştür" demeci.

WiIliam C. Bullitt'in 1946'da ortaya koyduğu Soğuk Savaş Amerikan stratejisinin hiç değişmeden uygulandığını gösteriyordu ve yönetime geleli altı yıl olmasına karşın ABD'nın istediği din devletine dönüşü daha gerçekleştirememiş olan Menderes'in Demokrat partisine bir uyarıydı.

Menderes Türkiye'de Din Devleti İstiyor

Amerika'nın Dışişleri Bakanı düzeyinde yaptığı bu uyarı Menderes yönetimince bir buyruk olarak algılanmış ve Menderes'in buyruğuyla partide Anayasa'dan laik yönetim ilkesi atılarak yerine din devleti ilkesi konulması için çalışmalar başlamıştı.

Bu konuda İsmet Bozdağ olanları şöyle anlatır.

İçlerinnde Konya Milletvekili Fahri Ağaoğlu'nun da bulunduğu bir grup, Anayasa'nın (laik yönetim biçimini vurrgulayan) 14'üncü maddesini değiştirerek, devleti laiklik ülkesinin dışına çıkartmak istiyorlardı. (...) 1957 Seçimleri sonrası Konya Milletvekili Fahri Ağaoğlu'nun yeni bir Anayasa taslağı hazırladığını ve bu taslakta (Laiklik maddesinin kaldırılarak yerine) “Türkiye Cumhuriyeti devletinin dini İslamdır." maddesınm bulunduğunu işitmiştik. (...) Bağdat paktının bir toplantısı için (Menderes'le birlikte) Bağdat'a gitmiştik. Menderes:

-... "Biz buraya niye geldik?.. Amerika'nın ve İngiltere'nin arkaladığı bir bölge yapısının müzakeresinde bulunaya.. İslam zemini üzerinde bir anlaşma yapmak ve bütün 0rtadoğu Müslümanlarını bir araya getirmek niçin mumkun olmasın? Türkiye buna öncülük yapabilir mi? Konuyu Ankara ya dönüşte yeniden ele alalım., 'Hatırlat! bana"

Menderes'in bu konuda Mazlum Kayalar'ı görevlendirdiğini öğrendim. (...) (Menderes şöyle demişti:)

-..."Aynı dine bağlı, aynı kültürü paylaşan milletler ve ülkeler arasında niçin uzun ömürlü anlaşmalar yapamayalım? ... sizden bu konu üzerinde çalışmanız, ve belki bitkaç proje üretmenizi rica ederim.

Bu çalışmaların şimdilik gizli kalması gerektiğini anlayacağınızdan eminim.

Sonuç olarak ABD güdümünde olan ve Menderes yönetimince NATO'ya sokulan Türkiye, eğer 27 Mayıs'la engellenmemiş olsaydı, adı tarihten silinmiş bir bir ülke olacak; Türkiye Cumhuriyeti Devleti, ortadan kaldırılarak, adı Ortadoğu Birleşik İslam Devletleri vs. olan ve kıblesi Washington'a dönük kukla bir devlet kurulacak bu devlet II. Abdülhamid yasalanyla yönetilecekti.

12 Mart Faşit Darbesi

27 Mayıstan sonra seçimler yapılmış ABD'nin yardımlarıyla seçimi kazanan Adalet Partisi hükümeti kurmuş ve ABD seçim kazandıran yardımları karşılığında Demirel'den Ulus-devleti yıkarak yerine “Türk-Kürt fedareasyonu” kurmasını “rica” etmişlerdi.

Bkz.M.İlhan Erdosf, Yeni Dünya Düzenine zorlanması odağında Türkiye. Onur y. 1.bs ağst 1999 s.59 – Sadi Koçaş, Atatürk'ten 12 Mart'a Anılar.

1965 sonrası birden kanser uru gibi İmam Hatip Okulları, Kuran kursları, tarikat yuvaları ülkenin dört tarafını sarmış, yer yer birçok olaylar yaşanmış, Atatürk Heykellerine saldırılar, Öğrenci olayları özellikle devrimci öğrencilerin katledilmesi, İlim Yayma cemiyeti militanlarının kamplarda silahlı eğitimleri, Komer olayı, Kanlı Pazar olayı ve 6.Filonun askerlerinin

denize atılması. İşçi hareketlerinin yanında halk hareketlerininde başlaması.

1961 Anayasası'nın düşünce özgürlüğü, sendikalaşma, hukukun üstünlüğü ilkesi, Siyasi Partilerin her kesimin sesini duyurabilmesi ve Türkiye İşçi Partisinin etkin muhalefeti.

Demokrasiyi içine sindiremeyen eğemen güçler ABD'nin de desteği ile 12 Mart Faşist Darbesini doğurdu.

12 Mart Faşist Darbesi sonucu tüm yurtseverlerin, devrimcilerin en ağır işkenceden geçirilmesi, DENİZ GEZMİŞ– YUSUF ASLAN – HÜSEYİN İNAN'IN idam edilmesi, Kızıldere'de MAHİR ÇAYAN'LA BİRLİKTE 10 devrimcinin topluca katledilmesi...

ABD bir türlü kana doymuyor. Çeşitli görevlerle Türkiye'de bulunan CIA ajanları vasıtasıyla Anadolu'yu adım adım gezerek ALEVİ- SUNNİ, TÜRK-KÜRT çatışmalarının çıkması için yoğun çaba harcıyorlar.

Sonuç olarak, Kahraman Maraş, Tokat, Sivas ta Alevilere karşı saldırılar olmuş ve yüzlerce yurttaş insanlık dışı yöntemlerle katledilmişlerdir.

Yine 1 Myıs 1977 olaylarında Sular idaresi binası üstünden ve meydandaki otelden keskin nişancılarca ateş açılmış ve 34 yurttaşımız katledilmiştir.

Faşistlerce kurşunlanarak, boğularak öldürülen Devrimcilerin katilleri korunmuştur.

İşte bu olaylar 12 Eylül Faşist derbesinin ikinci gününde birden kesilmiştir.

12 Eylül Faşist darbesinde 50 den fazla genç idam edilmiş, onbinlerce yurttaş cezaevlerinde çok ağır işkenceler görmüş, yüzbinlerce yurttaş göz altına alınmış. 12 Eylül Faşist Darbesi ile ilgili onlarca kitap yazıldı. Hala faşist darbelerin acıları devam etmektedir.

12 Eylül'de sadece Fetulla Gülen örgütü ve diğer tarikat ve dinci derneklere hiç bir şekilde dokunulmadı.

ABD'nin emirleri doğrultusunda Fetullah Gülen Örgütüne dokunulmadığı gibi adeta ödüllendirildi.

Bu konuyu araştıranlar, yazanlar teker teker katledildi.

Şimdi Uğur Mumcu'nun ölmeden önceki son yazısını... yani 22 ocak 1993 te Cumhuriyet Gazetesindeki yazısının bazı bölümlerini birlikte paylaştığımızda 15 Temmuz Kalkışmasını daha iyi anlayacağız.

Ve bir daha soralım Uğur Mumcu'nun katledilmesinin gerekçesi bu yazı mı?

Yazısının başlığı "İMAM - SUBAY"...fazla söze gerek yok....

İmam-hatip liselerini bitirenler neden ilahiyat fakülteleri ve İslam enstitülerine gitmiyorlar da ille de kaymakam, vali, savcı ve subay olmak istiyorlar? Bu uzun vadeli eğitim ve bürokratik yerleşim projesini kimler planlıyor?”

''İmam-hatip olarak yetiştirilenler emniyet müdürü, savcı, yargıç, kaymakam olacaklar; bu yasa değişikliği TBMM'den geçerse subay da olacaklar. Neden ilahiyat fakülteleri ile yüksek İslam enstitülerini bitirenler din adamı olarak çalışmıyorlar?'' .....

.

''Üstelik, mesleki ve teknik öğrenim liselerinde öğrenci sayısı artışı yüzde 374, imam-hatip liselerinde yüzde 1.246 olmuştur. Genel liselerde öğrenci sayısı son yirmi yılda 3 kat, meslek liselerinde 4.9 kat, imam-hatip liselerinde 13.4 kat artmıştır".......

''İmam-hatipliler din adamı olarak çalıştırılmayacaklarsa neden art arda imam-hatip okulları açılıyor. Neden bu okullardaki öğrenci sayısı her yıl bu kadar artıyor?''

''Dinsel ticaret 12 Eylül 1980 müdahalesinden sonra parasal kaynağa da kavuşarak devlet içinde de köşe başlarını tuttu.

Ellerinde yayın organları, yayınevleri, televizyon kanalları ve arkalarında da Suudi kökenli İslam bankerleri var.

1983 yılında Milli Eğitim Temel Yasası'nı değiştirdiler, bugün Harp Okulu yasasını..."

Uğur Mumcu'nun 22 Ocak 1993 günlü son yazısı şu satırlarla bitiyor:

''Yaşa var ol Harbiye. Selamünaleyküm sivil toplum. Maşallah ikinci Cumhuriyet. Ruhuna el fatiha laiklik"......

Geçmiş olsun, geçmiş olsun...”

Şimdi Kısaca 15 Temmuz 2016 gecesini ve Fetullah Gülen Darbe girişimini Uğur Mumcu 23 Yıl önce yazmış,

TV ekranlarında “anlı şanlı!” paşalar, bunlar Türk Askeri olamaz bunlar terörist diye ahkam kesiyorlar.

Peki bunların sicillerinin altında hangi kuvvet komutanlarının, hangi genel kurmay başkanlarının imzası var.

Kimler bunları kuvet komutanı olarak atamasını yaptı.

Peki Fetullah Gülen Okullarına her türlü devlet desteğinin sağlanması için verilen resmi emirleri kimler verdi.

Peki Fetullah Gülen Okullarını görmek, desteklemek için hangi milletvekilleri – Üniversite rektörleri ve iş adamları sık sık bu okulları neden ziyaret ediyorlar. (Merak edenlere sadece bir örnek vereceğim. 23 Ocak 2012 Tarihli Zaman Gazetesi.)

Sonuç olarak ABD Türkiye'ye karşı düşmanlığından ve Wilson Prensiplerinden vaz geçmeyecek. Mustfa Kemal Atatürk'ün TBBM de kabul edilen Chester İmtiyazı Anlaşmasını unutmayacaklardır.

Fetullah Gülen sadece bir piyondur. Arkasındaki güç CIA dan başka bir örgüt değildir.

Kaynak

1 -Rabıta - Uğur Mumcu

2 –Şeriatçı Terörün ve Batının Kıskacındaki Ülke Türkiye. Necip Hablemitoğlu

3-Türkiye'nin Siyasi İntiharı Yeni- Osmanlı Tuzağı -

4 -İblisin Kıblesi Cengiz Özakıncı Otopsi Yayın Yayınları

Abdurrahim Sercan

19 Temmuz 2016

Çarşamba, 20 Temmuz 2016 04:23 tarihinde güncellendi
 
 
mod_vvisit_counterBugün404
mod_vvisit_counterDün2011
mod_vvisit_counterBu hafta9451
mod_vvisit_counterBu ay34339
mod_vvisit_counterTüm1558710