.
Yürekleri Yüreğimde Mühürlü PDF Yazdır E-posta

Bu makale 291 defa okunmuştur.

Yazar Yılmaz Yeşildağ   
Pazar, 02 Ekim 2016 18:30

Şiir Azari Bir Şairin Ay Balam İsinli bir şiiri. Şiirin bütünü Ay Balam olarak Şiirler bölümünde nevcuttur.

Yılmaz Yeşildağ Şiiri Deniz - Hüseyin ve Yusuf için uyarlamış sanırım. Güzelde olmuş.

Ayrıca Şiir Grup 7 tarafından Seslendirilmiş ve Yavuz Top Bestesidir.

 Sevgili Tuğrul Keskin'in bu konuda aşıklaması sonunda Düeltme yaptım.

Yürekleri yüreğimde mühürlü

"Bir zifir karanlıkta düştüm yola
Vurdum yolumu dağlara
Can görirem, cin görirem, korkmirem
Kükremiş aslan görirem, korkmirem
Bir yobaz insan görirem, korkirem
Onun bana can alıcı fikirlerinden
Can alıcı zikirlerinden, 
korkirem balam , korkirem."

Kim bilir kaçıncı kez söylüyordu anam bu Erzurum deyişini. Kaçıncı kez gözyaşlarıyla sulamıştı "korkirem"i üstüne basa basa. Ben yirmi yaş çığlıklarıyla eşlik ederken kendisine, kaçıncı kez öpmüştü ıslak dudaklarıyla kaşlarımın arasını; Bu Deniz için, Bu Yusuf için, bu da Hüseyin için diye diye.

O gece, 6 Mayıs gecesi, bana öyle zor gelmişti ki güneşin mor dağlara doğuşunu karşılamak. Bir gün önce hücre de de olsalar doğmuştu o güneş Deniz, Yusuf, Hüseyin için. Ama o sabah. O sabah doğmasa da olurdu. Ağladım mı, anımsamıyorum. Ancak, biliyordum yıllar sonra onların yoldaşlarınca kavgamızda yaşatılacağını.

Tam yirmi altı yıl önce tanımıştım Deniz'i. Lise son sınıftaydım. askeri lise. kanımızın kızıl şafaklara akacağı günlerin coşkusuyla koşmuştuk İTÜ'deki seminere. Koca anfi ağzına kadar hınca hınç doluydu. Biz üzerimize geçirdiğimiz iğreti sivil giysilerle bir köşeye sıkışmıştık. Şu an kim olduğunu anımsamadığım konuşmacı THKO'nun hakıl eylemlerinin hangi temeller üzerine oturduğunu anlatıyordu. Koca anfide 'çıt' yoktu. Neden sonra bir kıpırdanma başladı. Başta konuşmacı olmak üzere herkes bakışlarını kapıdan yana çevirmişti. Ne olduğunu anlamaya çalışırken damarlarımda yangınlar başlatan haykırışı duydum.

-Deniz geldi!.. Deniz geldi!..

Kapının önünde bir kaynaşmadır başladı. Kısacık boyuma aldırmadan ben de onu görmek için zıplayabildiğim kadar zıplamaya çalışıyordum. Evet, tarihi yazan önderlerden birisini yakından görme fırsatını iyi değerlendirmeliydim. Deniz'I mutlaka görmeliydim, bu fırsat bir daha eli geçmezdi. Hatta, bir yolunu bulup konuşmalıydım onunla. Ne ki, konuşmak şöyle dursun yanına bile yaklaşamadım. O, esmer gülüşünü yakama takarak uzaktan bir göründü. o kadar.

Kim derdi ki, aradanyıllar geçecek ve o esmer gülüşlü çocuğun emaneti onurum olacak.

Yine bir 6 Mayıs gecesi.

Emanetlerini yarınlara onurla taşıyacağımdan kuşku duymaması için feri sönmüş gözlerini öptüm anamın. Yürümeyi neredeyse unutan anam, sanki o yılları yeniden yaşıyormuşcasına heyecanlı, elleri titreyerek tahta çeyiz sandığını açtı. Ortalığa yayılan naftalin kokusuna aldırmadan özenle çıkardı içindekileri. sendığın en altından işlemeli bir bohça aldı. Bir kutsal kitabı öpercesine öptü önce, ardından özenle kıvırdığı köşelerini yine özenle araladı. Sararmış gazete küpürlerinin arasına sıkıştırdığı üç kuru karanfil çıkardı masanın üzerine. Bana:

- Bunları hatırladın mı? dedi.

Nereden anımsayabilirdim ki o karanfilleri?.. Sustum. Ama anam susmadı:

- Bunları o sabah sen getirmiştin bana. "Anam" demiştin, "bak, işte, o üç oğlun burada, yanında, ellerni öpmeye geldiler." Onlar ellerimi hiç öpemediler ama, ben hep öptüm bu karanfilleri. Buna Deniz dedim; Buna Yusuf, buna da Hüseyin.

Sesinin titremesi ellerinin titremesine karışmıştı yorgun bir dağı andıran anamın. kara, kuru elleri, patlak yeşil damarlarının seğrimesine aldırmadan devindi yeni baştan. Gazete küpürlerini teker teker kat yerlerinden açtı. Masanın üzerinde hüzünlü bir tarih göz kırpıyordu yanıbaşımdaki kızımın körpecik yüreğine. Gözleri sulanan anamı köşediki divana oturttum. Gazete küpürlürini gözden geçirmek için masaya geldiğim zana kızımın:

- Bu gazeteler benden yaşlı, dediğini duydum.

Yıllar gazete küpürlerini sarartmıştı belki. Yaraları kabuk bağlamıştı kimilerinin. Kimileri o yaralara tuz basıp yenilerini eklemişti yanıbaşına. Kimileri de!..

Şimdi sayılamayacak denli çoğaldı yaralarım. Her mayıs kanlı şimdi. Sırtına vurduğu torbasından sızıyor döktüğü kanlar lacivert rüzgârın ve lokmalarına bulaşıyor, salyalarına bulaşıyor, kahkahaları boğuyor Tiran'ı.

Bilincinize, yüreğinize, özünüze işlediğiniz ışıkla, yeni bir zaman yaratmak, yeni bir yaşam, yeni bir sevda için çıkmıştınız yola. Kimi zaman dayanılmaz; çarpıcı yaşam gerçeklerini içinize vururken; bu kutsal ateşin gereği en güzel, en soylu duyguları kökeninden kucaklayan yaşama sığmayan bir kuramdı peşinden koştuğunuz. Bir nedeni vardır elbit her yürek depreminin. Dolsun öyleyse belleklere güneş kokulu sevda, diyerek yüreklerinizi yüreğime mühürledim. İşte, bu yüzden Deniz'in Emniyet sarayında kendisini merakla seyreden polislere söylediği şu sözlerini tırnaklarımla kazıdım bulutlara:

- BAKIN, GÖRÜN BENİ, DAHA EVVEL HİÇ GÖRMEMİŞ MİYDİNİZ? BENİM SİZ POLİSLERDEN DAHA ALACAKLARIM VAR."

İşte bu yüzden:

"Haram olsun
gerille yüreğimi alıp elime
mavzerlerime sürüp yağlı kurşunları
ölüp dirilip binlerce kez
öpmezsem alnını ölümün
haram olsun
on sekiz yaş gençliğime"

dizeleriyle haykırdım şiirlerimde.

İşte bu yüzden, her 6 Mayıs sabahı bir kez daha bileyliyorum öfkeli yüreğimi.

Salı, 04 Ekim 2016 11:36 tarihinde güncellendi
 
 
mod_vvisit_counterBugün499
mod_vvisit_counterDün812
mod_vvisit_counterBu hafta4524
mod_vvisit_counterBu ay32353
mod_vvisit_counterTüm1514629