.
“DAR-ÜL HARP” VE “DAR-ÜL İSLAM” İKİLİĞİ PDF Yazdır E-posta

Bu makale 2799 defa okunmuştur.

Yazar Abdurrahim Sercan   
Salı, 13 Mayıs 2014 08:44
Bugün ülkemizde yaşanan yolsuzluk – rüşvet – hırsızlık – hukuksuzluk - baskı- görevden almaların ve
TBMM de AKP Milletvekillerince başlatılan linç girişiminin altında Tayyip Erdoğan’ın Belediye Başkanlığı
döneminde yaptığı yolsuzlukların yattığı görülür.  
Bu yolsuzluk ve diğer dosyaların tamamı 2002 tarihinde Deniz Baykal’a Sevgili Mehmet Bölük
(İstanbul CHP İl Başkanı)tarafından verilmişti.
O gün bu yolsuzlukların üzerine gidilmedi. Hatta seçim kampanyası sırasında dahi AKP’yi ve Tayyip Erdoğan’ı
incitmemeye özen BAYKAL ve arkadaşlarının, köktendincilerin iktidarı ele geçirişlerini sessizce izlemesi,
rejim için ciddi tehlike oluşturmuştur.  
Yolsuzlukları ortaya çıkaran Mehmet Bölük (Ukranya’da şüpheli bir şekilde trafik kazasında ölmüştü.) 
Baykal ise, CHP içinde kendisine ve ekibine muhalif CHP’lilere  yakıştırılan CIA ile işbirliği yapıyorlar.
Bunlar çapulcular diyerek  meydan okumuştu.
 
Mehmet Bölük’ün 16 Haziran 2007 cenaze töreni günü DENİZ BAYKAL 2007 MİLLETVEKİLİ SEÇİMLERİ İÇİN
KENDİSİNİN BELİRLEDİĞİ MİLLETVEKİLİ ADAYLARI İLE BAŞKA GÜN YOKMUŞ GİBİ TAM CENAZENİN
KALKACAĞI GÜN TANIŞMA TOPLANTISI DÜZENLEYEREK MİLLEVEKİLLERİNİN CENAZE TÖRENİNE
KATILMASINI BİR TÜRLÜ YASAKLAMIŞTI. BUNLARIN DIŞINDA NE CHP GENEL MERKEZİNDEN,
NE CHP İSTANBUL İL BAŞKANLIĞINDAN NE DE BİREYSEL OLARAK HİÇBİR CHP MİLLETVEKİLİNDEN BİR ÇELENK
DAHİ GÖNDERİLMEMİŞTİ.
Vefa sözcüğü İstanbul’da bir semt olarak kalmaya hala devam ediyor.
CİHAT HAZIRLIĞI VAR
Mülkiye Başmüfettişi Candan Eren,  DGM'ye  sunduğu  raporunda Erdoğan’ın  ’Cürüm işlemek için çete oluşturmak,
ihalelere fesat karıştırmak  ve cihat  hazırlığı yapmak' suçlamalarına  yer verdi
CIHAT:
Tüm bu yollarla siyasi, sosyal ve ekonomik amaçları gerçekleştirmek amacıyla organize bir şekilde suç  
işlemek için oluşturulan teşekkül vasıtasıyla, devlet parasını, yani belediye parasını nitelikli yollar kullanarak
geleceğin başbakanını hazırlamak ve cihat hazırlığı yapmak için yönlendirmek ve zimmete geçirmek.
Günümüze baktığımızda: 
Karşı devrimciler Cumhuriyetin ilan edilmesi ve devrim yasalarının hayata geçirilmesi ile Cumhuriyet ve
Cumhuriyetin kazanımlarına karşı örgütlenerek savaş açmışlar, 1946’dan sonra daha da örgütlenerek
ülkenin yönetiminde yer bulmuşlardır..
İlkelliklerin bir bir yenilendiği 1946 sonrası, Osmanlı dönemi Celali ayaklanmalarını yıllarca besleyen
işsiz güçsüz kalan serseri medrese öğrencilerinin benzeri "suhteler" yeniden yetiştirilmektedir.  
İmam Hatip Okulları ve Kuran Kursları birer kanser uru gibi gereğinden fazla olarak niçin üretilip duruyor?  
Daha şimdiden ülkeye "dar-ül harp" ve "dar-ül islam"  ikiliği  sokulmuştur. Bu bir kundakçılıktır. 
Bu kundakçılık İmam Hatip Okullarında ve Kuran Kurslarında ders olarak okutulmakta, inanç olarak aşılanmaktadır. 
Bu kundakçılığın anlamı, ülkenin Müslüman ve Kâfir diye ikiye ayrılmasıdır. Örnek olarak, laik devlet,
laik okullar ve laik düşünce ve de laik devletin tüm kurumları, ülkeyi bir "dar-l harp' durumuna getirmiştir. 
Böyle bir ülkede barış olmaz barış sağlanmaz, çünkü kafirlik eğemendir. Ülke savaş durumundadır.      
Laikliğin kökü kazınmadıkça da ülkenin “dar-ül harplikten çıkması olanaksızdır.
Laiklik silinince, ülkeye güvenlik gelecektir, ülkeye barış gelecektir. İşte o zaman ülkede “dar-ül İslam olacaktır.     
Ülke "dar-ül İslam"  oluncaya değin de savaş durumu sürecektir.
Buna bağlı olarak Kur’an kurslarında öğrencilerin ettikleri yemin nasıl bir savaş içinde olduğumuzu daha iyi anlatıyor.
Kur'an  kurslarında  öğrencilerin  içtikleri  andın  tam  metni şöyledir:
"Ben Muhammed Müslüman ümmetindenim  ... Türkiye dinsiz, laik bir memleket haline. gelmiştir.
Hayatımı, Mustafa Kemal dinsizliği ile savaşa adayacağıma, Türkiye'yi bir din ve şeriat devleti haline getirmek için
mücadele edeceğime, Kemal Paşa zamanında çıkarılan dinsiz kanunların tatbikini önleyeceğime...
kısa zamanda, ümmet esasına dayanan şeriat devletinin. Kurulması için devlet idaresinde  
(Türkiye Cumhuriyeti Devleti)  söz sahibi olacak   mevkilere gelmek için  çalışacağıma,
dinim, Allah’ım ve bütün  mukaddesatım üzerine yemin  ve kasem   ederim"
(Prof Fehmi Yavuz: Ölüm Duyuruları, Dayanışma Yayınları Ankara 1983, s.16)
İmam Hatip okulları işte bu felsefenin hayata geçirilmesini başlıca ideal bilir.  
1970 Yılı öncesi eski Milli Birlikçi ve kontenjan Senatörü Merhum Osman Köksal Zamanın Cumhurbaşkanı
Cevdet Sunay’a gider. Konuşma sırasında konuyu laik okullara getirerek bu okullar üzerinde bir takım kuşkular
yaratıldığını  ve bu okullarda yetişen gençlere çok haksız olarak gölge düşürülmeye çalıştığını … anlatırken,
Cumhurbaşkanı Sunay, hemen sözünü keser. “Ne haksızlığı Osman Bey” der ve anlatmağa başlar.
” Bugünkü okullar birer anarşi yuvası haline geldi. Bu okullarda yetişen gençlere, memleket idaresi teslim edilemez.
On yıl sonra bunlar işbaşına geçecekler. Onlara nasıl güvenebiliriz? Hem de biz Laik okullara karşı,
İmam Hatip okullarını bir alternatif olarak düşünüyoruz. Devletin kilit mevkilerine yerleştireceğimiz kişileri bu
okullarda yetiştireceğiz” der. (Mustafa Coşturoğlu:Laik okullara karşı bir seçenek mi? (Halkoyu Dergisi Sayı II s.21 1977 )
Sonuç olarak İmam Hatip Okulları ve Kuran Kursları da aynı inancın paydaşıdır. Ama araların da bir kan düşmanlığı gibi uçurum var.
Çünkü biri, bir şeriatçı kesimin denetiminde, diğeri bir başka tarikatçı kesimin güdümündedir.
Abdurrahim Sercan
 
 
mod_vvisit_counterBugün959
mod_vvisit_counterDün1672
mod_vvisit_counterBu hafta959
mod_vvisit_counterBu ay8420
mod_vvisit_counterTüm2620621