.
İKİ LİDER PDF Yazdır E-posta

Bu makale 2370 defa okunmuştur.

Yazar Abdurrahim Sercan   
Perşembe, 28 Ağustos 2014 18:34
Değerli dostlar
Yıl 2002
Siyasi Tarihimizde Örneği olmayan bir kutlama.
Seçimin üzerinden daha 48 saat geçmeden, resmi olmayan kesin sonuçları daha YSK tarafından açıklanmadan, Deniz Baykal ve arkadaşlarının AKP genal merkezine kutlama ziyareti yapması nasıl yorumlanabilir? Seçimi kaybeden Cumhuriyetle yaşıt 80 yıllık (2002 Tarihi itibariyle)CHP’nin genel başkanı ve arkadaşları, zafer kutlamaları yapılan kökten dinci AKP’nin genel merkezini ziyaret ediyorlar. Baykal burada yapıcı ve iyi niyetli muhalefet yapacağını ilan ediyor.
AKP genel merkezini ziyareti sırasında Tayyip Erdoğan ile görüşen Deniz Baykal, sanki koalisyona aday bir partinin genel başkanı gibi açıklamalarda bulunuyor.
(Mehmet Bölük Mecburen kitabı sayfa 12)
Yıl 2014
10 Ağustos tarihinde tüm devlet kurumlarının başta TBMM olmak üzere; AYM, Yargıtay, YSK, Danıştay, Anadolu Ajansı, TRT, Retük v.b.gibi kuruluşların yanında  Ankara’da İşkembeci salonlarında araştırma yapan araştırma şirketlerinin yasa tanımamazlık, yek yanlı çabaları sonunda Cumhurbaşkanı seçilen Recep Tayyip Erdoğan’ın  28 Ağustos 2014 günü yemin törenine katılmayarak dik duruş gösteren CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu.
Yıl 2002- 10 Aralık
Yer Beyaz Saray, Daha Recep Tayyip Erdoğan yasaklı ve milletvekili değil, Bush ve karşısında Erdoğan.
BUSH Erdoğan’ın Milletvekilliği ve Başbakanlığı içinşöyle konuşuyor; 
 “Siz Türkiye’yi merak etmeyin. Onlar bizim adamlarımız. Biz ne dersek, onlar yapar”  Çuvallayan İttifak Turan Yavuz sayfa  157-158-159-160
Yıl 2011 
Genel seçimler sonrası; CHP Milletvekilleri ABD’nin güdümünde İsrail’i savunmak için Malatya Kürecik’te ki Radar Üssünün kaldırılması için eylem yapıyor ve bu olayın peşini hala bırakmıyor, ve gündemde tuymaya devam ediyor.
Yıl 2012 18 Mart
Kılıçdaroğlu “Ne işimiz var bizim Afganistan’da, Suriye’de. ‘Suriye’ye gir’ diye sırtımızı sıvazlıyorlar. Ne zamandan beri Müslüman Müslüman’a kurşun sıkmaya başladı. Emperyalistlere taşeronluk yapmayacağız” dedi.
20 Kasım 2012 
Gaziantep CHP Milletvekili Mehmet Şeker TBMM de yapıtığı konuşmada NATO’dan çıkmayı önerdi.
Yukarıda açıklamaların yanında bugün CHP’yi ABD’nin dizayn ettiği savları özellikle kendilerini ulusalcı(!) olarak adlandıran bazı milletvekilleri ve binde bir oy oranına sahip İşçi Partisi dilinden düşürmüyor. Son konuşmalarında Muharrem İnce de bu koroya katıldı.
Ama yolunda yürüdükleri Baykal’ın ne kadar ABD’ye yakın olduğunun farkında bile değiller.
Şimdi yorumsuz olarak;
Tüm Ulusalcıların, yurtseverlerin, yakından tanıdığı ve 2002 yılında şeraitçılığı, terörü ve bunları kollayan, besleyen kurumları yazdığı için tıpkı, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Uğur Mumcu, ahmet Taner Kışlalı gibi kalleşçe bir  siyasi cinayete kurban giden Dr.Necip Hablemidoğlu’nun “Şeriatçı Terörün ve Batının Kıskacındaki Ülke” kitabından bir bölüm okuyalım.
Sayfa 29 – 30 – 31 ve 32. 
A.B.D. DERİN DEVLET YAPILANMASI VE ANDIÇ TRAFİĞİ
ABD,  sonsuz  belleğe,  derin devlet  kavramı  ile bütünleşen ve birbirleri ile uyumlu  çalışan  kurumlan  sayesinde  sahip bulunuyor,  ABD'nin   iç  ve dış tehdit  odaklarının tabiri caizse çetelesini tutan,  izleyen,  raporlaştıran   ve sonra da gereklerini  yerine  getiren  kurumlar  ağının  zirvesinde    Ulusal  Güvenlik Konseyi  (NSC)  yer alıyor.  ABD  Başkanı,    bu Konseyin  de  Başkanlığını   yürütüyor. Altında ise  Başkan Yardımcısı, Dışişleri Bakanı ve Savunma Bakam bulunuyor. İstihbarat   konularında    CIA Başkanı,  askeri  konularda   da Genel Kurmay  Başkanı,  bu  Konseyin   "dışarıdan''   ancak "sürekli-değişmez" danışmanı statüsünde  görev  yapıyor.
Ayrıca,  derin devletin  zirvesinde,  NSC gibi  yürütme   yetkisi olmayan,  ancak NSC'nin yol  haritasını saptayan,  bir başka ifadeyle A.B,D.  ulusal  güvenliğinin ilkelerini  ve stratejisini belirleyen  Amerikan  Ulusal   Güvenlik  Komisyonu  da son iki yıldır  ülkenin  geleceğinde  önemli rol oynuyor.
ABD’nin bu sonsuz belleğe sahip olmasını sağlayan kurumlara gelince:
PENTAGON – CIA – FBI – DIA – NSA-SDDS – CFR gibi doğrudan iç ve dış güvenlikten sorumlu kurumlar da belirlenmiş sınırlar içinde ve rekabet etmeksizin yasal fonksiyonlarını yerine getiriyorlar. Tüm bu kurumlar derin devletin gücünü temsil ediyorlar.
Ya işin mutfak  kısmı?!.  
Dış  Temsilciliklerden  gelen  raporlar,  Amnesty   International    USA  ve   benzeri    sözde NGO'lara  gelen  ihbar   metinleri,  her türüu   istihbari bilgiler, bölgelere  ve konularına   göre  tasnif edildikten  sonra,  ilgili alt  kurumlara   değerlendirme  için  gönderiliyor,   Örneğin, Türkiye  söz
konusu  olduğunda,  özellikle  Amerikan Üniversitesi ve Georgetown Üniversitesinin yanı sıra, yarı müstakil olarak da Birleşik   Devletler  Barış Enstitüsü   (USIP)-ki  burada Andıç kurbanı (!) diye takdim  edilen Cengiz Çandar'in yanısıra Mark  Grossman,  Morton  Abramowitz  gibi  Türkiye’de   bilinen  İsimlerin   görev  yaptığı  öne sürülüyor.
Edgar  Hoover   Enstitüsü,   Stratejik   Araştırmalar Enstitüsü (CSIS), Küresel  Barış  Merkezi,  Kürt Enstitüsü gibi  alt kurumlar devreye  sokuluyor.
Bu alt kurumların toplantılarında ise Türklerden   özellikle  fethullahçı-nurcu   kesim  adına Dr. Hakan Yavuz, Prof.Dr.   Şerif  Mardin,  kürtlerle     ilgili Prof.Dr.  Dogu  Ergil, nakşilerle  ilgili Merve Kavakçı, Elisabeth Özdalga,  joker  olarak  da  Cengiz Çandar,  en sık rağbet ile davet edilen isimler olarak dikkat çekiyor. Bu  alt kurumlarda  etkili olan ABD'li İstihbaratçılar arasında  ise Dr. Chomsky,  Henri  Barkey,  Paul  Henze,  Graham Fuller, Dr. Michael Gunter,  Richard W. Murphy,  Francis J. Ricciardone  gibi isimler başı  çekiyor,  Değerlendirilen  tüm kişiler ve kurumlar,  ülke  (ABD) çıkarları açısından dost-düşman sınıflamasına sokulduktan  sonra,önerilerle birlikte bir rapor halinde  bir üst makama  gönderiliyor.  
Bir başka  ifadeyle. Türkiye'de  kullanılacak  etki ajanlarının belirlenmesi, lojistik destek  sağlanması, bu memorandumların   gereğini yerine getirmekle  yükümlü  söz konusu   alt kurumlar  tarafından gerçekleştiriliyor,
Özetle  söylemek  gerekirse,  her gün yüzlerce bilgilendirme-değerlendirme raporunun ve de memorandumun  (andıç) döndüğü  
bir trafik söz konusu . Ve A.B.D. tarihinde hiç kimse  çıkıp da,  birinci derecede gizliliğe sahip  bu andıçları  deşifre etmiyor,
hele hele hazırlayan kurumları ve  yetkililerini  mahkemeye   verecek   bir sapkınlığa  tevessül etmiyor,  
En basitinden,   çok sıkı bir istihbarat  araştırmasından sonra  akredite edilmiş yabancı  basın mensuplarının, doğal olarak  
en çok ilişkide bulunacakları Dışişleri   Bakanlığı  binasının  ilk iki katından  yukarıya çıkmalarına   izin verilmediğini   kimse  sorgulayamıyor.  
Ya Bizde?!. 
Nedense,  ikiyüz milyonu  aşkın ABD vatandaşı  arasından,  Nazlı Ilıcak, Cengiz Çandar, Gülay Göktürk,  Recai Kutan, Deniz  Baykal, Mehmet Barlas, Mesut Yılmaz, Fehmi  Koru ve benzerleri gibi bir tek bile demokrat(!) çıkmıyor.
Tabii bu nasıl demokratlıksa!..
Abdurrahim Sercan
Perşembe, 28 Ağustos 2014 18:45 tarihinde güncellendi
 
 
mod_vvisit_counterBugün835
mod_vvisit_counterDün1672
mod_vvisit_counterBu hafta835
mod_vvisit_counterBu ay8296
mod_vvisit_counterTüm2620497