.
KÜRT SORUNUNDA NELERı TARTIşAMIYORUZ PDF Yazdır E-posta

Bu makale 2964 defa okunmuştur.

Yazar Lena UMAY /(dat.com)   
Cuma, 06 Kasım 2009 01:42

Kürt sorunu ne zaman başladı? Kürtler, Osmanlı’ya karşı ilk ne zaman ve hangi sebeplerle isyan etmişlerdi? Kürtler 19. yüzyıldaki kaotik manzarada nasıl görünüyorlardı?

Kürtlerin sosyal yapısı, milli bir direnişi, başka bir ifadeyle milli bir isyanı teşvik edebilecek bir yapıda mıydı? Tarihte yaşanmış Kürt isyanları, Kürt milli kimliğinin yada bağımsızlığının tanımlanmasına mı yöneliktir? Bu isyanların hangileri bağımsızlık savaşı olarak adlandırılır?

Bu sorularla, yakın dönem Kürt tarihini anımsayarak, ‘Kürt sorununu’ ana hatlarıyla, doğruya daha yakın tanımlayabileceğiz. Uzunca bir zamandır, tartışmaya yeltendiğimiz bu konunun bazı sayfalarını/evrelerini unutma eğilimindeyiz. Kürt tarihi ve sorununda neleri tartışamıyoruz? I. Dünya Savaşından önce çıkan Kürt isyanları, hem savaş sonrası hem de Cumhuriyet dönemi Kürt hareketlerini bizlere daha gerçekçi anlatan vakalardır. Bu hafta bu isyanları hatırlayarak, Kürt sorununun tasvirindeki ilk basamağı atlamış olacağız.

Ermeni ve Süryani sorunları, Kürt sorunun parçalarıdır:

Bilindiği gibi, 19. yüzyılda kuzey Mezopotamya ve Güney Doğu Anadolu’da kaos hüküm sürüyordu. Bu yüzyıla kadar Kürtler, Güney Doğu Anadolu’daki Hristiyanların ve Alevilerin yoğunluklu yaşadıkları şehirlerde yerleştiler, nüfusça üstünlüğü dahi kazandılar. Ayrıca ağa denilen Kürt reisler, yerel siyasi gücü yönetiyorlardı. Doğu Anadolu’daki yerli Hristiyanların çoğunluğu özgür aşiret üyeleri değillerdi. Kürt ağalarına ve bazı örneklerde feodal Nasturi meliklere  bağlı çalışan Hristiyanlar, el sanatları, besicilik ve tarımla uğraşıyorlardı. Yerel siyasi iktidarların, sünni kimliklerinden dolayı Kürtlerde olması, Ermeni ve Süryani sorunlarını, karmaşık Kürt sorununun parçası haline getirmişti.

19. yüzyılın kanlı etnik ve dini çatışmaları, temelde sünni Kürtler ile, Doğu Kiliseleri üyeleri arasındaydı.

Nakşibendi şeyhleri, Kürt toplumunu birleştirici kuvvet mi oldu?

19. yüzyılın ortalarına kadar, Kürt nüfusu iktidarları, babadan oğula gecen emirlerin ‘Mirlerin’ yönettiği büyük topraklara bağlı aşiret konfederasyonlarına bölünmüştü.

Erken 16. yüzyılda Yavuz Sultan Selim, Kuzey Batı ıran ve Hakkari çevresini fethettikken sonra, ıran’a karşı kurulan cepheyi güçlendirmek ayrıca Fırat ve Dicle kolları boyunca yaşayan gayri müslimleri ve Alevileri kontrol etmek/o bölgeye sünni kimlik kazandırmak için hızla-yoğunluklu bir Kürt nüfusunu, neredeyse bölgenin tamamına konuşlandırmıştı.

Ardından, bu bölgede resmi Emirlikler kurulmuştu. Emirlik, Osmanlı yönetimden bağımsız bir yapıya sahipti. Kendi topraklarında yaşayan halkların birliğinden de sorumlu tutulan Emir, rakip aşiret ve klanların reisleri arasında hakem rolünü de oynardı. Merkezi yönetimin gücüne bağlı olarak ya emirler sultana ödeme yapar, ya da sultan emirlere yıllık ödemeler yapardı.

Zamanla Osmanlı yönetimi, büyük kentleri yönetecek ve kontrol edecek bir adliye sistemi kurdu. Ağır vergi toplamaya başlamış olan Osmanlı, böylelikle emirlerin bağımsızlığını azaltmıştı. Emirlerin güçsüzleşmesinden sonra, Kürt toplumu dağıldı. Kürt toplumunu birleştirici kuvvet olarak, Nakşibendi tarikatının şeyhlerinin gerçek ağırlığını, bu tarihten sonra gözlemleyebiliyoruz.

Kürtlerin bir çok isyanının arkasında, çok güçlü çıkar ilişkilerinin belirlediği bir talep vardır.

Kürtler, tebaa olarak Osmanlı tarihi boyunca ezilmekten çok, hoşgörüyle karşılanmışlardır. Zamanla Kürtlerin Askeri güçlerini bir avantaj gibi gören Osmanlı, bu halkla ilişkilerini, ödül-ceza hukukuyla kurmuştur. Kürtler çoğu zaman cömertçe ödüllendirilmiştir. Bu ödüllerden olsa gerek, Hakkari veya çevresinde herhangi bir aşiretin düğününde takılan yüzlerce kilo altının sahibi, tek halkımız, Türkler değil, altından anlayan Ermeniler veya Yahudiler de değil, Kürtlerdir. Bu halk, Anadolu’da kısa bir sürede olsa hem bağımsızlık hem de özerklik kazanabilen tek Osmanlı tebaasıdır. Rus birliklerle Osmanlı’ya karşı savaşmışlar, ıngilizlerle aynı harita için anlaşmışlar, son 30 yıldır ülkeyi bölmekle tehdit edebilen bir halktır. Ancak diğer halklar gibi cezalandırılmamışlardır.

Mısır’in Özerkliği ve Kürtler:

Erken 19. yüzyılda, Osmanlı yönetimi, Akdeniz’e kıyı olan coğrafyalarında zayıflamıştı. Mısır’ın asi yöneticisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa, Osmanlı’ya karşı açtığı bağımsızlık savaşını, bazı yerel Kürt aşiretlerinin desteğiyle kazanmıştı. Kavalalı ve yönettiği yerel güçler, Suriye’yi işgal edince, Osmanlı bu bölgede ciddi bir yönetim zafiyeti yaşamıştı. Bu zafiyeti, Osmanlı’nın bölgedeki iktidarını kaybedişi olarak da niteleyebiliriz. Mısır’ın özerkliği isyanına en büyük destekçiler, Diyarbakır-Halep arasında yasayan Kürt-Arap Milli aşiretler konfederasyonuydu. Milli olarak anılan bu aşiretler, önderleri ıbrahim Paşa komutasında, Kürdistan’ın batı kanadındaki en güçlü aşiret olarak sahneye çıktılar. Bu Milli aşiretinin en büyük rakibi; Cizre’nin güneyindeki bozkırda yasayan Sammar Arapları idi. Milli aşireti ve Sammarlar bölgenin hakimiyeti hususunda sürekli çatışıyorlardı. Sammarları geri püskürten Kürt Milli aşireti, bölgeye tamamen hakim oldu. ıbrahim Sultan’a tam bir sadakat gösterdiler ve cömertçe ödüllendirildiler.

Kısa ömürlü Mısır işgali sona erdiğinde, Kürtler Osmanlı’nın güçsüzlüğünün farkına vardılar. Kürt ağaları, reisleri kendi mülk ve yönetimlerini genişleterek, bölgenin büyük bir kısmında hakim oldular. Bundan sonra, Mısır’daki özerkliğe benzer bir özerkliğe kavuşmak için çabaladılar.

Kürtlerin ilk Bağımsızlık Umutları:

Kürt aşiret reislerinden hırslı olanlar, kendi bağımsız devletlerini kurmayı umuyorlardı. Osmanlı yönetimi yerel aşiretlere boyun eğdirmeye öncelik vermekle birlikte, onlarla başa çıkabilecek güçte değildi.

Aziz Hanedanlığı’nın üyesi, Botan emiri Bedir-Han, 1840’lı yıllarda bağımsızlığını ilan etmiş, Cizre kentini başkent yapmıştı. Van, Hakkari, Miks, Kars ve Ardelan(Ardahan) reislerini birleştirerek, 1845’te yenilinceye kadar bir yönetim kurdu. Düzenli orduyu kuran Bedir-Han kendi adına sikke de bastırmıştı.

On dört Kürt ve Hristiyan aşireti yöneten Hakkari Kürt emirliğinin yöneticileri ve hanedanları arasında emirlik-iktidar kavgası çıktı. Asrilerin ana gövdesi, bu kavgada yenilen tarafı destekleyince, yıllarca süren kanlı çatışmalar başlamış oldu. Aslında Kürtlerin kendi iç çatışmaları gibi görünen bu kavgalar, Hristiyan ailelerin varlığını tehdit eden olayların başlangıcı sayıldı. Bu iktidar kavgaları, Kürt tarihine bağımsızlık çatışmaları olarak yazılmıştır.

Times of London, 6 Eylül 1843’te, ‘Nesturi Hiristiyanların katliami’ olarak dünya kamuoyuna bu olayları duyurmuştur. Haberde;

"Nur-Allah ve Bedir-Han, Asur topraklarını istila ettiğinde, büyük bir kürt isyanı patlak verdi. Aynı yılın Temmuz ayında, Bedir-Han Cizre kasabası içinde, kasaba yakınlarında ve Hakkari dağlarının batı kollarında Barwar sancağında yasayan Nasturilere saldırdı.  (Katliamlar yıllarca sürmüştü). Öldürülen Hristiyanların sayısının on bine ulaştığı tahmin ediliyor…"

Benzer bir saldırı, 1846’da da gerçekleşti. Bedir-Han’ın Nasturi Hristiyanlara baskı yapması zaman zaman onları öldürmesi, dünya basınında haber yapıldı. Uluslararası kamuoyu ve Avrupalı siyasetçiler, bu durumun ortadan kaldırılması için Osmanlı’yı uyardılar, Babiali’ye baskılar yaptılar. Bu çatışmalar ve uluslararası dikkatin bölgede yoğunlaşması, Osmanlı yönetimini kesin ve sert dönüşümlere zorladı. Bölgedeki gücünü yeniden tesis etmeye başlayan Osmanlı, Kürt emirliklerinin özerkliğini derhal kaldırdı.

Avrupa kamuoyu ve siyasetçileri bu durumu; "Osmanlı Hristiyanları’nın Kurbanlaştırılması", "Kürtlerin Saldırganlığı" gibi ifadelerle anıyorlardı. Kürtlerin bölgedeki Hristiyanlara yaptıkları zulümlere Osmanlı’nın göz yumduğunu, bu vahşi duruma asla müdahale etmediğini düşünüyorlardı.

Kürt bağımsızlık hareketinin doğal liderleri:

1877-78 Rus-Türk savaşının ertesinde, Bedir-Han’ın bazı oğullarının liderliğinde Hakkari ve Botan Kürtleri küçük bir isyan başlattılar.

Bu olayın ertesinde şeyh Ubaydallah, Türkiye ve ıran Kürtleri’ni birleştirmek ve bağımsız bir Kürdistan kurmak için kendi kuvvetleriyle birlikte, 1880’de Kuzey Batı ıran’ı istila etti. Urmiye gölünün batısındaki kırsal bölgeyi ele geçirdiler. ıran’ın büyük şehirlerinden Tebriz’i bile tehdit etmeye başlamışlardı. Urmiye gölünün batı kıyılarında yerli Hristiyan halklar yaşamaktaydı. şeyh Ubaydallah’ın ıran seferi, bu sebeple dini motiflerle süslenip, sünni Kürtler’e propaganda için anlatıldı. Kürtler, Batı ıran’a topraklarını genişletmek için saldırmışlardı ve bunda başarılı oldular. Urmiye ve çevresinin istilasından sonra, Kürt nüfus, bütün Urmiye gölü çevresine yerleşti. Gölün bazı yakalarında Azeri Türkler de yaşıyordu. (Astara gibi büyük şehirlerde)

I. Dünya Savaşı sırasında, Bedir-Han’ın torunları (En önemlisi ve popüler olanı, Rus yanlısı Abdülrezzak’tı) ve şeyh Ubaydallah (oğulları Abdülkadir ve Muhammed Sadık ve torunu Taha) bu hareketlerin anılarını, Kürt bağımsızlık hareketinin doğal liderleri olduklarını iddia etmek için kullanacaklardı. Osmanlı-ıran Kürtleri’nin birliğinden bahseden ve bu konuyu dünya siyasetine taşıyan ilk insan olarak şeyh Ubaydallah, Kürt tarihine geçmiş oldu.

Lena Umay

Odatv.com

KAYNAKÇA:

1) Pierre Rondot, Les tribus montagnards de I’Asie antérieuere, Quelques aspects socuuaux de populations Kurdes et Assyriennes(1937)

2) William Ainsworth,  An account of a visit to the Chaldeans, Inhabiting Central Kurdistan ; and of an Ascent of the Peak of Rowànduz(1840)

3) David Gaunt: Massacres, Resistance, Protectors: Muslim-Christian Relations in Eastern Anatolia during World War I

NOT: Lena Umay’ın yazısı için seçtiği müziği video bölümümüzden dinleyebilirsiniz...

 
5 Kasım 2009
 
 
mod_vvisit_counterBugün271
mod_vvisit_counterDün812
mod_vvisit_counterBu hafta4296
mod_vvisit_counterBu ay32125
mod_vvisit_counterTüm1514401