.
"VARLIğIMIZI TÜRKıYE HALKINA ARMAğAN ETTıK". PDF Yazdır E-posta

Bu makale 2836 defa okunmuştur.

Yazar Abdurrahim Sercan   
Pazar, 24 Ekim 2010 14:34

Bir ümmetten ulus yaratan, yokluk içindeki bir ülkeyi yeniden kuran, halkını yanına alarak yurdumuzu işgal eden emperyalist devletlere ve onların işbirlikçilerine karşı Ulusal Kurtuluş Savaşı ile ülkenin bağımsızlığı için ölümü göze alan, kazanılan zaferlerden sonra da aydınlığın ve uygarlığın yolunda savaşmaya devam eden BÜYÜK DEVRıMCı MUSTAFA KEMAL’ıN önünde bir kez daha saygı ile eğiliyorum.

 

Mustafa Kemal’i tanımak, anlamak için Mustafa Kemal’in DEVRıMLERıNı,ve SÖYLEMLERıNı  çok iyi özümsSample Imageemek gerekir.

3 Mart 1924 Devrim Yasaları ile Mustafa Kemal bir kez daha emperyalist devletlere; Türkiye’nin aydınlık ve uygarlık yolundaki savaşımının önünde hiçbir gücün duramayacağını  kabul edilen bu yasalarla duyurmuştur.
*Bu Devrim Yasalarıyla hilafet kaldırılıyor ve iş birlikçi halife Vahdettin ve hanedanı yurt dışına sürülüyor.
*şer’iye mahkemeleri kaldırılıyor
*Öğretim birliği yasası (eski adıyla Tevhid-i tedrisat) kabul ediliyor.
*1925 te ise tekke, zaviye ve türbeler kapatılıyor

1924- 1938 yıllarına TBMM de yasalaştırılan kanunlara baktığımızda Cumhuriyet Türkiye’sinin en büyük düşmanının bağnazlık ve en önemli hedefinin ise eğitim, eğitimin de en önemli dayanağının kadın olduğu bilinciyle hareket edilmiş olduğunu görürüz.

Dünya da kadın hakları konusunda en önde Mustafa Kemal vardı.

29 Ekim 1923'te Cumhuriyet'in ilanıyla birlikte kadınların kamusal alana girmesini sağlayan yasal ve yapısal reformlar hızlandı. Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun 3 mart 1924'te çıkarılmasıyla tüm eğitim kurumları Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlanırken, kızlar da erkeklerle eşit haklarla eğitim görmeye başladı.

Kadınlara siyasetin kapısını aralayan Belediye Yasası, 1930 yılında çıkarıldı. Böylece kadınlar belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı kazandı.

(Atatürk’ün  Dolmabahçe sofrasında yine en yakın çalışma arkadaşları bulunmaktadır. Ruşen Eşref Ünaydın, Dr.Reşit Galip, Recep Zühtü, şükrü Kaya, Tevfik Rüştü Aras, Celal Sahir, Mustafa Kemal’in öğretmeni Maarif Vekili Esat Mehmet ve birkaç kişi daha.

Konu Bakanlıkların çalışmalarının tartışılması. Maarif Vekili Esat Mehmet kız öğrencilerin kısa etek, kısa çorap ve kısa kollu gömlek giymelerini uygun bulmadığını daha kapalı giyinmeleri için bir tamim yayınlayacağını ifade etmesi üzerine,

Dr.Reşit Galip

“Yanlış düşünüyorsunuz beyefendi, bu bir geriliktir. Kadınlar eski durumunda yaşayamazlar. ınkilapların en mühimi kadınlara verilen haklardır” der. 

“Bu kokuşmuş kafayla devlet yürümez” bu sözden sonra Mustafa Kemal’in kaşları çatılır .

” sözlerinizde müsamahalı, ölçülü olunuz” uyarısı almasına karşın Dr.Reşit Galip hızını alamaz

“Devrimci devrimcidir. Devrimci olmayanda devrimci değildir insanlar bu yaştan sonra ister istemez tutucu olur. Mecliste bunca genç, idealist, bakanlık yapacak yetenekte insan varken böyle yaşlı kimseleri maarif vekil yapmak hatadır” deyiverir  aslında olay uzayıp gider. (Ama  daha sonra Dr. Reşit Galip Maarif vekili olur.)

12 MART VE OLAYLAR
1938’den sonra Cumhuriyetin başına anti- Kemalist politikacılar  geçerek , karşı devrim hareketine yeşil ışık yakmışlar, Mustafa Kemal zamanında yönetimden uzaklaştırılan karşı devrimciler  Mustafa Kemal’in aramızdan ayrılmasından sonra tekrar devletin önemli köşe başlarını tutarak CHP’yi ele geçirmişler

Savaş alanlarında kazanılan bağımsızlık, giderek ekonomik bağımlılığa dönüştürülmeye başlanmış,  Amerikan mandacıları, ıngiliz muhipleri yeniden meydanlara çıkmaya başlamışlar.

1945’te ABD ile Türkiye arasında yardım anlaşmaları imzalanarak alınacak 500 milyon dolar karşılığında Köy Enstitülerinin kapatılması gündeme gelir ve 1946 yılında Recep Peker Hükümetinin Milli Eğitim Bakanı şemsettin Sirer Köy enstitülerinin kapanması için düğmeye basar.

Bunun yanında Köy Enstitülerinin yerine 27 Aralık 1946 da ABD ile yapılan Eğitim ve Kültür işbirliğini içeren Fulbright anlaşması imzalanarak yüzlerce barış gönüllüsü adı altına Amerikalı’nın  halkımıza, köylülerimize ve gençlerimize eğitim vermek araştırma yapmak için yurdumuzun en ücra köşelerine dağılmışlardır.

17 Kasım 1947 tarihi CHP için dönemeç oldu.
Yedinci kurultayda alınan kararlarla Cumhuriyet Devrimi’nin temel ilkeleri tasfiye sürecine girmiş olur.

Cumhuriyetçilik ilkesi sadece seçime indirgendi.
En önemli kararlar kuşkusuz laiklik konusunda alındı.

ılkokullara;

“dinimize kayıtsız kalamayız”, “dinsiz millet olmaz” denilerek din dersi konuldu.
“Halkın önemli bir bölümü bizim din düşmanı olduğumuzu sanıyor. Bu yanlış algıyı yıkmamız lazım. Dindar olduğumuzu ispatlamamız şart.”
                                               ***
1950 Seçimlerinden sonra iktidara gelen Menderes Hükümetlerinin ABD ile yapmış olduğu ikili anlaşmalarla ülke hem ekonomik ve hem de siyasi olarak bağımlı bir hale getirilir. Gericilik had safhaya ulaşmıştır. Menderes “odunu bile milletvekili yaparım, siz isterseniz hilafeti bile getirirsiniz” sözleriyle Türkiye’de kardeş kavgalarının doğmasına neden olur.

Bu koşullarda gençlik, emperyalizme ve anti-Kemalist gidişe karşı verilen savaşta somut olarak ön safta bulunmak sorumluluğunun Mustafa Kemal’in Bursa Nutkunda gençliğe yüklediği bir görev olarak algılamıştır.

1965 genel seçimlerinde % 52.87 gibi bir oyla iktidara gelen Demirel hükümeti karşı devrimcilere, faşistlere, gericiliğe, tarikatlara vermiş olduğu destekle Kemalist Gençliğin karşısına  devlet güçlerinin de desteğiyle karşı güçleri çıkarmıştır.

1970 yılına gelindiğinde  zamanın cumhurbaşkanı aynı zamanda komünizmle mücadele derneği  ve ilim yayma cemiyetinin de hamiliğini yapan Cevdet Sunay bakın ne diyor. “Laik okullar birer anarşi yuvasına döndü. Bu okullarda yetişen gençlere ülkenin geleceği teslim edilemez. Bu nedenle ımam Hatip Okulları laik okullara karşı bir alternatif yapılacaktır.” Böyle söylüyordu uygulanacak eğitim düzeni için tabii Senatör Osman Köksal’a
(Bu gün ülkeyi yöneten işte o alternatif okulların öğrencileri.)

12 Mart’a gelene kadar bir çok olaylar oldu. ABD ‘nin 6. Filosunun askerleri ıstanbul ve ızmir de denize döküldü.
TAM BAğIMSIZ TÜRKıYE ıÇıN MUSTAFA KEMAL YÜRÜYÜşÜ yapıldı.
(Samsun Ankara)

Vietnam Kasabı Comer’in arabası OTDÜ de yakıldı.

Türkiye’nin her bölgesinde işçiler, köylüler, memurlar emperyalizmin işbirlikçilerinin uyguladığı ekonomik politikalara, madenlerimizin, ormanlarımızın, petrolümüzün emperyalistlere peşkeş çekilmesine ve Kıbrıs’ın emperyalistlerin üssü olmasına, işgal edilmesine karşı direndi. Bu olaylarda bir çok devrimci genç öldürüldü.

“ABD bizim kıblemizdir” diyerek devrimcilerin üzerine cihat çığlıklarıyla gericiler ve faşistler  saldırarak kanlı pazar olaylarını meydana getirdiler.

Neydi gençliğin suçu, ABD emperyalizminin 6. Filosunu Türkiye de istememek,
TAM BAGIMSIZ TÜRKıYE özlemlerini dile getirmek.

9 Mart ve 12 Mart
1970 çok hararetli bir yıldı. 15-16 Haziranda, Türkiye tarihinin en büyük işçi eylemi yapılıyor. 21 Temmuz’da ABD yönetimi Demirel hükümetinden haşhaş ekiminin yasaklanmasını istiyor, Demirel’in bu isteği reddetmesiyle ABD-Türkiye ilişkileri iyice gerildi.

10 Ağustos’ta yüzde 66’lık bir devalüasyon  ile 9 lira olan dolar 16 liraya fırladı.

Kara Kuvvetleri komutanlığına Faruk Gürler atandı ve sonbahara Gürler-Batur cuntası söylentileriyle girildi.

21 Kasım’da Hava Kuvvetleri komutanı Muhsin Batur, ünlü mektubunu Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’a verdi.
Çeşitli reformlar talep eden bu mektup, 28 Aralık’taki MGK’da bizzat Batur tarafından okundu.

1971’e girildiğinde, Yankı Dergisinin kapağı Türkiye’nin gündemini özetliyordu: “Ordu kimin yanında?”

Demirel hükümeti diken üstündeydi, ordu ise ikiye bölünmüştü.

Bir yanda, radikal talepleri olan genç subaylar, diğer yanda müesses nizamı korumak isteyen Genelkurmay.

Gürler-Batur ikilisinin hamlesi merakla bekleniyordu.

22 şubat’ta Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç, MGK’da yaptığı konuşmada, ülkenin sola kaydığını, ordunun da bundan etkilendiğini, bu gidişata dur demek gerektiğini beyan etti.

9 Mart’ta olacağı söylenen “ilerici” darbe üç gün içinde 12 Mart muhtırasına dönüştü, ardından “balyoz harekatı” diye anılan “operasyon” geldi.

Tutuklanmalar, işkenceler, ölümler öldürülmeler ve idamlar.
12 Mart mahkemelerinde yargılanan arkadaşlarımıza idam cezaları verildi.

Ve idam cezaları TBMM de oylanırken kendini sosyal demokrat olarak gören bir çok milletvekili oylamalara katılmayarak üç, üç, üç diye yırtınanların işledikleri cinayete ortak olmuşlardır.

Bunları tarih affetmeyecektir.

Üç gencimiz ise idam sehpasında bile haykırıyorlardı.

“TÜRKıYENıN BAğIMSIZLIğINDAN BAşKA HıÇ BıR şEY ıSTEMEDıK. VE HAYATIMIZI BU YOLA KOYDUK. VARLIğIMIZI TÜRKıYE HALKINA ARMAğAN ETTıK.
BUNUN AKSıNı ıDDıA EDENLER VATAN HAıNıDıR.”


Abdurrahim SERCAN
www.68dayanisma.org
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

Pazartesi, 01 Kasım 2010 19:11 tarihinde güncellendi
 
 
mod_vvisit_counterBugün274
mod_vvisit_counterDün812
mod_vvisit_counterBu hafta4299
mod_vvisit_counterBu ay32128
mod_vvisit_counterTüm1514403