.
27 Mayıs İhtilal mi darbe mi? PDF Yazdır E-posta

Bu makale 2356 defa okunmuştur.

Yazar Gürkan Hacır /Akşam   
Çarşamba, 30 Mayıs 2012 19:12
Bugün 27 Mayıs. 1960'da yapılan askeri müdahalenin 52. yıldönümü. Artık onun da bir darbe olduğuna çoktan karar verdik. 
Çocukluğumuzda Hürriyet ve Anayasa bayramı olarak kutladığımız 'devrim' son birkaç yıl içinde 'darbe' oluverdi. 27 Mayıs'ı yapmakla övünen yaşlı kuşak hemen ortalıktan kayboluverdi. Sesleri çıkmaz oldu. Oysa ne kadar uzun dinlemiştim o günün hikayesini onlardan. Sahi... 12 Eylül'ü 12 Mart'ı hatta 28 Şubat'ı yapanlar neden 'biz yaptık' diye övünmezler de 27 Mayısçılar gururla kabartırlar göğüslerini. Neden onlarca 27 Mayıs Derneği kurarlar? Her yıldönümünde Atatürk anıtına övünçle çelenk koyarlar? 27 Mayıs'ı diğerlerinden ayıran nedir?
27 Mayıs'ı doğru analiz edebilmek için o güne uzanalım. Yani 27 Mayıs 1960'a... Sadece o güne! O gün neler yaşandı! Asıl hareket günü 23 Mayıs olarak seçilmişti. Parola belliydi. 'Dündar Seyhan'ın oğlu sınıfını geçti' harekatın başlama parolasıydı. Eğer 'Dündar Seyhan'ın oğlu bütünlemeye kaldı' denirse ertelendiği anlaşılacaktı. Dündar Seyhan'ın oğlu bütünlemeye kalmıştı. Harekat 27 Mayıs günü yapılacaktı. Harekata karar verenler, çoğu düşük rütbeli subaylardı. Aralarında general bile azdı. Alttan yukarı bir ihtilal yapacaklardı. Emir komuta zinciri yoktu. Genç subaylar, harp okulu öğrencileri askeri hiyerarşiyi kırıp gidişata 'dur' diyeceklerdi.
Saat 03.15. Süvari ve piyade birlikleri harekete geçti. 
Saat 03.30. Tanklar hareket etti. 
Saat 04.00. Albay Alpaslan Türkeş, Ankara Radyosu'ndan yönetime el konduğu duyuran bildiriyi okudu. 
Saat 06.30. Gözaltılar başladı. Adnan Menderes Kütahya'da havaalanında gözaltına alındı. Cumhurbaşkanı Celal Bayar cumhurbaşkanlığı köşkünde (direnmesine rağmen) enterne edildi. Meclis Başkanı Refik Koraltan da Ankara'daki konutunda enterne edildi.Demokrat Partililer teker teker toplanmaya başlanmıştı.
AŞAĞI'SI AYAKLANMIŞTI
Sadece siyasiler mi? Yüksek komutanlar da gözaltına alınıyordu! Genelkurmay Başkanı Orgeneral Rüştü Erdelhun, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tekin Arıburun, 2.Ordu Komutanı Orgeneral Suat Kuyaş başta olmak üzere 10'dan fazla yüksek rütbeli komutan gözaltına alındı. Emekli yüksek komutanlar da vardı gözaltına alınan. Örneğin Kore'nin komutanı Tahsin Yazıcı Paşa. Veya Orgeneral Nurettin Aknoz Paşa. Eski Genelkurmay Başkanı Nuri Yamut Paşa gibi. Silahlı kuvvetlerin 'aşağı'sı ayaklanmıştı.
Halk sabahın ilk saatleriyle birlikte sokaklardaydı. Kimisi geçen tankların üzerine çıkmış slogan atıyor, kimi askerleri boğarcasına öpüyordu. Bir askeri darbeden çok bir kurtuluş gününün atmosferi vardı. Göbek atanlar, Atatürk resmini öpenler Türk bayrağıyla ağlayarak yürüyenler, Menderes'in portresini yırtanlar, marş söyleyenler... Başta Ankara, tüm Türkiye bir bayram havasına bürünmüştü. Demokrat Partiler ve taraftarları evlerine çekilmişti. Ürkek gözlerle sokakları izliyorlardı.
Tarihimizde böyle coşkuyla kutlanan çok az gün vardır. 
Öğrenci gençlik sokağa dökülmüş, askerlerle kol kola yürüyorlardı. Belki yıllar sonra askeri müdahalelere tanık olacaktık ama hiçbirinde böylesi sahneler görmeyecektik. İlk olmasından mı? Yoksa halkın Menderes iktidarından bıkmasından mı? Bilmiyorum! Artık saatler öğlene doğru geliyordu. Tanklar Ankara sokaklarında geziyor, iktidarın devrildiği artık herkes tarafından biliniyordu.İyi ama harekatın başında kim olacaktı? Bu düşünülmemişti.
Korgeneral Cemal Madanoğlu fikri ortaya atıldı. Ancak 3.Ordu Komutanı Orgeneral Ragıp Gümüşpala 'Benden düşük rütbeli birinin emrine girmem ve direnirim' deyince yüksek rütbe aranmaya başlandı. 
Akıllara yeni emekli olmuş Kara Kuvvetleri Komutanı geldi. 
Saat 11.15. Orgeneral Cemal Gürsel, İzmir'den apar topar uçağa bindirildi. Ankara'ya harekatın başına getirildi.
Saat 13.00 Yeni anayasa hazırlıkları için hemen bir ekip kurulmalıydı. İstanbul'dan bir başka uçak havalandı! Bu uçak da 'Anayasacı'ları taşıyordu.
Kimler mi? Anayasa Hukukçusu Or. Prof. Dr. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Prof.Tarık Zafer Tunaya, kamu hukukunun duayeni Prof. Hüseyin Nail Kubalı, İdare Hukukçusu Prof. Sıddık Sami Onar, Prof. Ragıp Sarıca, Naci Şensoy ve Doç. İsmet Giritli.
Coşku seli içindeki Ankara'ya indiler. Hemen kolları sıvadılar. Hatta uçakta bir ön raporun hazırlıklarına başlamışlardı bile. 
Rapor şu cümleyle başlıyordu: 'Bugün içinde bulunduğumuz durumu adi ve siyasi bir hükümet darbesi saymak doğru değildir.'
Raporda 'meşru bir seçimle iktidara gelen Demokrat Parti'nin yasal boşluklardan faydalanarak baskıcı ve totaliter bir rejim dayatmaktadır' ifadelerine yer verildi. İstanbullu 'hoca'lara Ankaralı hocalar da katıldı. Bahri Savcı, Muammer Aksoy, İlhan Arsel! (27 Mayıs'a destek verenleri çıkarın, geriye hemen hemen anayasa hukukçumuz kalmaz. Dönemin neredeyse bütün anayasacıları 27 Mayıs'ın meşruluğuna inanmışlar destek vermişlerdi. Örneğin Prof. Bülent Nuri Esen, Türk Anayasa Hukuku kitabında Demokrat Parti iktidarının meşruluğunu kaybettiğini yazar. Hatta daha da ileri giderek 27 Mayıs'ın bir 'hukuk devleti ihtilali' olduğunu anlatır.) 
Peki burada duralım. Ve soralım. 27 Mayıs'ın yarattığı '61 Anayasası neler getirdi?
Birkaç başlık yeterli olur mu?
İlk kez anayasamız insan haklarına dayalı sosyal bir devlet ilkesini benimsedi. Kişi hak ve özgürlüklerinin alanı olabildiğince açıldı.
İdarenin her türlü icraatına karşı yargı yolunun açık olduğu hükme bağlandı. 
Egemenlik salt Meclis'e verilmedi. Yasama organı olan meclis egemenliği kullanan erklerden yalnızca biri olarak kabul edildi. Üstelik yasama erkinde tek başına da değildi. Ona Cumhuriyet senatosu eşlik edecekti. Anayasa Mahkemesi kuruldu.
Örgütlenme hakkı genişletildi. Sendikalar ve sivil toplum kuruluşlarına geniş imkanlar tanındı. 
İDEALİZM, AYAKLANMA
O güne tekrar dönelim. Saat 16.00'da Milli Birlik Komitesi ve yeni lideri açıklandı. Cemal Gürsel ilk bildirinin altına imza attı! Akşam olmuş, gün kararmış ama halk evlerine girmek istemiyordu. Öğrenci gençlik kimi şehirlerde fener alayları düzenliyordu. O günü anlatan onlarca hatıratı yıllar boyu okumuş biri olarak '27 Mayıs 1960 gününü üç sözcükle tarif et' deseniz, 'heyecan, idealizm ve ayaklanma' derim. Ama inanın aklıma 'darbe' sözcüğü gelmez! Çünkü 27 Mayıs bir askeri cunta faaliyetinden çok askerin de dahil olduğu bir ayaklanmadır.
Evet, insan hakkı ihlalleri olmuştur. Menderes ve arkadaşlarının idamı, birçok siyasinin eziyet görmesi, hapse atılması 27 Mayıs'ın ayıp karnesidir. Türkiye'de ardı sıra gelen birçok askeri darbeye yanlış bir fikri öncülük yapmıştır. 27 Mayıs'ı örnek alan bir gelenek doğdu. Onun karikatürü olan müdahalelere özendiler. Türkiye darbeler girdabına savruldu. 50 yıldır çıkamıyor... Mağduriyet elbette oldu.
Ama Fransız devriminde mağduriyetler yaşanmadı mı? 
FRANSIZ DEVRİMİ
Tarihimizde bir Fransız devrimi arayacaksak bu 1908 Temmuz'u değil 1960'ın 27 Mayıs'ı olmasın sakın!
Menderes ve arkadaşları elbette ölümü hak etmiyorlardı! Hiçbir insan hak etmez. Ama bugün demokrasi kahramanı olarak gösterilen Menderes'in iktidardaki rezaletleri apayrı bir inceleme konusudur. Demokratik yoldan gelip tahakküme dönüşen bir siyasal iktidar muhalifleri susturma hapse atma, illeri ilçe yapma hepsi Menderes'in karnesinde yazılıdır. 
Demokrat Parti'ye yöneltilen suçlamaları 'Köpek davası', 'bebek davası', 'don davası' diye sağ seçmen yıllarca hafife aldı. (Başta babam olmak üzere. Menderes'in resmi evimizde en güzel köşede asılıydı. Ve merhum babam hep bir don davasından koca başbakanı astılar dedi) Ama davanın esasını okursanız işin hangi rezalete uzandığını görürsünüz. 
Namusuna emanet edilmiş 'örtülü ödeneği' pantolonunun cebi gibi kullanan, kabinesindeki bakanla çapkınlık takasları yapan, zimmet irtikap suçlarının havada uçuştuğu, kendisine yöneltilen her eleştiriyi baskıyla susturmayı deneyen Menderes'in böyle bir sonla karşılaşması değil belki ama yargılanması gerekiyordu. 27 Mayıs bilinen klasik bir darbe değildir. Alt rütbeli askerlerin de katıldığı bir ayaklanmadır. Türkiye'yefaydaları kadar yarattığı darbe geleneğiyle de zararları olmuştur. Ama sıradan bilindik bir darbe değildir.
***
Bugünlerde 27 Mayıs'a karışanların yargı önüne çıkartılacağı konuşuluyor. O zaman benim aklıma Cumhuriyetin ilanı da geliyor. O da bir müdahale sayılmaz mı?
Sahi, 29 Ekim'i ne zaman yargılayacağız?
 
 
mod_vvisit_counterBugün72
mod_vvisit_counterDün2247
mod_vvisit_counterBu hafta7108
mod_vvisit_counterBu ay31996
mod_vvisit_counterTüm1556367