.
Küba ve Latin Amerikada Abluka PDF Yazdır E-posta

Bu makale 3422 defa okunmuştur.

Yazar Sol Gazete   
Salı, 30 Kasım 1999 02:00

1 Kasım 2006, Çarşamba

DIş HABERLER Küba Dışişleri Bakanı Felipe Perez Roque, 8 Kasım tarihli Birleşmiş Milletler oturumunda, uluslararası toplumun Küba'ya dönük ABD ablukasına olan tepkisini güçlü bir şekilde ifade edeceğinden emin olduğunu tekrarladı.

4. ABD Ablukası ve ılhakı Karşıtı Sivil Toplum Forumu'nun kapanışında konuşan Bakan, 8 Kasım'da BM Güvenlik Konseyi'nin 192 üye ülkesinin çoğunun Küba insanları ile tam bir dayanışma içinde Ada'yı destekleyeceklerini kaydetti. Perez, ABD karşıtı sivil toplum kuruluşları ve diğer Kübalı örgütlerin temsilcileri tarafından geleneksel olarak düzenlenen forumda yapılan konuşmaların konu üzerine duyarlılığın artmasına yardımcı olduğunu ifade etti.

Bush yönetiminin diğer ülkeleri planlarına dahil etmeye çalışarak Küba ambargosunu artırmaya çalıştığı bu dönemi ‘en kötü zamanlar' olarak niteleyen Perez, daha önceden ABD yönetiminin Küba'ya karşı hiç bu kadar inatçı, vahşi ve acımasız davranmadığını söyledi. Bakan, ABD'nin ekonomik, finansal ve ticari ambargosunun Ada'ya 86 milyar dolardan fazla zarara mâl olduğunu söyledi. ABD emperyalizmi Küba insanlarının direnişini ve mücadelesini kırmaya çalışsa da ablukanın, bir gün mutlaka kaldırılacağını ifade etti.

Pazartesi başlayan 4. ABD Ablukası ve ılhakı Karşıtı Sivil Toplum Forumu'nun gündemini Bush yönetiminin Küba toplumuna karşı saldırıları ve ABD hegemonyasının amaçları üzerine yürütülen tartışmalar oluşturdu. Farklı kesimlerden temsilcilerin katıldığı forumda, Kübalıların sağlığı, sosyal güvenliği ve Üçüncü Dünya insanlarına karşı yürütülen ABD saldırıları da diğer gündemler arasındaydı.

Havana'da gerçekleştirilen forum, BM Küba Derneği tarafından düzenlendi. Foruma 138 kitle örgütünden temsilciler katıldı. Forum ardından onaylanan sonuç deklarasyonunda, ABD ablukası, Beyaz Saray'ın saldırıları ve Küba halkına karşı faaliyetler yürüten ABD kökenli mafyatik grupları kınayan bir sonuç deklarasyonu onaylandı.

 

Venezuela'da iki aday var:

Chavez ve ABD                                                   1 Kasım 2006, Çarşamba

DIş HABERLER ıktidara geldiği 1998 yılından beri Başkan Hugo Chavez’den kurtulmak için her türlü yolu deneyen, ancak başarısız olan Venezuela burjuvazisi ve ABD, 3 Aralık 2006’da gerçekleşecek olan Başkanlık seçimlerinde Chavez’i yenerek Bolivarcı Cumhuriyete bir son vermeyi umut ediyorlar. Seçimleri Chavez’in açık farkla kazanmasına kesin gözüyle bakılırken, ABD’nin seçim sürecinde provokasyonlar yaratarak 2002’dekine benzer bir darbe girişiminde bulunacağından endişe ediliyor.

Venezuela’daki Chavez karşıtı muhalefet ABD’nin uyarıları doğrultusunda yaklaşan başkanlık seçimleri için tüm gücünü bir araya getirip, sağcıların ağırlıkta olduğu Zulia Eyaleti’nin Valisi Manuel Rosales’in adaylığının arkasında birleşti. Alınan ortak kararla tüm diğer muhalefet adaylarının 9 Ağustos’ta başkanlık yarışından çekilmesinin ardından Chavez’in karşısına tek rakip olarak çıkan Rosales’e bağlanan umutlar seçim günü yaklaştıkça boşa çıkmaya başladı. Zira Rosales, seçim anketlerine göre yüzde 60 oranında oy alması beklenen Chavez’i 20 puan geriden takip ediyor.

Lideri olduğu Beşinci Cumhuriyet Hareketi’nin yanı sıra, Venezuela Komünist Partisi gibi örgütlerin de desteğini alan Chavez’in anketlerdeki üstünlüğüne karşın, yaygın bir seçim çalışması sürdüren Chavez taraftarları, seçimle iktidara gelme şansı bulunmayan muhalefet güçlerinin ABD destekli bir darbe hazırlamakta olduğundan şüpheleniyorlar. Bu yöndeki şüphelerin güçlenmesinde ABD’nin son dönemde artan propaganda faaliyetleri ve ülke siyasetine müdahaleleri rol oynuyor.

ABD’nin Venezuela’daki propaganda faaliyetlerini yürüten Büyükelçi William Brownfield yaklaşık bir yıldır ülke çapında gezilere çıkıyor. Gittiği hemen her yerde öfkeli kalabalıklarca karşılanan, zaman zaman arabası taşlanan Büyükelçi, halka hediyeler dağıtarak sempati kazanmaya çalışıyor. Seçim öncesindeki aylarda faaliyetlerini yoğunlaştıran Brownfield, Washington’un seçimlerde Rosales’i desteklediğini ima etmekten çekinmiyor. 25 Ekim’de haber vermeden Ulusal Meclis’e gelerek oturuma girmeye kalkışan Büyükelçi’nin provokoatif faaliyetleri giderek daha geniş çevrelerin tepkisini çekiyor. Büyükelçinin yoğun temaslarının yanı sıra, ülkenin çeşitli kentlerinde birbiri ardına açılan ABD temsilcilikleri de şüphe uyandırıyor. Her ne kadar Washington bu temsilciliklerin kültürel amaçlı olduğu konusunda ısrar etse de, Chavez yandaşları siyasi açıdan stratejik bölgelerde kurulan temsilciliklerin, ABD’nin Venezuela’daki Chavez karşıtı ağının koordinasyonunu sağlamayı amaçladığına dikkat çekiyorlar.

ABD’nin ve muhalefetin ülkede iktidar değişikliğine dair planları Chavez tarafından da dile getiriliyor. Önceki hafta rakibinin kalesi Zulia’da bir konuşma yapan, Hugo Chavez muhalefetin, seçim sürecinde Ulusal Silahlı Kuvvetler içinde karşıklık yaratılması amacıyla bazı subaylara büyük miktarlarda paralar teklif ettiğini belirtti. Chavez’e göre, sandıktan galip çıkmanın imkansız olduğunu anlayan muhalefet, kendisini seçimlerde hile yapmakla suçlayarak ülkede iç karışıklık yaratmayı amaçlıyor. Benzer bir açıklama yapan Venezuela Komünist Partisi Genel Sekreteri Oscar Figuera ise, ABD hükümeti ve karşıt kesimler tarafından desteklenen ülkeyi istikrarsızlaştırma planı karşısında gerekli tedbirlerin alınması için hükümeti uyardı. Figuera söz konusu planın 2002’deki gibi Chavez’i devirmeyi amaçlayan nitelikte eylemler içerdiğini ekledi.

Muhalefetin programı
Venezuela’daki Chavez karşıtlarının ortak adayı Manuel Rosales’in Ekim sonunda açıkladığı “yeni sosyal demokrasi”yi hedefleyen seçim programı, ekonomik ve sosyal başlıklarda Chavez’in politikalarını taklit ederken, iç ve dış siyasette köklü değişiklikler yapmayı hedefliyor. Yoksulluğu sona erdirmeyi vadeden, sağlık hizmetleri, sosyal güvenlik, konut sorunu ve işçi hakları başlıklarında Chavez’inkilere benzeyen politikalar vadeden Rosales’in, Chavez’in halkçı çizgisiyle kazandığı toplumsal desteği gözeterek sermayedarlardan yana açık bir tavır almaktan çekindiği gözlemleniyor.  Buna karşın, temsil ettiği büyük sermayedarların yanı sıra, Venezuela nüfusu içinde önemli bir ağırlığa sahip olan küçük mülk sahibi orta sınıfların da desteğini almaya çalışan Rosales, iktisadi politikalarının temelinde “özel mülkiyete saygı” olduğunun altını çiziyor ve enerji, petrol üretimi, tarım ve turizm gibi sektörlerde özel yatırımlara ağırlık vermeyi vaat ediyor.

Rosales’in ülkenin dış siyasetine dair çizdiği plan ise, ABD ile bozulan ilişkilerin düzeltilmesini temel alıyor. ABD tarafından savunulan bölgesel serbest ticaret anlaşmalarına gönderme yaparak, Venezuela’nin her türlü uluslararası oluşum içinde yer alacağını belirten Rosales, “ülkeye zarar verebilecek, terörizme ve şer eksenine yaklaştıracak” ilişkilerden sakınılacağını vurguladı. Rosales’in bu açıklamasıyla, 11 Eylül saldırılarının ardından ABD tarafından “şer Ekseni” olarak adlandırılan üç ülkeden biri olan ıran’la Venezuela arasında gelişen ilişkileri ve yine ABD’nin terörizme destek olmakla itham ettiği Küba ile kurulan ittifakı hedef aldığı düşünülüyor. 

Ancak muhalefet liderinin seçim programının en dikkat çekici yanı ülkenin iç siyasi yapısında köklü değişiklikler yapmayı hedeflemesi. 1998’de Hugo Chavez’in ülkenin geleneksel partiler arasından sıyrılarak iktidara gelmesini ve yetkilerini kullanarak Bolivarcı Devrim’i başlatmasını sağlayan başkanlık sistemini hedef alan Rosales, parlamenter temsiliyetin “demokratik sistemin özünde yer aldığını” vurguluyor. Başkanlık süresini dört yıllık iki dönemle sınırlayacağını dile getiren Rosales, sekiz yıllık bir iktidarın hükümete programını ve projelerini tamamlamak için kafi zaman tanıdığını iddia ediyor. 

Manuel Rosales’in programında en çok tepki yaratan, Başkan seçilmesinin ardından parlamentonun yapısını değiştireceğini ve yeni bir parlamento kuracağını vaat etmesi oldu. Konuyla ilgili görüş bildiren Ulusal Meclis Başkan Yardımcısı Desirée Santos Amaral, Rosales’in programında ima edilenin darbe olabileceği uyarısında bulundu. Hatırlanacağı üzere 2002 yılında kısa süreliğine de olsa Chavez’i deviren darbecilerin ilk işi parlamentoyu feshetmek olmuştu. Anayasa ve bir dizi idari kurumla birlikte parlamentoyu da ortadan kaldıran sıkıyönetim bildirgesinin altında muhalefet adayı Rosales’in de imzası vardı. Rosales darbecilerin bildirisini desteklemesinin hata olduğunu kabul ediyor.

Pazartesi, 11 Ağustos 2008 16:20 tarihinde güncellendi
 
 
mod_vvisit_counterBugün151
mod_vvisit_counterDün483
mod_vvisit_counterBu hafta4778
mod_vvisit_counterBu ay24428
mod_vvisit_counterTüm1804377