.
Deniz Gezmiş ve Mahir Çayan' ın Savunmalarında Mustafa Kemal Atatürk PDF Yazdır E-posta

Bu makale 18885 defa okunmuştur.

Yazar Merdan Aslan   
Cuma, 28 Eylül 2012 00:58

Deniz Gezmiş ve Mahir Çayan' ın Savunmalarında Mustafa Kemal Atatürk

Ölümlerinin 40.yılı anısına.
Türkiye’nin çağdaşlaşma, modernleşme sürecinin 180 yıllık tarihi önemli kırılma ve gelişim “an” larını da içinde taşır. Nişli çıkışkı bu tarihsel süreç tarihin bütün özelliklerini ve kavramlarınıda içerir. 
Büyük değişimler büyük devrimlerin adını taşır. İnsanlığın gelişim çizgisi büyük mücadelelerin kabaran dalgalasıyla var olan gelişmeyi yine insanlığın önüne doğru sürükler. İnsanlıkda bu sürüklenmenin yapıcı unsuru olarak ileri-geri hareketlerle ilerlemeyi gerçekleştirir. Ve tarih devam eder.
 

Kendi tarihimiz açısından, çağdaşlama ve modernlşeme süreci devrimci dinamiklerin tarihsel alanı belirleme güçleri oranında varlığını göstermiş ve eylemsel düzeyde kendini tarih alanında ortaya koymuştur.
 29 Ekim 1923 tarih olarak Türk Devrimi’ nin bir Cumhuriyete varlığıyla yepyeni, niteliksel olarak geçmişi aşan bir devlet yapısını oluşturmuştur. Çağdaşlaşma sürecimizin bu yepyeni, devrimci, niteliksel dönüşüme uğrama anında, bir ulusun yeniden doğuşu yeni bir devleti de tarih alanına sürmüştür. Bu devletin doğuşunun resmi hukuksal ve devrimci niteliğinin şekillendiği tarih o gün yai 29 Ekim 1923’ tür. Bugünkü hesaplaşma da bu doğuşun varlığı üzerinedir.  
Niteliksel değişimin kuramsal-eylemsel birlikteliğinin yarattığı yeni devletin adı Türkiye Cumhuriyeti Devleti oldu.

Bu isimle şekillenen yeni devley eskiyi inkar ederek, onu yıkayarak; bir toplumsak değişim ve dönüşümü gerçekleştirerek süreç içerisinde yeni niteliği ile tarihsel alana çıktı.
 Mustafa Kemal Atatürk’ ün öncülüğünde ve dehasının ürünü olarak gerçekleşen bu sürecin, toplumsal-sınıfsal-tarihsel ve uluslararası (dünya durumu) ilişkiler bağlamında varlığını modernleşme-çağdaşlama araçlarıyla sürdürme kararlılığını devrimci bir tutumla gerçekleştirdiğini görürüz. Aynı ilişkiler sonucu olarak, tarihsel nedenlerle açıklanaabilirliği olan, amaç ve hedef yolunda geri düşmeler, sapmalar, karşı güçlerin varlığı ve gücü, tarihi girdiği yoldan başka yönlendirmelere uğratarak içeriğini değiştirme sürecine firebilir Bizim tarihimiz için de aynı durum olmuş ve bu süreç devam ediyor. Bugün gelinen noktadaki hesaplaşma bu sürecin bir parçasıdır. İnkarın inkarı sürecidir yaşadığımız olan.
1968’in Yeri ve Önemi
1968 süreci ve hareketi bu yeni Cumhuriyet ve devrimlerini inkara ve karşı devrime bir tepki, bir karşı çıkış olarak görülmelidir.
 Türkiye devrimci sürecini Mustafa Kemal önderliğinde kazandığı ivme ve çağdaşlaşmanın toplumsal içeriğinin gücünü oluşturan dinamiklerin yanında karşı devrimci sürecin de pusuda bekleyerek  ve sinsice gelişimi, Ortaçağ karanlığının mirasını hiç bırakmadan, emperyalizmin kontrolünde ve kullanım alanında, - sonuç olarak – Cumhuriyet düşmanlığının ve yıkıcılığının iktidarı ele geçirme gücüne ulaştığını da görüyoruz.
 1968, işte bu gericileşme sürecine, devrimin sürekliliğini esas alan bir ideoloji ve siyasi kararla müdahale etme girişimidir. Öznesi, gericileşen, emperyalist kontrole giren yönetime karşı yeni bir “devrim programı” oldu.
 “1968” belleklerde, yüzeysel yer edişiyle bir öğrenci hareketi olarak görülür. Oysa gerçek, oldukça farklıdır. 1961 Anayasası, 27 Mayıs Devrimi sonucu olarak,yepyeni ve önemli haklar getirdi. Bu haklar çerçevesinde her anlamda toplumsal olarak sıkışmış halkın, Demokrat Parti döneminin ve devamcılarının baskıcı, haksız, faşizan, Küçük Amerikancı, Nato’ cu yönetim ve politikalarına karşı bir başkaldırı hareketidir. Cumhuriyetçi, Kemalist taleplerin yeniden vücut bulma isteğidir.
 “1968” bu anlamda tarihimizin önemli bir dönemidir.  Yenildi ama haklılığı devam ediyor. Ortaya koydukları devrimci program geçerliliğini koruyor ve yeni koşullarda, gelinen yeni durumu da kapsayan bir çözümleme gereğini toplumun önüne koyuyor.
 30 Mart 1972 tarihinde Kızıldere’ de 10 kişilik bir grup olarak arkadaşlarıyla birlikte hain bir pusu ve alçakça bir operasyon sonucu öldürülen Mahir Çayan; yine 6 Mayıs 1972 tarihinde idam cezasına çarptırılarak arkadaşları, yoldaşları Hüseyin inan ve Yusuf Aslan’ la aynı saatlerde Ulucanlar cezaevinde asılarak öldürülen Deniz Gezmiş’ in mahkemede, yargılanma sürecinde, yaptıkları tarihsel öneme sahip SAVUNMA’ ları o dönemin tanıklığı ile birlikte savunmaların taşıdığı siyasal, sosyal ve ideolojik görüşlerle de tarihe kalın harflerle yazılan başlıklar olarak geçti ve belgesel niteliği ile şimdiki ve gelecek kuşakların o dönemi kavramasına, anlamasına, olanak tanıdı.
 
1968 veMUSTAFA KEMAL
Yazı içerisin de ortaya konması amaçlanan ve yazının ana ekseni olan Deniz Gezmiş ve Mahir Çayan’ ın Mustafa Kemal Atatürk’ e bakışlarının da yapılan saptamalara da bir yanıt olması açısından belgesel özellik taşımaktadır.
 16 Ağustos 1971 pazartesi günü 26 arkadaşı ile birlikte İstanbul 3 No’lu Askeri Mahkemede yargılanmaya başlanan THKPC üyeleri kendilerini Mahir Çayan’ la birlikte “27Mayıs Anayasını savunan Milli Kurtuluşçu Sosyalist aydınlar” olarak tanımlarlar.
 Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının THKO Davası da 16 Temmuz 1971 tarihinde Ankara Altındağ Veteriner Okulu binasında başlamış ve 9 Ekim 1971 günü yani 2 ay 23 gün içinde karara bağlanmıştır.
 Bu duruşmalar sürecine damgasını vuran ana tema, yapılan SAVUNMA’ da Deniz Gezmiş’ in Mahkeme Heyetine “Biz halkımızın çocukları ve Atatürk’ ün memlekete emanet ettiği gençleriz, nasıl ki O, Yunan orduları ta Polatlı’ ya gelmesine rağmen önlerinden kaçmadıysa ve yolundan dönmediyse biz de dönmeyiz, ve eğer dönersek işte o zaman vatana ihanet etmiş oluruz” diyerek Kurtuluş Savaşı’ nın kazanılmasına gönderme yaparak daha sonra Mahkeme Heyetine şöyle diyordu: “… bağımsızlığımızı tekrar kazanma yolunda mücadeleye girmiş olan bizlerin elli sene önce Mustafa Kemal’ in hakkında gıyabi idam kararı verilmesi gibi idamımız isteniyor. Gene belirtmekte fayda vardır ki biz de O’ na ve halkımıza ihanet edip bağımsızlığımızı tekrar kazanma yolundaki mücadelemizden dönmeyiz.”
 Savunmada “Ortadoğu Milli Kurtuluş Mücadelelerinin Odak Noktası Olma Yolundadır” başlığı altında dönemin dünya konjoktürünü değerlendirirken “Dünyanın fırtınalı kırlık bölgesi olan Asya, Afrika ve Latin Amerika’ nın odağı yavaş yavaş Ortadoğu’ ya kaymaktadır. Ortadoğu’ nunjeo-politik bakımdan önemli halkası ise Türkiye’ dir” diyordu ve “Anadolu İhtilalinin oluşum sürecinde Milli Kurtuluşcuları izlemek ve yok etmek için hain İstanbul hükümeti sürüyle hafiye besliyordu.” Dedikten sonra “bu hafiyelerle milli mücadeleleri bastırmak ve etkisizleştirmek mümkü olsaydı, hakkında ölüm fermanları çıkartılan Mustafa Kemal ve arkadaşları Vahdettin’ e ve emperyalistlere yenilirlerdi.” gerçeğini dile getiriyordu.
 1908 II. Meşrutiyet  hareketini de “milliyetçi hareket” olarak olumlarken ilk yılların “atılım yılları” olduğunu belirterek Atatürk devrimlerinin de temellerinin bu dönemde atılmış olduğuna işaret etti.
 Deniz Gezmiş savunmanın ilerleyen sayfalarında “ Türkiye emperyalizme karşı ilk Kurtuluş Savaşı veren ve onu dize getiren ülkedir. Bütün ezilen uluslara ışık tutan ve Kurtuluş Bayrağını dalgalandıran Türkiye halkı bundan 50 yıl önce görevini yapmıştır… Türkiye halkı Kurtuluş Savaşında, emperyalizme ve uşaklarına gerekli dersi nasıl verdiyse  bu defa da onurunu çiğnetmeyecek ve bağımsızlığını elde edecektir” diyor ve devam ediyor “ Kurtuluş Savaşımız Mustafa Kemal ve arkadaşlarının öncülüğünde gelişen ve bu kadronun çıkışıyla güçlenip başarıya ulaşan bir mücadeledir” dedikten sonra şunları ekliyordu: “19 Mayıs 1919 saldırgan emperyalistlere ve onların emrinde ki iç düşmana karşı Mustafa Kemal önderliğinde Türk Halkını örgütlemek için Kurtuluş Savaşı’ nın politik anlamda başlangıcıdır.
 19 Mayıs 1919 Ulusal Kurtuluş Mücadelesi için Mustafa Kemal ve arkadaşlarının halkın silahlı gücü ve öncüsü olarak harekete geçişidir.” Mustafa Kemal Samsun’ a ayak bastığı zaman hedefini şöyle dile getiriyordu: Türk’ün onuru ve yetenekleri çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir ulus tutsak olarak yaşamaktansa yok olsun daha iyi.
Öyleyse YA BAĞIMSIZLIK YA ÖLÜM…
İşte gerçek kurtuluş isteyenlerin parolası bu olacaktır. Mustafa Kemal’ in politikası ne pahasına olursa olsun Kurtuluş Savaşı’ nı yürütmek ve hiçbir ülkenin himayesini kabul etmeden ülkenin bağımsızlığı nıelde etmektir.
 Deniz Gezmiş, Erzurum Kongresi kararlarını savunmasında aktararak 1919’ da Albay Budyeni başkanlığında bir Sovyet Heyeti’ nin Havza’ da Mustafa Kemal ile buluşarak emperyalizmi ve onun emrinde ki Ermeni ve Pontus teşkilatlarına karşı olduklarını bildirerek Kurtuluş Savaşı’ mızı destekleyeceklerini, gerekli silah ve parayı vereceklerine dair teminat verdi. Mustafa Kemal emperyalist ülkeler, Ermeni ve Pontus meselesinde Sovyetlerle aynı fikirde olduğunu beyan ediyordu, demekle bu konularda da Mustafa Kemal’ in eylem ve düşüncelerini paylaşıyordu.
 Deniz Gezmiş savunmasında “Bütün Mazlum milletler, zalimleri bir gün mahv-ü perişan edecektir” sözünü aktardıktan sonra Atatürkçü geçinenlere onun sözlerinin okunmasının gereğini belirtir. (S.57-58)
 Gerici güçlerin ve siyasi iktidarın yanında Amerika dahil bütün emperyalist güçlerin Mustafa Kemal Türkiye’ sinde Kurtuluş Savaşımızın ordusuna karşı olduklarını vurgulayan Deniz Gezmiş NATO’ ya da tam karşı bir duruşla “Onlar (emperyalistler) Mustafa Kemal Türkiye’ sinde ve Kurtuluş Savaşımızın Ordusuna da karşıdırlar. Onlar için en iyi ordu, ortakları olan ve sermayelerini koruyacak olan ordudur.” Demekle NATO’ nun ordusu konusunda ki tutum ve görüşünü belirtmektedir.
 Savunmasının ilerleyen sayfalarında Deniz Gezmiş bugün için de çok tartışılan ve küreselleşmeci, Amerikancı, dönek kalemler tarafından yönetilen Cumhuriyet yıkıcılarının taşeronları, Kemalist Devrimin cepheden düşmanları, iflah olmaya ulus ve ulusalcılık düşmanlığı konusunda şunları söylemektedir: “ Ulusal varlığımızı yok etmek isteyen emperyalizme ve yerli ortaklarına karşı Millici ve Devrimci sınıfların takip etmeleri gereken MİLLİ DEMOKRATİK DEVRİM stratejisi, hareketimizin çizgisidir. Diğer bir anlamıyla bütün Millici sınıf ve tabakaların ortak devrim anlayışı Milli Kurtuluş savaşının bu savaşı ve onun başında ki Mustafa Kemal’ i yok edeceği, ortadan kaldırıcı bir düzen kuran, Karşı Devrimci – Gerici İttifak’ a karşı yapılmış olan 27 Mayıs İhtilalinin 1961 Anayasının bir devamı ve tamamlayıcısıdır.” görüşüyle çok önemli bir belirleme yapıyor, “…bizler; Türkiye toplumunun tarihin geçmişinde sağlam olan Ulusal ve Devrimci ne varsa onun mirasçısıyız.” diyerek mirasçısı oldukları tarihsel birikimin yerini işaret ediyor. (S.202)
 Siyasal bakış açısını ortaya koyan bu ifadelerden sonra işlerinin “En az Atatürk’ ün kumanda ettiği Milli Kurtuluş Savaşı kadar zor ve çetin ama mümkün” olduğunu belirterek devrimci inancını da gösteriyordu. Ayrıca önemli bir vurgu yaparak Amerika’ nın “Silahlı Kuvvetlerden başlayarak bütün kurumları ve fertleri büyük bir titizlikle Amerikanlaştırmaya çalışıyorlar” diyerek daha o zaman tehlikenin kaynağını ve büyüklüğünü belirtiyordu.
XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX
 Mahir Çayan da savunmasında 20 Eylül 1921 tarihli Aydınlık’ ta Şefik Hüsnü’ nün yazdığı yazıda Marksistlerin Kemalistlerle olan ittifakına gönderme yaparak bu ittifakın doğruluğunu belirtmektedir. Ve ilave ediyor, “…bugün olduğu gibi I.Kurtuluş Savaşı sıralarında da Milli Kurtuluşcular ile – aynı zamanda Milli Kurtuluşçu olan- Marksistler arasında zıtlık yoktur, tam tersine, aynı hedef doğrultusunda bir güç birliği vardır.” O dönemde ki mücadelenin hedefiyse bugün olduğu gibi “ Tam Bağımsızlıktır”, görüşüyle 1920’ lerin mücadelesiyle 1970’ lerin mücadelesinin ortak paydasını vurgulamaktadır.
 Kuvayı Milli için de tam bağımsızlığı hedef alan ve bunun için, Tam Bağımsız Türkiye kurulana kadar savaşan, öngördüğü rejimin milli, laik cumhuriyet olduğunu belirten Mahir Çayan, bu tanımının devrimci Mustafa Kemal’ e ait olduğunu, kimi reformistlerin farklı düşündüğünü belirtmektedir. “Gazi Mustafa Kemal’ in önderliğinde I.Kuvayı Milliye’ nin zaferiyle birlikte dünyada mazlum ulusların, emperyalist boyunduruktan kurtulmanın yolunun halk savaşlarıyla olabileceği belirterek, Kurtuluş Savaşının’ da bütün bir ulusa ve halka [Ya İstiklal, Ya Ölüm] şiarını benimseterek istiklali tam Türkiye bayrağı altında ulus örgütlendirilerek, bir Halk Savaşıyla emperyalist boyunduruk kırılmıştır.” diyen Mahir Çayan, kayıtsız koşulsuz olarak Mustafa Kemal’ e ve Kurtuluş Savaşının ilke ve amaçlarını tümüyle benimsediğini ve THKPC Hareketinin de bu yolun izleyicisi olduğunu belirtmektedir. “…tekke,zaviye, v.b. feodalizmin üstyapı kurumlarının kapatılması, laisizmin esas alınması, fosilleşmiş ilişkilere karşı alınan tavrı” olumlu olarak görmektedir.(S.57)
 1923 koşullarında iktisadi çözümler konusunda belirtilen tam bağımsızlığın içeriğini iktisadi anlamda da tam bağımsızlık olarak gören M. Çayan bu anlayışın 1971’ de de geçerli olduğunu belirtiyor.
 Demokrat Parti’nin iktidara gelmesini “ Türkiye Tarihinde tam bir dönüm noktası” olmakla niteleyen Çayan Demokrat Parti’ nin politik iktidarı ele geçirmesinin anti-Kemalist, karşı devrimin zafere erişmesi olarak belirler ve devam eder: “Kemalistlerin iktidarları döneminde sindirilmiş,pusturulmuş olan feodal ideolojiler, bir anda hızla gelişmiş, görülmedik bir yayılma alanına sahip olduğunu” belirtirken bu günler için ne derdi acaba? Anti-Kemalist karşı devrimin kökleştiği dönem olarak görülen DP iktidarı, bünyesindeki devrimci- milliyetçilerin büyük çoğunluğunu barındıran Türk Ordusu’ nu Kemalist, ilerici niteliğine de yine bu iktidar sürecinde müdahalelerde bulunulduğunu örnekleriyle ortay koyar.
 Mahir Çayan, Ordu ve Bürokrasi içindeki devrimci-milliyetçilerin DP’ nin anti-Kemalist karşı devrimine kırmızı ışık yaktıklarını ve 27 Mayın 1960’ da hakim ittifakın partisi DP’ nin alaşağı edildiğini belirterek 27 Mayıs Devrimi konusunda ki görüş ve anlayışını da ortaya koydu: “Türkiye devrimler tarihinde oldukça önemli ve şerefli bir yere sahip olan 27 Mayıs Devrimi, yerli hakim sınıflara karşın, ordu ve bürokrasi içindeki aydınların, ilerici, milliyetçi bir hareketidir.”
 II.Milli Kurtuluşcu (II.Kuvayı Milliye) akımının tam bağımsızlığı savunmasında ittifaklar olarak sosyalistlerle asker sivil aydın zümrenin sol kanadını oluşturan Kemalistler bileşiminin olduğunu belirten Mahir Çayan bu bileşiminin hedefinin Milli Demokratik Devrim olduğunu, 1919 da başlayan Anadolu ihtilalini tamamlamakla” yükümlü olduklarını açıklar. (S.113)
 “Milli Kurtuluşcular” kavramını sık sık kullanan ve THKPC’ yi bu şekilde niteleyen Mahir Çayan 1970’ ler dünyasında bir ulusun bağımsız olarak yaşayabileceğini inkar eden vatan-millet kavramlarından yoksun kozmopolit aydınları eleştirir.
 Gazi Mustafa Kemal’ in emperyalizme ve kapitalizme karşı savaş açmasına rağmen sosyalist olmamasını iç ve dış dinamiklere bağlayan Mahir Çayan, bu nedenden ötürü hiçbir sosyalist O’nu kınayamaz, yargılayamaz diyor ve ilave ediyor “O’ nun o ortamda anti-emperyalist ve anti-feodal düşünce ve aksiyon içinde olması bile önemli bir şeydir.” “…uluslaşma ve ulus olma aşamasında ki bi ülkede sosyalist bir liderde bundan başkasını yapamaz.” Der.
 Mustafa Kemal Atatürk için savunmasında şu önemli betimlemeyi yapan Mahir Çayan: “O, dünyada ilk defa zaferle sonuçlanmış bir halk savaşının büyük bir lideri, mazlum ulusların emperyalistleri alt edebileceğini ilk defa gösteren bir ihtilalci olarak cephelerden cephelere vatan müdafası için geçen hayatından dolayı sosyal sistem ve doktrinleri incelemeye zaman bulamadığını” kaydeder.
 Mustafa Kemal’ in vatanseverlik ateşinin O’ nu mutlaka sosyalizme de götüreceğini belirten Mahir Çayan bu gibi devrimci önderlerin bağımsızlığı esas alan uluslarının kapitalist olmayan kalkınma yolundan yavaş yavaş sosyalizme götüreceğini açıklamasına ekler.
 “Mustafa Kemal sapına kadar ihtilalcidir.  O … emperyalizm ve levantenleri tamamiyle tasfiye etmiş, hilafeti teokratik yönetim v.s. gibi feodalizmin üst yapı kurumlarını paramparça ederek Milli ve Laik Türkiye Cumhuriyeti’ ni kurmuştur” diyerek Cumhuriyet ve devrimlerin esas çizgisini ortaya koymuştur.
 1950’ de Demokrat Parti’ nin iktidara gelmesi Anadolu İhtilali’ nin sonu, karşı devrimin ise zaferidir diyen Mahir Çayan günümüzün gelişmelerine tanık olsaydı durumu günümüzün Silivri’ de tutuklu devrimcileri ve vatan severleri gibi değerlendireceği herhalde kuşkusuzdur.
 Savunmasında Kemalizm konusunda ki eleştirilere yanıt veren Mahir Çayan, Kemalizm’ i bir burjuva ideolojisi olarak görmenin yanlışlığını ortaya koyarken, Kemalizm’ in anti-emperyalist ve anti-feodal bir tavır alış olduğunu belirterek “Kemalizm’ in sağı solu olmaz” diyorve devam ediyor “Kemalizm soldur, Milli Kurtuluşçuluktur, emperyalizme karşı isyan bayrağıdır.
 Milli Kurtuluşcu bir tutum yansıtması açısından bizler sapına kadar Atatürkçüyüz. O’ nun Milli Kurtuluşculuk bayrağını, hayatımızda dahil her şeyimizi ortaya koyarak biz dalgalandırıyoruz.” diyerek devam ediyor ve “Sosyalizmi Kemalizm’ in öngördüğü anti-emperyalist ve anti-feodal tavır alışı, bizatihi içinde taşımaktadır. Bir başka deyişle Anti-emperyalist, anti-feodal ve anti-kapitalist bir ideolojidir. Bu nedenle ülkemizde sosyalistler gerçek anlamda Atatürkçü bir tutum içindedirler.
 Bu yüzdendir ki emperyalizmin işgali altında olan ülkemizde sosyalist olmadığı halde, Kemalist tutum içinde olanlarla sosyalistler arasında bir zıtlık yoktur. Aksine tam bir kader birliği vardır. Çünkü II.Milli Kurtuluş Savaşımız bu iki gücün ortak ittifakıyla zafere erişecektir” derken günümüzünde ittifak anlayışını ve çözümün bileşenlerinin ne olduğunun çerçevesini çizmektedir.
 12 Mart Muhtırasal Darbesinin hedefii açıklarken jeo-politik bakımdan Ortadoğu’ nun en önemli halkası durumunda bulunan Türkiye’ de ki sola kayışı, Milli Kurutuluşcu eylemi önlemek, böylece emperyalizmin mutlaka elde tutmak istediği bu kilit potansiyel bölgeyi (Türkiye’ yi) yeniden tahkim etmek; ABD emperyalizminin… Ortadoğu’ da tampon bölgeler kurmak ve bu bölgeleri kesinlikle elinde tutmak amacında” olduğunu, bu nedenle Türkiye’ nin ABD emperyalizmi açısından çok önemli özellikler taşıdığını savunmasında ortaya koyan Mahir Çayan 40 yıl içinde çok önemli gelişmeler olmasına karşın ana strateji ve çizgi açısından 2000’ li yıllarıda görmüştür diyebiliriz.
 1968’ de başlayıp 1971’ de sonlanan mücadele Türkiye’ nin gündemi açısından yeniden ele alınmalıdır. Biz bu yazıda sadece savunmalarda ki belgesel niteliği günümüze taşıyarak Deniz Gezmiş ve Mahir Çayan’ ın Kemalizm, Mustafa Kemal ve Atatürkçülük kavramlarına hangi anlamları yüklediklerini yoruma yer vermemeye çalışarak okura aktarmaya çalıştık. Bugün, siyasal gündemin diğer önemli kavramlarında savunmalarda değerlendirilmiş ve içerikleri belirtilmiştir.
 1968’ in 20’ li yaşlarda ki bu önderleri günümüz gençleri tarafından doğru olarak bilinmeli ve kavranmalıdır. Kimi dönek ve devrim kaçkınlarının -bu kişilerin o dönemin ve eylemlerin içinde olmaları tanımlamayı değiştirmez – günümüzün devrim düşmanı, küreselleşmeci, ABD emperyalizminin dostları durumunda olmalarıyla 68’ in temel devrimci mücadelesini teori ve pratik olarak içeriğini değiştirerek aktarmalarına karşı bir dönemsel hatırlatma yapalım istedik. Deniz ve Mahir simgesel nitelikleriyle devrimci görüşlerin sahibidirler. Ne eksi ne fazla. Savunmaları verilen mücadelenin ideolojik rehberidir. Gerçek olduğu gibi bilinsin istedik.
 Yazıyı Deniz Gezmiş ve Mahir Çayan’ın  savunmalarından birer alıntıyla sonlandıralım. Önce Deniz Gezmişten bir alıntı: “Ulusal varlığımızı yok etmek isteyen emperyalizm ve yerli ortaklarına karşı, Millici ve Devrimci sınıfların takip etmeleri gereken Milli Demokratik Devrim stratejisi hareketimizin çizgisidir. Diğer bir anlamıyla bütün millici sınıf ve tabakaların ortak devrim anlayışı, Milli Kurtuluş savaşının bu savaşı ve onun başındaki Mustafa Kemal’ i yok edici, ortadan kaldırıcı bir düzen kuran, karşı devrimci-gerici ittifaka karşı yapılmış olan 27 Mayıs İhtilalinin ve 1961 Anayasasının bir devamı ve tamamlayıcısıdır.
 BUNUN İÇİNDİR Kİ BİZLER; TÜRKİYE TOPLUMUNUN TARİHİ GEÇMİŞİNDE SAĞLAM OLAN ULUSAL VE DEVRİMCİ OLAN NE VARSA ONUN MİRASÇISIYIZ.
 Ve bizler, emperyalizmin, yerli işbirlikçilerinin ve onların ittifak kurduğu çağ dışı, bilim dışı kurumların tasfiyesinin ancak, tüm yurtsever sınıf ve tabakaların ortak devrim stratejisi olan Milli Demokratik Devrimle olabileceğine inanıyoruz. Yurdumuzu bu noktaya çok güç ve zor şartlar altında ulaşılabileceğinin de bilincindeyiz. En az Atatürk’ ün kumanda ettiği Milli Kurutuluş savaşı kadar zor ve çetin ama mümkün. Şimdiye kadarki şartlar bizi mücadelemizden yıldırmadı, bundan böyle de yıldırmayacak.” diyerek görüşlerini belirtiyor.
 Mahir Çayanda “…bizim yolumuz hayatı da dahil olmak üzere her şeyini ortaya koyarak, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ ün Ya İstiklal Ya Ölüm parolasını kendisine şiar edip, Tam Bağımsız Türkiye için bitmemiş olan Anadolu ihtilali için savaşanların yoludur.
 Bugün, Mustafa Kemal’ in yükselttiği < İstiklali Tam Türkiye> bayrağı bu yolu seçmiş olan sosyalist ve gerçek Kemalist Milli Kurtuluşçuların ellerinde dalgalanmaktadır” diyerek ideolojisinin esasını ortaya koymuştur. (S.117)
 Onlar idam sehpalarında  ve kırsalda hain pusularda öldüren güçler ve ölümlerine parmak kaldıranlar tarihin çöplüğündeki yerlerini almışlardır. Deniz ve Mahir bir bilinç birikimi, devrimci yürek, vatanseverlik çizgisinin siyasal atardamarı olarak simgeleşen özellikleriyle ulusumuzun belleği var oldukça yaşayacaklardır.
 Unutmamak gerekir ki “Minerva’ nın Baykuşu kanatlarını yalnızca akşamın alacakaranlığı çökünce açar.”

Merdan ASLAN

 
 
mod_vvisit_counterBugün2095
mod_vvisit_counterDün893
mod_vvisit_counterBu hafta11051
mod_vvisit_counterBu ay31696
mod_vvisit_counterTüm1475035