.
ÇEKİÇ GÜÇ KÜRT DEVLETİNİ KURUYOR (Tarih: 28.10.1995) (Belge PDF Yazdır E-posta

Bu makale 2965 defa okunmuştur.

Yazar Alıntı   
Pazar, 26 Ağustos 2012 08:29

Turhan Feyizoğlu’nun gönderisi

 ÇEKİÇ GÜÇ 1991-ÇEKİÇ GÜÇ 2012.
 1995 yılındaki bir yazıda Genelkurmay tarafından hazırlanan bir rapora atıfta bulunarak Çekiç Gücün Kuzey Irak'ta NGO aracığıyla ile kültür oluşumu, kurumsallaşma, ve askeri eğitim turu faaliyetlerle Kurt devletine zemin hazırladığı anlatılmış. Ayrıca bölgeyle yakından ilgilenen Eşref Bitlis Paşa'nın helikopterinin önce Çekiç Güç tarafından tacize uğradığı iki ay sonra da Kurt yetkililerle kuzey Irakta görüşmeye giderken şaibeli bir "kaza"da şehit olduğunu anlatmış. 10 yıl önce anlatılanların bugün nasıl bir bir gerçekleştirildiğini görmek açısından güzel bir yazı.
 

Çekiç Güç Kürt devleti kuruyor
 Genelkurmay Başkanlığı'nca hazırlanan raporlar Kuzey Irak 'ta ki mülteci olayını önlemek için konuşlandırılan Çekiç Güç'ün amacından saptığını belgeliyor
 Raporda yer alan ifadeler kesin hüküm veriyor: "Çekiç Güç, Kuzey Irak 'ta bir Kürt devleti kuruyor"
 Haber, soğuk bir kış günü Türkiye'nin gündemine ateş gibi düşmüştü. Cumhurbaşkanı Sözcüsü Kaya Toperi ve Genelkurmay yetkilileri olayı doğrularken, dönemin başbakanı Demirel ve yardımcısı İnönü alelacele yaptıkları açıklamalarda haberin doğru olmadığını söylüyorlardı.
 14 Ocak 1992 günü basında çıkan haberlerde ise, Cudi Dağı'nda kıstırılan PKK'lılara Diyarbakır'dan kalkan ABD helikopterlerinin malzeme attığının, Genelkurmay tarafından tespit edildiği yazıyordu. Bir askeri tim olay yerine PKK'lılardan önce ulaşarak 27 çuvalı ele geçirmiş, çuvallardan giyecek ve yiyecek çıkmıştı. Bu olaydan sonra Amerikalılar olayı doğrulayacaklar; ancak malzemelerin yanlışlıkla atıldığını söyleyeceklerdi. Tıpkı daha sonraları pek çok defa yapacakları yanlışlıklar gibi. Çekiç Güç yanlışlıkları pek çok şey yapacak, Türk yetkilileri de bu yanlışlıkları  sineye çekeceklerdi.
 Körfez Savaşı'nın ardından meydana gelen "Kürt göçü"nün bir daha tekrar etmemesi için ülkemize konuşlandırılan "Çekiç Güç", yıllardır devam eden tartışmaların odağında bulunurken Aksiyon, konuyu aydınlığa kavuşturacak belge ve bilgilere ulaştı.
 ÇEKİÇ GÜÇ DEVLET KURUYOR
 Genelkurmay Başkanlığı'nca farklı zamanlarda hazırlanan raporlarda ve yapılan etütlerde, Çekiç Güç'ün Türkiye'nin egemenlik haklarını hiçe saydığı belgeleniyor "Etüt" başlığıyla yapılan değerlendirmede üst kademe de oluşan rahatsızlık açıkça dile getiriliyor. Raporun inceleme bölümünde yer alan ifadeler aksine söz söylenemeyecek netlikte:
 "Çekiç Güç Kuzey lrak'ta bir Kürt devleti kuruyor."
 Konu üzerinde hassasiyetle duran Genelkurmay tarafından yapılan geniş araştırmalar neticesinde hazırlatılan raporda şu ifadeler yer alıyor: "Her ne kadar CTF (Çokuluslu Güç)'nin kuruluş amacı Kuzey Irak'taki mülteci olayını önlemek ve insani yardımın güvenlik içerisinde yapılmasını sağlamak ise de, vuku bulan olayların niteliği bu amaçlardan sapıldığını kanıtlayacak niteliktedir.
 CTF'nin kuruluş amacında yer alan Irak'ın toprak bütünlüğü konusu uygulama ile çelişkilidir. Uygulama, bir devletin altyapısını oluşturma gayretleri ile özdeştir. Ordunun kurulması, kitlelerin eğitimi için organizasyonlar kurulması, kendilerine yeterli gıda maddesi sağlayacak şekilde halkın tarıma teşviki, ortak düşman kavramının (Saddam) oluşturulması, muhabere, ulaştırma ve enerji altyapılarının tamamlanma gayretleri örnek olarak gösterilebilir.
 SABIKA DOSYASI KABARIK
 AKSİYON'un ele geçirdiği ilginç rapor, iki bölüm olarak hazırlanmış. Birinci bölüm "Birleşik Görev Kuvveti (Combined Task Porce-CTP) unsurlannca yapılan kural dışı davranışları ele alıyor. İkinci bölümde ise "Askeri Koordinasyon Komitesi (MCC)'nce yapılan kural dışı davranışlar” tespit ediliyor. Kayıtlara resmi adı olan Çok Uluslu Güç olarak geçen Çekiç Güç ile ilgili raporda yer alan hususlardan bazıları şöyle:
 Birleşik Görev Kuvveti'nin ABD'li komutanı kendi üst makamları ile yaptığı yazışmalarda Türkiye'nin tezlerinin aksine Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nden "Türk Kürdistanı", Kuzey Irak'tan da "Irak Kürdistanı" tabirlerini kullanarak bahsediyor.
 ABD av önleme uçakları, Türk hava sahası içerisinde, 9 Ocak 1992 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti hükümetince izin verilen Cezayir C-1300 uçağın yetkisi olmadan önlüyor.
 Çekiç Güç'e ait iki adet A-lO uçağı, 1 Eylül 1992 tarihinde sınırlarımız içerisinde PKK teröristlerini bombalayan savaş uçaklarımızın harekatını gözetliyor. 15 Ocak 1992'de Çekiç Güç'e ait muharip uçaklar Erkilet Gaziantep uçuşu yapan Türk Hava Kurumu'na ait sivil uçakları taciz ediyorlar.
 1993'ün ocak ayı Çekiç Güç'ün suç dosyasının en kabarık olduğu ay. Birbiri peşi sıra gelen olaylar hem uluslararası anlaşma ve kuralları ihlal anlamı taşıyor, hem de Türkiye'nin güvenliğini tehdit ediyor:
 ABD'ye ait bir savaş uçağı Mardin radarına elektronik karıştırma uygulayarak görevini yapmasını engeller. Yine aynı günlerde bir Irak uçağı, aksine yapılan tüm uyanlara rağmen ABD'li savaş uçaklarınca düşürülür. Awacs radar uçaklarında görev yapan subaylarımıza bu ay içerisinde verilmesi gereken "görev dosyaları ve görev sonuç raporları" verilmeyerek ABD ile aramızdaki anlaşmalar ihlal edilir.
 Türkiye, Irak'la yaşanan "Ocak 1993" krizinde Çokuluslu Güç'ü meşru müdafaa kavramının arkasına saklanarak Irak tarafına taarruz etmekle" suçlar.
 ADIM ADIM DEVLETE DOĞRU
 Raporun ikinci bölümünde yer alan iddialar ise bölgedeki toprak bütünlüklerinin korunması açısından kabul edilebilir cinsten değildir. ''Askeri Koordinasyon Komitesi 'nce yapılan kural dışı davranışlar"ın tek anlamı vardır; KUZEY IRAK'TA KÜRT DEVLETİ KURMAK.
 Bu ise Türkiye'nin, Irak'ın toprak bütünlüğünü korumaya yönelik politikasıyla taban tabana zıt. Çünkü Türkiye; Irak'ta kurulacak bir Kürt devletinin, kuzeydeki ırkdaşlarının iştihasını kabartacağını düşünüyor. Bu yüzden de Kürt devletinin kurulmasına şiddetle karşı çıkıyor ve böyle bir gelişmeye izin vermeyeceğini belirtiyor.
 Ancak topraklarımızda barındırılan yabancı bir güç, bunun tam tersi hareketlerde bulunuyor. Aksiyon'un eline geçen Genelkurmay Raporu, Türk kamuoyunun bu konudaki kuşkularının haklılığını gösteren olaylarla dolu.
 Raporda özellikle iki ABD'li subayın adı sıklıkla geçiyor: Askeri Koordinasyon Komitesi Başkanı Albay Naab ve onun görevini devralan Albay Wilson. Her ikisinin de özelliği aynı; Kuzey Iraklı Kürt liderlerle yaptıkları görüşmelerde onları söyledikleri sözler ve yaptıkları hareketlerle bağımsızlığa teşvik ettiler. Kuzey Irak'ta seçim yapılabilmesini sağlamak için gerekli malzemeyi teminde yardımcı olan Albay Naab ve Albay Wilson'un, güvenlik sistemi ve düzenli ordu kurulması için büyük gayretleri oldu.
 Askeri Koordinasyon Komitesi'nce Kuzey Irak'ın yeraltı zenginlikleri ve ekonomik değerlerinin tespit edilmesi için uzmanlara zaman zaman araştırmalar yaptırılır. 10 Ocak ı 992 tarihinde ise Türk kamuoyunda uzun tartışmalara neden olan bir olay gerçekleşir; Askeri Koordinasyon Komitesi'ne ait helikopterler Irak içlerinde yardım malzemesi dağıtırken, sınırı geçerek malzemeleri, Cudi Dağı'nda sıkıştırılmış olan PKK militanlarının olduğu bölgeye bırakır. Bu olay Çekiç Güç'ün PKK'ya yardım etmesinin somut bir göstergesi olarak bazı basın organlarında yer alır.
 Türk Silahlı Kuvvetleri'nin 1992 sonbaharında, Irak'taki Kürt gruplarla birlikte PKK'ya karşı yaptığı ortak harekat, Çekiç Güç bünyesinde görev yapan Albay Young tarafından "kardeşin kardeşi vurması olarak nitelendirilir" ve bundan üzüntü duyulduğu açıklanır. Uluslararası camiada Türkiye'yi zor durumda bırakabilecek haberler Türkiye'nin görüşü alınmadan dünyaya duyurulur. Bu da dış politikada zor günlerin yaşanmasına neden olur.
 BITLİS PAŞA'YA TACIZ
 17 Aralık ı 992 günü, sabahın erken saatlerinde İncirlik'ten havalanan Awacs Radar Uçağı kısa sürede, Kuzey Irak üzerinde oluşturulan çalışma sahasına ulaşır. "Roz-I" ismiyle anılan sahada günlük rutin görevlerini yapmakta olan uçağın radarında bir müddet sonra beliren
 uçan bir cisim, radar operatörünün dikkatini çeker. Çekiç Güç'e bağlı uçakların uçuş koordinelerini bilen operatör, uçağın Türkiye'ye ait olabileceği düşüncesiyle konu hakkında bilgisine başvurduğu Türk subayından olumlu bir cevap alamaz. Gözlemci Türk subayı, meydana gelebilecek bir yanlışlığı önlemek için Mardin radarıyla temasa geçerek gerçeği öğrenir. Radarda görülen ci sim Türkiye'ye ait bir helikopterdir ve çok önemli bir yetkiliyi Irak'ın Serahattin şehrine götürmektedir. Bölgede görev yapan Çekiç Güç'e bağlı uçaklara durum süratle bildirilir. Helikopterin taciz edilmemesi konusunda tekrar tekrar uyarılır ABD uçakları. Ancak uyarılar dikkate alınmaz. ABD'ye ait uçaklar Selahattin kenti yakınlarında Türk helikopterine uçuş güvenliğini tehlikeye sokacak kadar yaklaşır. Yani taciz ederler helikopterimizi. Çekiç Güç'e bağlı uçaklar bölgedeki uçuşlarını ara verme ihtiyacı hissetmeksizin gün boyu sürdürürler.
 Taciz edilen helikopterdeki ''VI P- Çok önemli personel" diye tanıtılan kişi, bir kaç ay sonra şaibeli bir uçak kazasıyla hayatını kaybedecek olan Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis'ten başkası değildir. Bitlis Paşa, o sıralar Türkiye'nin Kuzey Iraklı Kürt liderlerle başlattığı görüşmeleri yürütmektedir.
 Türkiye bu olayı "zamanında koordine yapılmamasına" bağlayarak kapatır.
 KAZAYLA AÇIM ÇIKAN GERÇEK
 İki sene sonra Kuzey Irak'ta uçuş yapan helikopterlerdeki personel "VIP" kadar şanslı değildir. Onlar yapılan yanlışlığın faturasını hayatlarıyla öderler. 14 Nisan 1994 günü 2 ABD savaş uçağı, 2 ABD helikopterini düşürür. 3'ü Türk 26 kişi hayatını kaybeder. Ağustos 1995'te sonuçlanan mahkemede olayın -personel hatasından kaynaklandığı sonucuna varılır. Bu, ABD'nin olayın olduğu günden itibaren savunduğu tezin hukuken tescilinden ibarettir.
 Türk Genelkurmayı olayın nedeninden ziyade "nasıl olabildiği" konusuna kafa yormaktadır. Birleşik Görev Kuvveti Türk Komutanlığı'na gönderilen Org. Ahmet Çörekçi imzalı yazıda "Böyle bir olayın meydana gelmiş olması ABD askeri unsurlarının kuralları ihlal ettiğini göstermektedir. Konu hassas olup, göz ardı edilmeyecek durumları içermektedir' denmekte "Olayla ilgili olarak soruşturmanın uzun bir süre alacağı değerlendirilmektedir. Bu nedenle, angajman kuralları ile ilgili düzenleme/erin süratle sonuçlandırılması, aksi takdirde mevcut riski ortadan kaldırmak maksadı ile P. C. uçuşlarına ara verilmesi" talebi dile getirilmektedir.
 29 Nisan 1994 tarihli aynı yazıda Çekiç Güç bünyesinde görev yapan ABD tarafı, mevcut anlaşmaları çiğnemekle suçlanmaktadır. Çekiç Güç bünyesinde görev yapan uçakların, gerekli olduğunda kendilerini korumak üzere silah taşıyabilecekleri ve bu silahları yalnızca meşru müdafaa amaçlarıyla kullanabilecekleri hususunun belirtildiği uluslararası belgelere atıfta bulunulmaktadır. Ancak kazanın meydana geliş şeklinin, bu kurallara uyulmadığının açık göstergesi olduğu ve belirlenen şartlara uyulmadığı takdirde daha da müessif kazaların olabileceği "üzülerek" hatırlatılır.
 İNSANİ YARDIM ADIYLA FAALİYET
 Konuyla ilgili olarak bölgede araştırma yapan Dr. Kürşat Cengiz de hazırladığı raporda bir başka ilginç noktaya dikkat çekiyor:
 Kuzey Irak'ta sayıları 150-200 arasında değişen NGO'lar (Hükümet dışı yardım kuruluşları) vardır. NGO'lar, görünüşte insani yardım yapmak üzere Kuzey Irak'ta belirlenen yerlerde bulunan bu kuvvetler, Birleşmiş Milletler'e aittir.
 Görünüşte bir anlamda BM kuvveti gibidir ve Çekiç Güç'le organik kuruluş bağlantısı yoktur. Ancak, güvenliklerini ve her çeşit emniyetlerini Çekiç Güç sağlar. Kurulan organizasyonların
 sayısı 34'ü bulmaktadır. Asıl amaçları Kürt kültürünü oluşturmaktır. Kuzey Irak'taki 2,5 milyon Peşmerge'ye de bu 15-20 subaydan oluşan NGO' lar yön verir. Bir anlamda "silahlı peşmergelerle Çekiç Güç arasındaki" irtibatı sağlar, Çekiç Güç'le birbirlerini tamamlar. Böylece, Saddam'ın müdahalesini önleyecek bir kuvvet yapısı ortaya çıkar.
 Çekiç Güç'ün açıklanması gereken çok ilgi çekici bir özelliği de SAR (Special Air Regiment) kuvvetlerinİ bünyesinde bulundurmasıdır. Bir Amerikan SAR subayına yöneltilen "Siz ne yaparsınız?" şeklindeki soru karşısında alınacak "Akla gelen ve mantıklı olan her şey" cevabı, bu kuvvetlerin esrarengizliğini bir parça olsun anlatacaktır. Yaptıkları işlerden sadece bazıları ise şunlardır: Denize veya karaya düşen bir pi lotu kurtarmak, istenilen noktalara takviye sağlamak, akın tipi özel harekat icra etmek, sabotajlar yapmak, Saddam'ı taklit ederek kitleleri etkilemek, propaganda hizmetlerini gerçekleştirmek.. Kısaca "görevimiz tehlike", kuvvetin doğuş ve varlığının devam sebebi~ dir. Bu eylemler hep Saddam'a karşı ifade edilir. Ancak görev yaptıkları coğrafi alan önemlidir, komuta merkezleri ise Türkiye'dedir.
 ÇEKİÇ GÜÇ'ÜN ASIL GOREVI
 Uluslararası ortamda Çekiç Güç'ün açıklanan görevi kısaca, Kuzey Irak'ta bulunan insanlara insani yardımın ulaşmasını sağlamak ve insanların güvenliği ile bekalarını sağlamak şeklinde özetlenebilir. Gösterilen görev hedefi de budur.
 Çekiç Güç, Türkiye'ye yerleştirildikten altı ay sonra "güç boşluğu" deyimi söylenmeye başlandı. Kuzey Irak bölgesinde yaşamak için hava, su, gıda nasıl şartsa, bir Kürt devletinin kurulması için de "güç boşluğu" ve bunun oluşturucusu Çekiç Güç o kadar şart ve hayatiydi. Çekiç Güç, Saddam'ın hava kuvvetlerinin 36'ıncı paralelin kuzeyine, polis dahil tüm silahlı kuvvetlerini de "güvenlik bölgesine" (Kuzey Irak' ta Türk sınırına bitişik yaklaşık 50-60 km. lik şerit) sokmamakla kendini görevlendirdi. Bu sayede bölgede yaşayanlar rahat rahat örgütlenme imkanına sahip oldular.
 Bir Amerikan subayına "Sıfırdan bir Kürt devleti kurmak için kaç yıl gerekir" diye sorsanız, size "Hiç müdahale olmazsa, yani tam bir güç boşluğu sağlanırsa en az beş yıl gerekir" şeklinde cevap verecektir. Dikkat edilirse bunun 3-4 yılı müdahalesiz geçti.
 PKK TÜRKİYE'YE ANGAJE
 PKK'nın Türkiye'ye angaje olmasına açıklık getirmek için önce bölgede kimlerin nereyle alakadar olduğu sorusuna cevap vermek gerekir. Bu takdirde de çok güzel planlanmış bir işbölümü ortaya çıkar. Çekiç Güç, Irak hava ve kara kuvvetlerine angajedir. Peşmergeler, Saddam'ın polis ve yerel askeri güçlerine angajedir. PKK da Türkiye'ye angajedir.
 Kuzey Irak'ta kurulan. yaklaşık 34 Kürt organizasyonu yetkililere anIatılırken, bunlardan üçünün önemli olduğu belirtilir. Bunlar; Barzani'nin partisi, Talabani'nin partisi ve PKK' dır. Diğerleri için "Kürt kültürünün oluşturulmasına katkıda bulunuyorlar" denir. Barzani ve Talabani'nin partileri için "temel" sıfatı kullanılırken, PKK için "komünist ve illegal, ama Türkiye'ye angaje... Çok iyi fonksiyonlar görüyor" derler.
 İlk bakışta, 3-4 eşkıya grubunun koca Türkiye'ye nasıl angaje olacağı su ali sorulabilir. Hemen cevap vermek mümkündür. Bugün Silahlı Kuvvetler komutanı, başbakan "Çekiç Güç giderse, Kuzey Irak'ta PKK'ya karşı rahat hareket yapabilir miyiz?" şeklinde bir düşünceyi dile getirmektedirler. Kısaca Türkiye'de yönetim PKK yüzünden Çekiç Güç'ün devamını isteyen bir tutum sergilemektedir. Çekiç Güç'ün bölgeden ayrılmasıyla, PKK ile yapılan mücadelenin zayıflayacağı intibaını uyandırmak istemektedirler. Buna bir çok yazar ve aydın da katılmaktadır. Bu durum da PKK'ya nasıl angaje olunduğunu göstermektedir. Yani bazılarına göre "Çekiç Güç" gereklidir, çünkü PKK'yı rahatça vurmak ve haber alabilmekte yardımı olacaktır. Madalyonun diğer yüzünde ise; Çekiç Güç bölgede bir "güç boşluğu" oluşturmaktadır. Güç boşluğu da Kürt devletini rahatça kurmaya zemin hazırlamaktadır.
 Peki "Kürt devleti" kurulursa ne olur? İşte bundan sonra olacaklar bakımından devletin resmi politikası, ileri bir görüş sergiler. Türkiye, Kürt devletinin oluşturulmasına karşıdır. Ancak, uygulamada bu kesinlik ve açıklık yoktur. Bilerek, bilmeyerek ağır hatalar işlenmektedir.
 STRATEJiK OLUŞUM
 1970'li yıllarda dış basını izleyen okuyucular -örneğin "Mıddle East" dergisinin her sayısında- Ermeni ve Kürt meselesi adı altında, yan yana makaleler, sözde inceleme yazıları veya soru-cevap şeklinde dikkatleri üzerine çekici yayınlar görürdü. Arada bir Ermeni-Kürt ortak hareketinden söz edilirdi. Bu sırada ASALA Ermeni örgütü gündeme geldi. 1985 sonlarında ise ASALA kayboldu, PKK ortaya çıktı. Bir terör örgütünün birdenbire kaybolmayacağını, şekil değiştireceğini uzun süre anlayamadık. Ermeni-Kürt ve başta ABD olmak üzere Batı devletlerini bir çizgide "görmemiz gerek. Bu yaklaşımın stratejik sebebi, Güneydoğu Anadolu-Musul-Kerkük petrollerinin ABD ve Batı yararına kullanılmasının devamının ancak zayıf bir Kürt devletinin idaresinde mümkün olabileceğinin ortaya çıkmış bulunmasıdır. Aynen Arap Yarımadası'ndaki zayıf devletçiklerde olduğu gibi... İşte bu strateji içerisinde PKK önemli bir fonksiyon gösteriyor: Türkiye'ye angaje olmak. Ne zaman Türk kuvvetleri sıkı bir şekilde PKK üzerine giderse, yurtiçinde hemen "siyasi çözüm", yurtdışında ise, "insan hakları" feryatları yükseliyor. Bu feryatlar gerçekte "PKK'yı yok ederek, oyunumuzu bozma" anlamını taşıyor
 KÜRT MÜLTECİLERİ MESELESİ
 Körfez Savaşı'ndan sonra sınırlarımıza çok sayıda Peşmerge sığındı. O zamanın hükümeti bunlara karşı sınırlarımızı korumadı. İnsani gerekçelerle bu toplu, hukuk dışı sınır ihlaline karşı bir şey yapılmadı; durum "anlayışla" karşılandı. Bundan kısa bir süre sonra aynı tür hareketi Arnavutlar yaptı. İtalyanlar sınırlarını korudu. Dünya İtalyanlar'ı hiç de kınamadı. Hatta haklı buldu. Çünkü sınırlarını korumak bir devletin en meşru hakkı ve devlet olmanın gereğidir. Yeter ki bu konuda kararlı olunsun, "devlet" olmanın gerekleri yerine getirilsin. Şimdi ise "Çekiç Güç" giderse, Saddam Kürtler'e bastırır ve sığınmacılar gene sınırlarımıza yığılır mantığı ile Kürt mülteciler "Çekiç Güç'ün" devamında gerekçe ve argüman olarak kullanılıyor.
 ÇEKİÇ GÜÇ'ÜN TAHLİYE PLANI
 "Çekiç Güç'ün" bir tahliye planı var. Bu plan Kuzey Irak'tan Türkiye'ye 2,5 milyon Peşmerge'nin tahliyesini kapsıyor. Plan 15-20 Çekiç Güç subayının, 150-200 NGO'nun tahliyesi için yapılmış izlenimini verse de gerçek bu değil, planın asıl amacı Saddam'ın ani bir baskını halinde Çekiç Güç'ün açıklanan Peşmergeler'i tahliyesini kapsıyor. Kısacası plan 15-20 kişinin değil, 2.5 milyon Peşmerge'nin tahliyesi, ama adı "Çekiç Güç Tahliye Planı". İşin en önemli ve dikkati çekici yanı ise, bu planın uygulanmış olması. Körfez Savaşı'ndan sonra, Türk sınırlarına yığılan Peşmerge hareketi önceden planlanmış bir hareket. Milyonlarca kişinin 300-400 km. mesafe içerisinde yer değiştirmesi büyük bir organizasyon ister. Bu da ancak planlı ve örgütlü bir hareketle gerçekleşir. Aslında bu hareket Türk sınırlarına yapılmış sivil bir taarruz. Türkiye böyle bir baskına 1989'da kuzeybatı sınırlarında "Bulgaristan'ın" Türk soylu, Türk göçmenleriyle uğramıştı. Bu kez de güney sınırlarında aynı şeyi yaşıyordu. Sivil taarruzun politik amacı, "Çekiç Güç'ü" bölgeye çekmek ve "güç boşluğu" oluşturmanın kapısını açacaktı. Öyle de oldu. Hem de Türkiye'nin isteği ile... Türkiye'yi böyle bir talebi yapmaya iten inisiyatif, Kürtler'i göç için organize eden inisiyatifin devamı mahiyetinde görülmektedir.
 BUGÜN DURUM NEDİR?
 Lord Curzon, Lozan Konferansı'nda Türk Temsilciler Heyeti Başkanı İsmet Paşa'ya, Musul-Kerkük konusu ve Kürtler meseleleri görüşülürken, "Ben onlara bir alfabe verdiğim gün, görürsün" demişti. Bugün de durum farklı değil. Hali hazırda, Kuzey Irak'ta Kürt devleti kurulması için pek çok şey var, fakat "Kürt kültürü" eksik. Bugün Kuzey Irak'taki Kürt çocuğunun tarih kitabına baktığınızda, Saddam'ın bastırıp, okuttuğu kitabı görürsünüz, sadece Saddam'ın resmi olan sayfa yırtılmıştır...
 Kültürün oluşturulması uzun zaman alır. Olmayan bir kültürün oluşturulması ise imkansız kadar zordur. Bu nedenle NGO' lar ısrarla "kültürel örgütleşmenin" etkinliği için çabalamaktadırlar. Ancak, zamana ihtiyaçları var. Bu sebeple de "Çekiç Güç'ün" görev süresinin uzamasını ve güç boşluğunun devamını istiyorlar.
 ABD VAZGEÇMEDİKÇE BİTMEZ
 ABD'nin ve bazı Batılı dostlarının Türkiye üzerindeki emelleri, bu devletin Milli güvenlik stratejilerinin, çıkar ve amaçlarının sonucudur. Bugün bu durum, bir "Kürt devletinin" kurulması, Türkiye'nin bölünmesi şeklinde algılanmaktadır. Gerçekte ABD ve bazı müttefiklerinin amacı Türkiye'nin iktisadi kaynaklarını kontrol altına almak, iktisadi hayatını kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmek, gelişme kapsam ve derecesini yönetmektir. Bu amacı Türkiye üzerinde çeşitli tehditler oluşturarak ve bu tehditleri kendi inisiyatifleri içerisinde tutarak gerçekleştirmeye çalışmaktadırlar.
 Bu sebeple resmi ABD demeçleri, Kürt devletinin kurulmasına karşıdır. Ancak, faaliyetler bu yaklaşımın tersini göstermektedir. ABD, Kürt devleti 'kurulmasından vazgeçmedikçe -ki bu durum, Başkan Clinton'un iktidarının sonu demektir- PKK terörü yok olmayacak, çok zorda kalırsa daha önce olduğu gibi terör şekil değiştirecek ve "beyaz fes" giyecektir.

Pazar, 26 Ağustos 2012 09:22 tarihinde güncellendi
 
 
mod_vvisit_counterBugün347
mod_vvisit_counterDün888
mod_vvisit_counterBu hafta2045
mod_vvisit_counterBu ay33914
mod_vvisit_counterTüm1477253