.
Tam Bağımsız Türkiye ıçin Mustafa Kemal Yürüyüşüne Katılan DÖBlülerin Tuttuğu Günlük: PDF Yazdır E-posta

Bu makale 3249 defa okunmuştur.

Yazar Turhan Feyizoğlu   
Salı, 15 Şubat 2011 23:30
28 Ekim 1968: Yeni devrimci bir harekete karar verdik. Bu harekete katılmak isteyen bütün arkadaşlarımız saat 21:30’da TMGT’de toplandı. Katılmak isteyen birçok devrimci arkadaşlarımız da bazı önemli sebepler yüzünden gelemediler. Gece saat 00:30’d...a Kadıköy’den Ankara’ya hareket edildi.


 

29 Ekim 1968: Sabah saat 09:00. Ankara’da hava yarı kapalı ve sağanak halinde yağmur yağıyor. ıstanbul’dan gelen arkadaşlar (yani bizler), 27 Mayıs Milli Devrim Derneği’nde toplandık. Öğleden sonra ortak hareketimizin düzenleyicilerinden AÜTB, TMGT, ODTÜÖB temsilcileri geldi. Onlarla hareketin niteliği üzerinde hareketin neyi kapsayıp neyi kapsamayacağı, uzun boylu görüşüldü, tartışıldı. Neticede: ısim, Tam Bağımsız Türkiye ıçin Mustafa Kemal Yürüyüşü olarak kabul edildi. Biz Devrimci Öğrenci Birliği olarak hareketin niteliğinin, özünün Amerikan emperyalizmine-Feodalizme-ışbirlikçi sermaye çevrelerine karşı bir mücadele, gerçek demokrasi için bir mücadele olacağını belirttik. Zira, Tam Bağımsız Türkiye, ancak bu güçlere karşı savaşın başarıya ulaşmasıyla gerçekleşebilirdi. Biz Mustafa Kemal gençliği olarak, Türkiye’nin istiklalinin zedelendiğini, elden gittiğini görüyorduk. Onun için atılması gereken devrimci adımın ıstiklali Tam Türkiye için olacağına, gerçekleştirilmesi gereken ilk amacın Tam Bağımsız Türkiye olduğuna inanıyorduk. Ve bu fikrimizde de direndik.


Sosyalist şiarlar atmadığımız için diğer örgütler tedirgin olmadılar. Fikrimiz üzerinde ufak tefek itirazları olmalarına rağmen kabul ettiler. Hareketin finansmanını örgütler ortaklaşa karşılamaya karar verdiler. Yürüyüş için asgari şartlar yerine getirildi. Bir otobüs, Türk Bayrağı, üzerinde Tam Bağımsız Türkiye ıçin Mustafa Kemal Yürüyüşü yazılı bir bez ve bir miktar parayla, gece saat 22.00’de Ankara’dan Samsun’a hareket edildi.


30 Ekim 1968: Sabah saat 08:30’da Samsun’a indik. Önce Türkiye Öğretmenler Sendikası’nı bulduk ve TÖS’de zeytin, ekmek ve çayla kahvaltı yaptık. Bu, aynı zamanda öğle yemeğimiz de oldu. Arkadaşların ayaklarına lastikler aldık. Bu arada peynir, ekmek, zeytin ve helva stoklarımızı da yaptık. Saat 13:30’da toplu halde Atatürk anıtı önüne giderek bir dakikalık saygı duruşunda bulunduk. Ardından ıstiklal Marşı’nı söyleyip Bayrağımızı ve üzeri yazılı bezi açarak yola koyulduk.


24 çift beyaz lastikli ayak. 24 devrimci kafa, marşlar, türküler söyleyerek şehirden çıktık. Ankara asfaltına düştük. Bu genç insanlar, neşeli ve gür adımlarla önde bayrak yola koyuldu. şehri 15-20 kilometre uzakta bıraktık. Akşam olmak üzere. Birden asfaltın sağ tarafında 2 pikap, 2 cip ve 1 siyah taksi durdu. ıçinden 15 kadar polis inip yolu geçerek bize yaklaştılar. Durduk. Sonradan Emniyet Müdür Muavini olduğunu öğrendiğimiz genç, orta boylu bir zat konuşmaya başladı. Başlangıçta gayet sert bir şekilde pikaplara binip Emniyet Müdürlüğü’ne gitmemiz gerektiğini belirtti.


Biz, hangi suçtan ötürü götürülmek istendiğimizi sorduk. Bu söylenmediği takdirde gitmeyeceğimizi bildirdik. Zaman zaman tartışmalar sertleşti, yumuşadı. Sonra hakkımızda ihbar yapıldığını, ihbar mevzuunun da izinsiz gösteri ve yürüyüş yapmak olduğunu açıkladılar. Hepimizin gitmesi gerekmediğini bildirdik. Sonra üç arkadaşımızın onlarla gidip meseleyi öğrenip gelmesini kararlaştırdık. Teklifimizi olumlu buldular. Üç arkadaşımız ciplerle götürüldü. Bizle birlikte beş-altı polis ve iki pikap kaldı. Yarım saat sonra tekrar polisler geldi ve bizi de götürdüler. Saat 17:00’de Emniyet Müdürlüğü’ne vardık.


Hepimiz sabahki yediğimiz zeytin ekmekle duruyorduk. Açtık, susuzduk, sinirliydik. Emniyet mensuplarından izin alarak iki arkadaşımızı otobüsteki ekmek, peynir ve soğanları almaya yolladık. Arkadaşlar onları getirdiler. Saat 22:00’de ifadeler ancak bitti.


22:30 sıralarında Emniyet Müdürlüğü’ne gelen Yeni ıstanbul foto muhabiri içeri sokulmadı ve polisler tarafından feci şekilde dövüldü. Olaya müdahale etmek zorunda kaldık. Kendilerine basın özgürlüğünü çiğnediklerini, bu durumun çok aleyhlerine olacağını söyledik. Gazeteciyi serbest bıraktılar.


Biraz sonra polislerin bulunduğu odada foto muhabirinin dövülmesi olayı üzerine kendi aralarında sert tartışmalar çıktı. O kadar ki, sesleri bize kadar geliyordu. Emniyet Müdürlüğü’nün geniş bir odasında, masalar ve sandalyeler üzerinde sabahladık.


31 Ekim 1968: Saat 09:30’da topluca adliyeye götürüldük. Savcılık tarafından ifadelerimizin alınması 12:30’a kadar sürdü. Öğleden sonra duruşmamız saat 15:30’da I. Asliye Ceza Mahkemesi’nde başladı. Arkadaşlarımız genellikle iyi ifade verdiler. Duruşma sırasında bir arkadaşımız (Burada yargılanan biz değil, Gazi Mustafa Kemal’dir) dedi.


Bu söz üzerine yargıç, hepimizi etkileyen şu cevabı verdi: “Burada bütün hâkimlik sıfatımı ve titrimi bir kenara bırakarak şunu belirtmek isterim ki, Türkiye’de hiç bir mahkemenin Atatürk’ü yargılamaya gücü ve yetkisi yoktur.”


Bu, Türk Hâkiminin Atatürkçü ve millici geleneğe bağlılığının bir kanıtı idi; bizim için çok şey ifade ediyordu: Yürüyüşümüzdeki amaca ve öze katıldığını, yargıç adeta bürokrasinin ilerici kanadı adına açıklamış oluyordu.


Tanıklardan birisi siyasi polisti. Ve verdiği ifadenin ne yazık ki gerçekle ilgisi yoktu. Zaman zaman üzerinde durulan bir konu da, bizim için canlı bir belge idi: Türkiye’de siyasi polisin bir kısmı devletin emniyet kuvveti olmaktan çıkıp siyasi iktidarın baskı unsuru durumuna gelmiştir. Yargıç duruşmayı erteledi. Adliyeden çıktıktan sonra otobüsle Havza’ya kadar geldik. Zira alıkonduğumuz yolu programımızı aksatmamak için almamız gerekiyordu. Burada şuna değinmek istiyoruz. Bu devrimci eylemimizin başından beri, basının bize karşı tutumunu ilgiyle izledik. ılk gün bazı gazetelerde hareketimiz manşet atılarak duyuruldu. Fakat daha sonra bu ilginin en küçük bir şekilde devam etmediğini gördük. Bu bize oldukça anlamlı göründü: Çünkü gazeteler bizimle birkaç röportaj yapmışlardı ve bunların hiçbiri basılmadı.


1 Kasım 1968: Saat 06:30. Yola koyulduk. Havza-Merzifon 25 kilometre. Yol boyunca çok neşeliydik. Türküler, marşlar söyleyip fıkralar anlatarak arada sırada birbirimize takılıyorduk. ıniyor çıkıyor, tepeler aşıyorduk. Yol kıvrım kıvrımdı. Çevre tamamen çıplak, bozkırdı. Pancar taşıyan kamyon ve traktörlerle karşılaşıyorduk. Yollara dökülen pancarları toplayıp yiyorduk. Amasya yol ayırımını üç kilometre kadar geçmiştik. Bir tepenin başında hem su içtik, hem dinlendik.


O sırada asfaltın karşısında yüz-yüz elli kadar kadın ve çocuk gördük. Yırtık pırtıktı elbiseleri. Kömür artıkları arasında insana hüzün veren görünüşleri vardı. Yanlarına vardık. Tam o anda kömür artığı yüklenmiş damperli bir kamyon yanaştı. Kalabalıkta bir hareket sezdik. Arabanın demir kasasının ön kısmı kalktı arkadaki kapak yarı açıldı, kara taş yığınları dökülmeye başladı. Büyük bir uğultuyla paçavralar içindeki kadın ve çocuk kalabalığı arabadan dökülmekte olan maden artıklarının içine daldı.


Arabanın boşalmasını bile beklemeye tahammülü olmayan bu insanlar dökülen yığınlar altında kalma pahasına bile bir parça kömür ele geçirmek için birbirleriyle yarış ediyorlardı. Halk bunların içinden kışın yakacak kömür arıyordu.


Mola sona erdikten sonra yolumuza devam ettik. Merzifon’a bayraksız girdik. Zira kanunun bazı maddeleri bizim için pekâlâ uygulanabilirdi. Ve biz işlemediğimiz bir suçtan dolayı yolumuzdan bir kere daha alıkonulabilirdik. Merzifon’da daha önce hazırladığımız devrimci bir bildiriyi bastırmak istedik. Matbaaları dolaştık, bunların sahipleri genellikle gericiydiler. Bizim bildirimizi basmamak için uygun tabiriyle çamura yattılar. Uğradığımız kasaba ve şehirlerde bu durumla her zaman karşılaştık.


Gözlemlerimize dayanarak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, Anadolu’da karşı-devrim tezgâhlanmaktadır.


Bunun Alaca’daki son görünümünü herkes bilmektedir. Geçtiğimiz bütün kasabalarda ımam Hatip Okulları vardı.


Bazı yerlerde Risale-i Nur’lar ücretsiz olarak dağıtılıyordu.


Çorum’da Hakses adlı gerici bir derginin, adliyede çalışanlara ücretsiz olarak dağıtıldığını gördük.


ımam Hatip Okullarında, hatta camilerde yayılan ve derinleşen bu hareket Mustafa Kemal Devrimlerinin, Cumhuriyetin dayandığı temellere yöneliktir.


Hangi kaynaklardan beslendiği malumdur. Bu son hareketlerin en belli başlı savunucuları eşraf diye vasıflandırılan mütegallibe takımıdır.


Halk, özünde Atatürk’e karşı değildir. Fakat kendi üzerinde sulta kurmuş güçlerin hakkından gelmesini bilememektedir. Çünkü bu ona öğretilmemiştir, sorumluluk halkın değil, aydın geçinenlerindir.


Halka yaşadığı gerçek dünya’da, şeriatın dine dayanan devlet idealinin yerine koyabileceği somut bir şey göstermemiş ve verememiş olanlarındır.


Merzifon’dan saat 16:30’da ayrıldık. Hava kararmaya başladı. Karşımızdan gelen arabaların farları gözümüzü alıyordu.



Gene marşlar ve türküler söyleyerek yürümeye başladık. Hava gittikçe soğuyordu. Geceyi bir dağ lokantasının önünde otobüste geçirdik. (Otobüs eşya taşımak ve geceleri yatmak içindir.) Sabaha kadar gözlerimize uyku girmedi.



2 Kasım 1968: Birçok arkadaşımızın tabanları patlaktı. Bazı arkadaşlarımız hastaydılar. Buna rağmen sabah erkenden kalktık. Otların üzerindeki çiğler buz tutmuştu. Isınmak için ateş yaktık, çay kaynattık ve öğleye kadar dinlendik. Saat 12 sıralarında tekrar yola düzüldük. Akşama kadar yürüdük. Saat 17:30’da Çorum’a girdik. Çorum’da TÖS salonunda geceledik. Halk âşığı Hüseyin Çırakman söyledi, biz dinledik.



Yolda, uğradığımız her yerde öğretmenlerden büyük ilgi gördük.


Tam Bağımsız Türkiye ıçin Mustafa Kemal Yürüyüşü karşısında, Türk öğretmenlerinin ve aydınlarının tutumu milliyetçi nitelikteydi. Hareketin başarıya ulaşması için ellerinden gelen fedakârlığı gösterdiler.


Atatürkçü ve Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin en etkin kuvveti olan öğretmen tabakasının, Türkiye’deki ilerici güçler arasında önemli bir yeri vardır. Bu niteliğiyle öğretmenler, memleketimizde bazı çıkarcı çevrelerle sık sık çatışmak zorunda kalırlar. Zira, asla karşı-devrimden yana değildirler. Sonuna kadar Laik, Demokratik, Bağımsız Türkiye mücadelesinin içindedirler.


3 Kasım 1968: 08:00 sıralarında kalktık. Gece, Ankara’dan bir grup arkadaş daha geldi. Bugün daha kalabalığız. Saat 10:00’da hareket ettik. Öğleden sonra Alaca’ya uğradık. Birkaç gün önce burada Atatürk büstünün dikileceği yeryüzünden, kaymakam ve halka karşı birkaç mütegallibenin tezgâhladığı, şeriatçı ve ümmetçi takımının aktörlüğünü yaptığı bilinen olaylar çıkmıştı.


Halk bizi alkışlarla karşıladı. Bir saat kadar onlarla konuştuk. Atatürk büstünün dikileceği yere taşlar taşıdık. Saat 15.00 sıralarında, geldiğimiz yoldan Ankara asfaltına çıktık ve yola devam ettik. Geceyi Hamdiler köyünde geçirdik.


4 Kasım 1968: Yürüyüşe katılanlar çoğaldı. Yürüyüşün daha disiplinli ve düzgün olmasını sağlamak için 7 kişilik bir komite seçtik. Hamdiler köyünden sabah 07:45’te ayrıldık. Öğle yemeğini yol üzerinde bir köyde yedik. Komite, akşam Çavuşlar köyünde kalınmasını kararlaştırdı. Gece, Çavuşlar köyünde ateşler yakıldı. Köylülere Türkiye’nin meseleleri anlatıldı. Köylüler bizi üçer dörder kişilik gruplar halinde, evlerine davet ettiler.


5 Kasım 1968: Çavuşlar köyünden 07:30’da ayrıldık. Öğleye kadar 15 km. yürüdük. Öğle yemeğini Sungurlu’da TÖS salonunda yedik. Bir gün önce Ankara’ya gönderdiğimiz bir arkadaşımız, 1.500 bildiri bastı getirdi. Sungurlu’da halka bildiri dağıtıldı. Bildiri şöyleydi:


Sayın Türk halkı,

Karşımızda düşmanımız: Amerikan emperyalistleri, onlarm içindeki işbirlikçileri (ithalatçılar, ihracatçılar, aracılar, tefeciler, kapkaççılar) ve Amerikan emperyalistinin müttefiki ağalardır. Bu kuvvetlere karşı tüm Türk halkı (işçisiyle-topraksız, az topraklı köylüsüyle, gençliğiyle, asker-sivil aydınıyla) artık mücadeleye geçmek zorundadır.

Anti-emperyalist ve anti-feodal mücadelemiz, Tam Bağımsız Gerçekten Demokratik Türkiye içindir. Bu mücadele sonunda Türk halkı kendi mutluluğunu kendi sağlamış olacaktır.

Bugün, Samsun’dan Ankara’ya Yürüyen Mustafa Kemal Gençliğinin Amacı, Amerikan Emperyalizmini Protesto Etmektir.”


Atatürk anıtına bir buket konularak bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu. Daha sonra halka, Türkiye’nin Amerika’yla olan ilişkileri açıklandı. Saat 12:30’da tekrar yola koyulduk.


Gece, Kocabaş köyünde konakladık. Yolda uğradığımız bütün köylerde, köylüler bize karşı ellerinden gelen bütün misafirperverliği gösterdiler. Onlara anlattığımız bütün meseleler ilgiyle karşılandı. Radyo ve gazete yüzü görmeyen bütün bu insanlar yeni ve doğru şeyler öğrenmenin mutluluğu içindeydiler.


6 Kasım 1968: Sabahleyin köyden ayrılarak asfalta çıktık. 13:30 sıralarında öğle yemeğini yemek için mola verdik. Bu sırada yürüyüşümüze FKF’den arkadaşlarımız katıldı. Bugün, yürüyüşe başladığımızdan beri en uzun yolu aldık. Kocabaş köyünden Kırıkkale’ye kadar 65 kilometre. Kırıkkale’ye vardığımızda gece saat 01:30’du. Yemek yedikten sonra TÖS salonunda masalar üzerinde yattık.


7 Kasım 1968: Saat 10:00 sıralarında tekrar yola koyulduk. ıstanbul’dan gelen bir grup arkadaş daha katıldı. Kırıkkale’de hareketimizden önce halka, 500 kadar bildiri dağıttık. Akşamüzeri bir benzin istasyonunda mola verdik. Orada, Âşık Nesimi ile karşılaştık. Âşık bize deyişlerini okudu. Biz de ona katıldık. Molamız sona erdiğinde gece olmuştu.


Hedefimiz Elmadağ’ı idi. Yağmura aldırmadan yola koyulduk. Dört-beş saat hiç dinlenmeksizin yokuş tırmandık. Gece, zifiri karanlıktı. Kafilenin önünde, gemici feneri taşıyan arkadaşlarımız vardı. Karşıdan bir araba geldiğinde feneri sallayarak işaret veriyordu.


Bazı arabalar durup neden yürüdüğümüzü sordular. (Bağımsızlık yürüyüşü, Amerika’ya karşı) diye cevap verdik. Yüreklerimizin aydınlığı, bacaklarımıza güç veriyordu sanki.


Elmadağ’a geldiğimizde saat 22:30’du. Bir kahveye girdik. Yolda pek farkında değildik ama, hepimiz sırılsıklam olmuştuk. Sıcak bir şeyler içerek biraz sohbet ettik. O geceyi, iki ayrı otelde yemek yemeden geçirdik.


8 Kasım 1968: Sabahleyin Kadri Kaplan ve Kazım Kolcuoğlu geldi. Bir kenara çekilip, hareketin bundan sonraki biçimi hakkında Kadri Kaplan’ın yaptığı konuşmayı dinledik.


Tam bu sırada, ıstanbul’dan bir grup arkadaş daha geldi. Yarım saat geçmeden Ankara’dan da bir grup geldi. Bu arada üzücü bir haber aldık. ıstanbul’dan Devrimci Öğrenci Birliği’ne bağlı arkadaşları getiren otobüs, ıstanbul-Ankara yolu üzerinde trafik kazası geçirmiş, beş-altı arkadaşımız ağır, yedi-sekiz arkadaşımız da hafif olarak yaralanmışlar.


Bu, bizim için pekiyi olmadı. Güvendiğimiz, militan arkadaşlarımız, harekete iştirak edemeyeceklerdi.


9 Kasım 1968: Öğleye doğru Ankara’ya gönderdiğimiz iki arkadaşımız geri geldi. Haberler hiç de hoş değildi. Bizimle birlikte fiili gücü olmamakla beraber, hareketi düzenleyen, küçük burjuva örgütleri (TMGT, ODTÜÖB, AÜTB) bizi terk ettiler. Bu gayet normaldi. Zira, küçük burjuva tabakasının mücadeledeki yeri bellidir. Kaypak bir niteliği vardır.


ışte böyle 427 kilometre olan yolun 410’uncu kilometresinde mücadeleyi terk edebilirler. Bu durumda, kanuni engeller yüzünden Ankara’ya belki yarın giremeyecektik. Ankara’da yapılan bütün hazırlıklar suya düştü. Belki de 10 Kasım’da Atatürk’ün mezarı başında saygı duruşunda bulunamayacaktık.


Bizi Anıtkabir’de iki dakikalık saygı duruşunda bulunmaktan mahrum etmek istiyorlardı.


Basının satılmışlığı daha da ortaya çıktı. Devrimci olarak bildiğimiz bir gazetede hakkımızda, Anıtkabir’de hadise çıkartacağımız yazılıyordu. ıktidar partisinin genel başkanı, 10 gündür bizimle uğraşıyordu. Ana muhalefet partisi, bize cephe aldı. Hava gerçekten çok kötüydü. Yolda mütemadiyen, gericilerin bizi basacakları haberi geliyordu. Bu kötü şartlar karşısında Komite, yürüyüşü durdurmaya karar verdik. Basın toplantısı yapmak istedik, bir muhabir bile gelmedi.


10 Kasım 1968: Öğleden evvel, Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde toplandık. Yürüyüşün sonunu bağlamamız gerekiyordu. Biz, Anıtkabir’e varmak ve Ata’nın huzurunda ona bağlılığımızı, hiç değilse saygı duruşunda bulunarak göstermek istiyorduk. Dağınık halde, çeşitli yollardan Anıtkabir’e doğru gittik. Saat 13:30’da Anıtkabir’in önünde toplandık. Her türlü tertiplere, azgınlıklara rağmen yılmayan üçyüz bilinçli kafa.


Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bir subayı, bize, gereken, en mükemmel kolaylığı sağladı. O sırada çelengimiz getirildi. Çelengin üzerine, “Amerikan emperyalizmine karşı milli kurtuluş yolunda izindeyiz-Samsun Yürüyüşçüleri” yazmıştık.


Önde çelengi taşıyan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin iki eri, arkasında altışar sıra olmuş üç yüz Kemalist gençlik temsilcileri, Ata’nın huzuruna çıktık.


Saygı duruşunda bulunduk ve deftere: “Amerikan emperyalizmine karşı ikinci milli kurtuluş savaşımızda gerçekten izindeyiz. Milli Kurtuluş Savaşımız yok edilemez.


Onu yok etmek için bütün Türk milletini yok etmek gerekir.


Tam Bağımsız Türkiye ıçin Mustafa Kemal Yürüyüşçüleri” diye yazıldı.

 
 
mod_vvisit_counterBugün1371
mod_vvisit_counterDün2514
mod_vvisit_counterBu hafta9788
mod_vvisit_counterBu ay35830
mod_vvisit_counterTüm1606697