.
T.C. BAşBAKANI EL-KADIYA NEDEN KEFıL OLUYOR? PDF Yazdır E-posta

Bu makale 6022 defa okunmuştur.

Yazar Naci Kaptan (derleme)   
Cumartesi, 27 Eylül 2008 19:54
Haziran 5, 2007
Yasin El Kadı’nın mal varlığı, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin terörü finanse edenler listesinde 39. sırada yer alması nedeniyle, Bakanlar Kurulu kararı ile 22 Aralık 2001 tarihinde dondurulmuştu.

Nedim şener, “Hayırsever Terörist” adlı kitabının 38. sayfasında “Cumhuriyet Savcısı; ‘kadı ve Jelaidan hayırsever iş adamları’ başlığı altında Kadı’nın Savcılıklardan nasıl kurtulduğunu anlatıyordu:

Değişik “siyasi ve bürokratik” engellemelerle ilerleyen rapor bir süre MASAK’ta bekledi. Nihayet iki ay sonra ıstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildi.
MASAK raporu çerçevesinde başlatılan soruşturmalardan bir tanesi “kara para aklama”,
diğeri “terör örgütü El Kaide’ye üye olmak ve yardım etmekten” açıldı.

2004/22072 hazırlık numarasıyla açılan “kara para aklama” soruşturmasını yürüten Savcı Sadi Yoldaş, Yasin El Kadı’nın ortağı Mehmet Fatih Saraç’ın ifadesini aldıktan sonra verdiği belgeleri, iki haftalık bir süre sonunda MASAK’a göndererek incelemenin yeniden yapılmasını talep etti.

MASAK bu kez daha önceki raporun tersine bir rapor daha yazdı. Yasin El Kadı, Jelaidan ve Mehmet Fatih Saraç hakkındaki yeni incelemeyi 11 Kasım 2004 tarihinde yeni bir raporla savcılığa gönderdi.

Rapora, Mehmet Fatih Saraç’ın ifadeleri damgasını vurdu. Caravan Dış Ticaret Ltd. şti’nin Albaraka Türk‘te açmış olduğu hesaplara yatan paralar bizzat Yasin El Kadı’nın kendisi tarafından yatırılmıştı. Yine Saraç’ın ifadesine dayanarak, Al Baraka Türk’teki Yasin El Kadı hesabına yatan paraları dünyanın bir çok yerinde yatırımı olan Yasin El Kadı’nın Türkiye’de yatırım yapmak için getirip kendi hesabına yatırdığı belirtildi.

Raporda Baş Müfettiş Hamza Kaçar tarafından düzenlenen 31 Mart 2004 tarihli raporun sonuç bölümünde belirtilen hususla ilgili olarak, hesap ekstrelerinden elde edilen bilgiler doğrultusunda, 1 milyon USD’nin 13 Ekim 1997 tarihinde nakit teslimat olarak Yasin El Kadı’ya ait 143100 numaralı hesaba yatırıldığı ve yine bu hesaptan 14 Ekim 1997′de ‘Yasin El Kadı’ açıklamasıyla ‘Abrar Global Asset M’ adına Bank Of New York unvanlı bankaya havale edildiği, kanaat ve sonucuna varıldığı bildirildi.

Bu bilgilerin elinin altında olduğu ıstanbul Cumhuriyet Savcısı Sadi Yoldaş, 24 Aralık 2004 tarihinde, “Sanıklar hakkında unsurları oluşmayan müsnet suçtan takibata yer olmadığına” karar verdi.Böylece El Kadı ve Saraç hakkındaki soruşturma “kara para” yönünden “Takipsizlikle” sonuçlanmış oldu.

Maliye Bakanlığı’nın karara itiraz etmesi gerekirken etmediği ortaya çıkıyordu. Nasıl etsin ki, çıkardıkları af ve benzeri kararlarla bu zatlara en az 5 trilyon kazandırmışlardı.
Kara para yönünden verilen bu takipsizlik kararını eski adı Devlet Güvenlik Mahkemesi olan, yeni adıyla özel görevlendirilmiş ıstanbul Cumhuriyet Savcılarından ıdris Ermeydan’ın tartışmalı kararı izledi.

Danıştay 10. Dairesi’ne başvuran Yasin El Kadı, isminin listeden çıkarılmasını mal varlığının serbest bırakılmasını istiyordu. Danıştay 10. Dairesi 20 Temmuz 2006 tarihinde bire karşı dört oyla Kadı’nın isteği doğrultusunda karar verdi.
Danıştay’ın bu kararında muhalefet şerhi olan üye; “BM sözleşmesini imzalayan ülkelerin, BM’nin aldığı kararlara uyma yükümlüğünün olduğunu vurguluyordu. Yasin El Kadı’nın ismi BM kararlarında yer aldığı sürece dondurma kararının kaldırılamayacağını ifade ediyordu.
31 Ağustos 2006 tarihinde Başbakanlık 1. Hukuk Müşavirliği Danıştay’ın bu kararını temyiz ediyordu.

“Dilekçelerin ortak konusu;
BM’nin kararları doğrultusunda haksızlığa uğradığını iddia eden kişilerin
BM nezdinde itiraz yollarının açık olduğu belirtiliyor, ve şöyle deniyordu:

“Yasin El Kadı’nın Türkiye’deki mal varlıklarının dondurulmasıyla ilgili olarak alınan Bakanlar Kurulu Kararı’nın aksi yönde karar alan Danıştay 10. Dairesi’nin kararının uygulanması halinde, Türkiye uluslararası anlaşmalardan doğan yükümlülüklerini yerine getirmeyen bir ülke durumuna sokulacaktır. Bu durum da telafisi güç ve imkânsız zararlar doğuracaktır…”
Başbakan, Danıştay kararının temyiz edildiğini öğrenince yaygarayı basıyordu. Yasin El Kadı’nın ortağı Mehmet Fatih Saraç ile Ansiklopedi çıkaran Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer devreye giriyor, temyiz dilekçesini hazırlayanları azarladığı iddiaları gündemi oluşturuyordu.

5 Eylül 2006 tarihli temyizden feragat dilekçesi Dışişleri Bakanlığı’ndan geliyordu. Oysa Dışişleri Bakanlığı aynı gün Danıştay’ın kararını temyiz etmişti. 6 Eylül 2006 tarihli Başbakan adına Müsteşar Yardımcısı Mustafa Çetin imzalı temyizden feragat dilekçesini veren kurum Başbakanlık oluyordu… Böylece Başbakanlık ve Dışişleri Bakanlığı Yasin Al Kadı davasını temyiz etmek istemiyordu…

Kadı davasını temyiz edemeyen Bakanlık Hamza kaçar’ı bildik yöntemlerle saf
dışı etme gayretine giriyordu.

Biz bu filmi daha önce görmüştük
Ankara 6. ıdare Mahkemesi’nde dava açan Hamza Kaçar, 16 Aralık 2004 tarihinde verilen mahkeme kararıyla hukuk mücadelesini kazanarak eski görevine geri döndü. Eski görevine dönen Kaçar, yarım kalan soruşturmaları tamamlamak istedi ve ne olduysa bundan sonra oldu. Bildik senaryo oyuna kondu ve Hamza Kaçar, “Genelkurmay dâhil binlerce hesaba inceleme yaptı” diyerek görevden alındı.

Bu olay, bize Fetullah Gülen hakkında soruşturma açan DGM’ye rapor gönderen Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral, Yardımcısı Osman Ak’ın ve arkadaşlarının başına gelen uydurma “Telekulak” skandalını hatırlattı. Gülenciler bu müdürlerin başını yemek için uydurma dosyalar oluşturmuş, “Genelkurmay dâhil her yeri dinlemişler” diyerek yaygara yapmış, her tarafı ayağa kaldırmışlardı. Oysa dosyalar incelendiğinde 1800‘lü(!?) yıllarda telefonların dinlendiği, bazı numaraların hiç olmadığı, 0(sıfır) dakika gibi zaman dilimlerinde dinleme yapıldığı şeklinde uydurma evraklarla dosyalar oluşturulmuştu.

Gerek Osman Ak gerekse Cevdet Saral yıllardan beri atılan bu çamuru temizlemeye çalışırken, Fetullahçılar önlerindeki en büyük engelden kurtulmuşlardı.
şimdi aynı senaryo ile Ülker-Al Kadı, Unakıtan-Al Kadı, Tayyip-Al Kadı ilişkilerini gün yüzüne çıkaran Baş Müfettiş Hamza Kaçar susturulmak isteniyordu.
Bakandan tehdit...
27 Ocak 2007

Yasadiklarini, Kadi sorusturmasinin "intikaminin alinmasi girisimi" olarak nitelendiren Basmüfettis Kaçar, Maliye Bakani Kemal Unakitan'in kendisini birden fazla kez makamina çagirarak "uyardigini" açikladi. Unakitan'in kendisini ilk olarak 2003 yilinin sonlarina dogru makamina çagirdigini anlatan Kaçar, Maliye Bakani'nin "Dindar insanlarla neden ugrasiyorsun" diye sordugunu söyledi.

ILHAN TASCI
ANKARA - Basbakan Tayyip Erdogan 'in "param kadar güveniyorum" diyerek sahiplendigi BM'nin terörist listesindeki Yasin el Kadi sorusturmasini yapan Basmüfettis Hamza Kaçar , Maliye Bakani Kemal Unakitan 'in degisik tarihlerde kendisini makamina çagirarak "Dindar insanlar ugrasmaktan vazgeç" dedigini ve baskaca göreve atama tehdidinde bulundugunu açikladi. El Kadi sorusturmasinin intikaminin alinmak istendigini belirten Kaçar, " Kayitlarina girildigi iddia edilen devlet büyüklerimizin dikkatleri bu olaya çekilerek kendi kurduklari komplo örtbas edilmeye çalisiliyor" diye konustu.

Hamza Kaçar, görevden alinmasinin perde arkasindaki gelismeleri Cumhuriyet 'e anlatti. Yasadiklarini, Yasin el Kadi sorusturmasinin "intikaminin alinmasi girisimi" olarak nitelendiren Basmüfettis Kaçar, Yasin el Kadi'nin sirketi araciligiyla ortagi oldugu Albaraka Türk'ün yöneticiligini de yapan Maliye Bakani Kemal Unakitan'in kendisini birden fazla kez makamina çagirarak "uyardigini" açikladi. Unakitan'in kendisini ilk olarak 2003 yilinin sonlarina dogru makamina çagirdigini anlatan Kaçar, Maliye Bakani'nin "Dindar insanlarla neden ugrasiyorsun?" diyerek uyardigini söyledi. Kaçar, bunun üzerine kendisinin de müfettislik görevinin geregini yerine getirmeye çalistigini bakana söyledigini aktardi.

Kaçar, bu görüsmeden sonra El Kadi sorusturmasina devam ettigini belirterek 2004'ün baslarinda da kisa sürelerle iki ayri görüsme için Unakitan'in kendisini makama çagirdigini vurguladi. Bu görüsmelerin ilkinde El Kadi konusunda Unakitan'in kendisini uyardigini söyledi. Kisa süre sonra yine Unakitan'in makaminda gerçeklesen üçüncü görüsmede Maliye Bakani'nin "Bu görevi (Yasin el Kadi sorusturmasi) senden alsam ne olur" diye sordugunu, kendisinin de "Sizin takdirinizdedir" yanitini vermekle yetindigini aktardi. Kaçar, El Kadi sorusturmasinin engellenmesi amaciyla bu görüsmelerin ardindan kendisinin Elazig'da bir göreve gönderildigini belirterek "Burada da istenilen hedefe ulasilamayinca Maliye Yüksek Egitim Merkezi Baskan Yardimciligi'na terfi görüntüsü adi altinda getirildim. Ancak idari yargiya açtigim dava neticesinde mahkeme yeniden müfettislik görevine dönmeme karar verdi" dedi.

'EL KADI'YLA ILK CEZA
Kaçar, 2001'de basladigi Yasin el Kadi sorusturmasina kadar meslek yasaminda hiçbir ceza almadigini tersine her dönem ödüllendirildigini belirterek yasadiklarini söyle anlatti: "El Kadi sorusturmasi nedeniyle meslek yasamimin ilk cezasi verildi. Hem de bizzat Maliye Bakani tarafindan. Üstelik Teftis Kurulu Baskani da atlanarak ceza verildi. Yasin el Kadi raporunda 'Siyasi ve bürokratik baski, müdahale' gördügüme iliskin tespit ve degerlendirmeleri kullanmam gerekçe yapildi. Bu degerlendirmemle Maliye Bakanligi'ni diger kurumlar nezdinde küçük düsürdügüm iddiasi, cezaya dayanak yapildi. Kinama cezasi nedeniyle ücret kesimi de uygulandi. Cezayi yargiya tasidim. Yasa geregi kinama cezasini inceleyemeyen mahkeme, incelemesi kapsamindaki ücret kesimi cezasini iptal etti."

Kaçar, Maliye Teftis Kurulu Baskanligi'na Cemal Boyali 'nin vekâleten getirilmesinin ardindan gördügü "baskinin kapsam ve içeriginin" degistigini belirterek sunlari söyledi:
"Hiçbir sekilde Sayin Cumhurbaskanimiz Ahmet Necdet Sezer , Genelkurmay Baskanimiz Orgeneral Yasar Büyükanit , CHP lideri Deniz Baykal 'in, Sayin Erkan Mumcu 'nun, Sayin Mehmet Agar 'a ne de sözü edilen diger kisilere iliskin herhangi bir sorgulama yapmadim, merak da etmedim. Kendi yaptiklari daha önceki tespit ve sorgulamalari bana yüklemek için firsat yaratmaya çalisiyorlar. VEDOP kayitlarina girildigi iddia edilen devlet büyüklerimizin dikkatleri bu olaya çekilerek kendi kurduklari komplo örtbas edilmeye çalisiliyor. Cemal Boyali göreve geldikten sonra son 6 yilda -Teftis Kurulu arsivinde olmasina karsin- hazirladigim raporlarin onayli örnegini benden istedi. Zorunluluk olmadigi halde tamamini kendilerine verdim. Burada güdülen amaç raporlarda benim açigimi bulmakti. Ama bir açik bulamadilar."

PROF. ASKIN GIBI
Kaçar, 2001'den bu yana gerek yurtiçinde gerekse uluslararasi alanda faaliyet gösteren terörist organizasyonlara iliskin yaptigi inceleme ve sorusturmalar nedeniyle kendisini tehdit eden "merkezlerin" oldugunu vurgulayarak "Bugün de bunlarin bürokrasideki uzantilarinin tertibini yasiyorum" dedi. Yasin el Kadi sorusturmasinin ardindan ölüm tehditleri aldigini, bu kapsamda devletçe koruma altina alindigini vurgulayan Kaçar, " Burada amaçlanan, suçun ya da suçlunun ortaya çikmasi degil, sahsim ve meslegimin küçük düsürülmesi, asagilanmasi söz konusudur. 23 Ocak'ta açiga aliniyorum ertesi gün basin yoluyla desifre ediliyorum. Tipki Yüzüncü Yil Üniversitesi Rektörü Prof. Yücel Askin ve terörle mücadele eden TSK mensuplarinin hedef alindigi Semdinli'deki gibi. Daha sorusturma tamamlanmadan olay basina sizdiriliyor. Diger komplolar nasil çökertildiyse bu da yüce yargi tarafindan ayni sekilde çökertilecektir" diye konustu.

Baykal: Mali Semdinli dosyasi
ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - CHP lideri Deniz Baykal , Maliye Bakanligi'ndaki "usulsüz sorgulama" operasyonunu "Bu bir mali Semdinli dosyasidir" diye degerlendirdi. Baykal, "Simdi birilerini görevden almak istiyorlar. Görevden alirken 'Basbakan'in, Genelkurmay Baskani'nin bilgilerine girildi' diye bir sürü sey ortaya atiyorlar. Bu isten anlayan bir ekibin incelemesi halinde çok ciddi bir tertip niteliginde oldugu, bu tertibin de bir panigi yansittigi açikça görülür" dedi. Konuya iliskin gazetecilerin sorularini yanitlayan Baykal, olayin baslangiçta, Maliye bürokrasisi içinde birtakim kisilerin özel hayatin, mali hesaplarin, vergilerin gizliligi ilkesini ihlal ederek bir çalisma yaptiklarinin tespiti ve onlarla ilgili idari islem yapildigi izlenimini verdigini, ancak gerçegin bu olmadiginin ortaya çikmaya basladigini belirtti.

YASANAN PANIGIN GÖSTERGESI
Bir süre önce kendisinin mali durumuyla ilgili olarak Maliye Bakani Kemal Unakitan 'a atfen yapilan açiklamaya iliskin bir gazete haberi yayimlandigini, ancak Unakitan'in haberi yalanladigini animsatan Baykal, "Bu olay ile yine o sirada Basbakan'in da bazi gazetecilerin ayaklarini denk almasi gerektigine yönelik söylemlerinin arkasinda da bu çalismanin yattigi düsünülebilir" dedi. Baykal, iki CHP'linin Unakitan'a yönelik "vergi kaçirma" iddiasiyla bakanlik Teftis Kurulu'na basvurmasinin ardindan, Maliye içinde "panik yasandigini" ve telasla olayi genisletme ihtiyaci içine girildigini dile getirdi. Maliye Müfettisi Hamza Kaçar 'in bu sorusturma nedeniyle görevden el çektirildiginin ifade edildigini belirten Baykal, "Arkadaslarimiz el çektirme yazisini gördüler. Hiç böyle sey yok. O, daha önceki El Kaide sorusturmasiyla ilgili. Kaçar, El Kaide konusunu ciddiyetle takip eden, bürokrasinin dürüst, namuslu insanlarindan birisi'' dedi.

Kaynak: Cumhuriyet

Hamza Kaçar, Erdoğan ve Unakıtan'ın Boy Hedefiydi Maliye operasyonunda hedef Yasin El Kadı soruşturmacısı

Maliye Bakanlığı'nda "Temiz Eller" iddiasıyla başlatılan operasyon tam bir komplo. Unakıtan ve Teftiş Kurulu Başkanlığı'na vekâleten getirdiği Boyalı'nın Erdoğan'ın talimatıyla başlattıkları operasyonda hedef, Yasin El Kadı incelemesini yürüten Başmüfettiş Hamza Kaçar. AKP, bir taşla bir kaç kuş vurmaya çalışıyor. Aydınlık, komployu ayrıntılarıyla açıklıyor.

Maliye Bakanlığı'nda AKP komplosu yaşanıyor. 24 Ocak'ta basına "Maliye'de köstebek skandalı" başlıklarıyla servis edilen haberlerin esas hedefi, AKP'nin Maliye Bakanlığı'ndaki kapsamlı operasyonunu örtmek.

Operasyon, "Cumhurbaşkanı ve Genelkurmay Başkanı'nın hesaplarına girildi" denilerek kamuoyuna sunuldu. ıki en üst düzey devlet yetkilisinin hesaplarına girildiği gerçek. Ama Sezer ve Büyükanıt'ın hesaplarına girenler bu operasyonda suçlanan kişiler değil. Tam tersine Sezer, Büyükanıt, hatta Baykal ve Emin Çölaşan'nın hesaplarına gizlice girenler iktidarın adamları. Nitekim ellerinde bu hesaplara girebilmek için gerekli bütün şifreler bulunuyor.

Gelelim operasyonda hedef alınan kişiye. Görevden alınmak istenen Müfettiş, Tayyip Erdoğan'ın iktidara gelir gelmez, "Bu adamı görevden alın" diye özel talimat verdiği Hamza Kaçar. AKP, böylece bir taşla iki kuş vurmak istiyor. Hem kendi illegal eylemini perdeliyor hem de Başbakan ve Maliye Bakam Unakıtan'ın mali açıklarını ortaya çıkaran görevliyi tasfiye ediyor.

Komplo, Maliye Bakanlığı'ndan Anadolu Ajansı'na yapılan şu açıklamayla basına servis edildi: "Maliye Teftiş Kurulu tarafından, Vergi Dairelerinde ve denetim birimlerinde kullanılmakta olan VEDOP sistem ve vergi güvenliğinin tespitine yönelik çalışmalar sırasında, herhangi bir görevlendirme olmaksızın bazı kişilere ilişkin bilgilerin sorgulanarak, üçüncü şahıslara aktarıldığı saptandı."

Tutarsız ıddialar

Basına servis edilen iddialar şöyle:

Maliye Bakanlığı açıklamasına göre, Bakanlık bünyesinde "Temiz Eller" operasyonu başlatıldı. Bu operasyon kapsamında, aralarında Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı'nın da bulunduğu "ünlü" kişilerin Maliye Bakanlığı'ndaki hesap kayıtlarına girildiği saptandı. Hem de 81 ilin 70'inde...

ışte bu olay aslında operasyonun bam teli. Çünkü Maliye Bakanlığı açıklamasında Vergi Dairesi Otomasyon Projesi (VEDOP) kayıtları kullanılarak bu hesaplara girildiği iddia ediliyor, oysa bu mümkün değil. Çünkü VEDOP kayıtlarında sadece vergi dairesi kayıtları bulunuyor, banka hesaplarına buradan ulaşmak mümkün değil. Aralarında Cumhurbaşkanı, Genelkurmay Başkanı ve siyasi liderlerin de bulunduğu çok sayıda kişinin banka hesaplarına girildiği açıklaması, Tayyip Erdoğan'ın bazı gazete yöneticileri ve köşe yazarlarıyla ilgili olarak "elimizde bilgi ve belgeler var" sözüyle, Maliye Bakanı Unakıtan'ın "Deniz Baykal'ın bankalardaki yüklü miktarda parası olduğuna" ilişkin sözlerini hatırlatıyor.

Maliye Bakanı Kemal Unakıtan, hesaplara girildiğini, kendisi hakkında "vergi kaçakçılığı" iddiasıyla verilen soru önergesiyle birlikte fark etmiş! CHP Milletvekilleri Atilla Kart ve Kemal Kılıçdaroğlu, Unakıtan'ın ortağı olduğu BEM Dış Ticaret Anonim şirketi'yle ilgili soru önergesini araştırırken Maliye kayıtlarına usulsüz yollardan girildiğini saptamış. Bakın şu tesadüfe! Ardından da olayın sorumlusu ilan ettikleri Maliye Başmüfettişi ile Hamza Kaçar ve 2 Vergi Dairesi Müdürü ve bir Müdür Yardımcısı ile bir bilgisayar operatörünü 23 Ocak'ta açığa aldırıyor. Bu durumda, "81 ilin 70'inde girilmişse neden sadece Kaçar ve 4 kişi görevden alınıyor?" sorusu yanıtsız kalıyor.

Kaçar, El Kadı-Zapsu Bağlantısını Araştırıyordu

Olayın gerçek hikâyesiyse şöyle:

Açığa alınan Hamza Kaçar, Birleşmiş Milletler'in uluslararası terörü finanse eden kişiler listesinde yer alan ve Usame bin Ladin ile bağlantılı olduğu öne sürülen Yasin El Kadı hakkında Başbakanlık kararı doğrultusunda inceleme yapıyordu. Kaçar, bu inceleme sırasında aralarında Tayyip Erdoğan'ın danışmanı Cüneyt Zapsu'nun da bulunduğu AKP kurucularının El Kadı ile bağlantısını ortaya koyan bilgilere ulaşmıştı. Kaçar'ın araştırdığı diğer konular Unakıtan'ın da adının karıştığı Al Baraka Türk dosyası ve onlarca naylon fatura ve hayali ihracat incelemeleriydi. Kaçar'ın BM kararları doğrultusunda çıkarılan Başbakanlık kararıyla ve Teftiş Kurulu'nun talimatıyla yaptığı Yasin El Kadı soruşturması 4 yıldır Maliye Bakanı Kemal Unakıtan tarafından hasıraltı edilmek isteniyor ve bir türlü işleme sokulmuyordu. Kaçar'ın esas "suçu" da bu incelemede ulaştığı bilgileri rapor haline getirmek, yani görevini yerine getirmekti.

"Militan Akp'li" Görev Başında

Tayyip Erdoğan Unakıtan'a, Kaçar'ın tasfiye edilmesi talimatını vermişti. Unakıtan, Kaçar'ı önce Maliye Akademisi'ne Başkan Yardımcısı olarak atadı. Ancak Kaçar, idare Mahkemesi kararıyla göreve döndü. Unakıtan bu kez Kaçar'ı tasfiye edebilmek için "militan AKP'li" olarak nitelenen Cemal Boyalı'yı Maliye Teftiş Kurulu Başkanlığı'na vekâleten atadı. Boyalı'nın daha önce Ankara Defterdarlığı'na atanmasını veto eden Cumhurbaşkanı Sezer, Boyalı'nın Teftiş Kurulu Başkanı olmasını da onaylamadı. Boyalı, 10 Temmuz 2006'da Teftiş Kurulu Başkanlığı'na vekâleten atandı.

Cemal Boyalı, göreve gelir gelmez Hamza Kaçar'ı tasfiye etmek üzere ekibini kurdu.

ısimsiz ve ımzasız ıhbar Mektupları

Bunun ardından Kaçar ile ilgili imzasız ve asılsız "ihbar" mektupları ortaya çıkmaya başladı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na Hamza Kaçar hakkında isimsiz adressiz ihbar mektupları gönderildi. Örneğin, Boyalı'nın Teftiş Kurulu Başkanvekili olmasından 9 gün sonra yazılan bir ihbar mektubunda, Kaçar'ın Yasin El Kadı ile bilgileri basına sızdırdığı öne sürüldü. Cemal Boyalı ve ekibi, Hamza Kaçar'ı tasfiye etmek için 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125'nci maddesinde yer alan "Yetki almadan gizli bilgileri açıklamak" suçunu kullandı.

ıddialara göre bu ekipte Maliye Müfettişleri, Fethullah Gülen'in ilk avukatlarından Fethi Ün'ün kardeşi Raci Ün, Ahmet Veysel Özer, Kemal Doğru bulunmaktaydı. Bundan bir süre önce, Ahmet Veysel Özer ile Kemal Doğru'nun kendi aralarında yaptıkları telefon görüşmesinin kayıtları elden ele dolaşmaya başlamıştı. Bu telefon kayıtlarında Cemal Boyalı ile Ahmet Veysel Özer ve Kemal Doğru arasındaki ilişki açığa çıktığı gibi, bu ikilinin Hamza Kaçar'ın tasfiyesine ilişkin konuşmalar yaptığı saptanmıştı.

Boyalı Hakkındaki Davaları Unakıtan Engelliyor

Boyalı hakkında 10'larca dava açıldı, fakat Maliye Bakanı Unakıtan'dan Boyalı hakkında soruşturma izni çıkmadığı için davalar "takipsizlik"le sonuçlandı. Boyalı'nın çeşitli nedenlerle ceza verdiği Büro Emekçi Sendikası üyeleri de haklarını mahkemeler yoluyla geri kazandılar.

Milletvekillerinden Açıklama:

Temiz Eller, Hükümet'in oyunu

CHP Konya Milletvekili Atilla Kart ve CHP ıstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu, 25 Ocak 2007'de bir basın toplantısı düzenledi. Milletvekilleri, Unakıtan'a şu soruları yönelttiler:

  • 1. Maliye Bakanı'nın bir yıl kadar önce 23 Ocak 2006 tarihinde Yeni şafak gazetesine verdiği demeçte CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ı hedef alarak, "Bir siyasi parti genel başkanının banka hesaplarında muazzam para var..." diyerek bir suçlama yöneltmişti. Sayın Maliye Bakanı'nın CHP Genel Başkanı'nın ve diğer kişilerin banka hesap bilgilerine nasıl vakıf olduğu, hangi yol ve yöntemlerle sahip olduğu son gelişmelerle ortaya çıkmıştır. Bağlantılı olarak, Sayın Başbakan'ın kamuoyu huzurunda üç kez medya patronlarına ve köşe yazarlarına yönelik olarak "Elimizde belge ve bilgiler var... Gerektiği zaman bunları açıklayacağım" dediği de yine kamuoyunun bilgisi dâhilindedir. Bu bilgi ve belgelere hangi usul ve yöntemlerle ulaşıldı?
  • 2. VEDOP (Vergi Daireleri Otomasyon Projesi) diye bilinen sisteme girmek bu kadar kolay mıdır? Cumhurbaşkanı'nın hesaplarına girildiği iddia edilen illerde görevden alma işlemi neden uygulanmamıştır?
  • 3. VEDOP sisteminde banka hesapları yer almaz. Banka hesabının öğrenilebilmesi için ilgili bankalardan yetkili kişinin yazılı talepte bulunması gerekir. Banka hesapları, kimlerin yazılı istemiyle bankalardan istenmiştir?
  • 4. Yasin El Kadı'yla ilgili inceleme ve soruşturma, 3 yıllık bir çalışmadan sonra hangi gerekçeyle engellenmiştir?
  • 5. Ataması Cumhurbaşkanlığı tarafından veto edilen bir kişi Teftiş Kurulu Başkanlığı'na getirilebilir mi?[3]

El Kadı raporu yazınca işten atılan Maliye Başmüfettişi, davayı kazandı
Ankara 6. ıdare Mahkemesi, Maliye Başmüfettişi Hamza Kaçar’ın
"memuriyetten çıkarılmasına" ilişkin Maliye Bakanlığı işlemini iptal etti.

Hamza Kaçar, Maliye Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu’nun, "siyasi amaçlarla kurumun huzur, sükun ve çalışma düzenini bozmak", "memurluk sıfatıyla bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak" fiilleri nedeniyle hakkında tesis edilen "devlet memurluğundan çıkarma" cezasının iptali ve işlem nedeniyle mahrum kaldığı mali hakların yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemiyle Ankara 6. ıdare Mahkemesi’nde dava açtı.
AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, Ankara 6. ıdare Mahkemesi, Kaçar’ın memuriyetten çıkarılmasına ilişkin işlemi iptal ederek, Kaçar’ın uğradığı maddi kayıpların dava açma tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle ödenmesine karar verdi.

Mahkemenin gerekçesinde, disiplin cezalarının, kamu görevinin gereği gibi sürdürülmesi ve kamu düzeninin sağlanması bakımından objektif ve kamusal öneme sahip olduğu belirtildi. Bu bakımdan disiplin soruşturmalarının yapılmasında izlenecek yöntemin, ceza verilecek fiiller, ceza vermeye yetkili makam ve kurulların pozitif olarak mevzuatla belirlendiği ifade edilen gerekçede, doktrin ve yargısal içtihatlarla da konuyla ilgili disiplin hukuku ilkelerinin oluşturulduğu kaydedildi.

Bu bağlamda, kamu görevlisinin suç oluşturduğu iddia edilen fiiliyle ilgili olarak idarece açılan bir disiplin soruşturmasında, konuyla ilgili her türlü araştırmanın yapılması, kanıt niteliğinde toplanan tüm bilgi ve belgelerin değerlendirilmesi gerektiğine işaret edilen gerekçede, inceleme ve soruşturma yapmakla görevlendirilenlerin, soruşturmaya konu olayla hiçbir ilgisi bulunmayan, hakkında soruşturma yapılan kamu görevlisinin suç konusu eyleminden zarar-yarar gören, sanığın veya olayın mağduru durumundaki kişilerden etkilenecek konumda bulunmayan, tamamen tarafsız kişi veya kişilerden olmaları gerektiği belirtildi. Gerekçede, bu kişilerin kıdem ve görev bakımından en az sanıkla aynı seviyede veya üst düzeyde bulunmaları gerektiğine de işaret edildi.
SORUşTURMA KOMıSYONU
Uyuşmazlık konusu olayda, davacı Kaçar’a isnat edilen, "otomasyon sisteminde yer alan kişisel verileri hukuka aykırı şekilde elde ederek kullanmak" fiili kapsamında verilerine ulaşılan kişiler arasında, davacı hakkında disiplin soruşturmasını komisyon başkanı sıfatıyla yürüten Teftiş Kurulu Başkan Vekili Cemal Boyalı’nın da bulunduğuna işaret edildi. Gerekçede, Cemal Boyalı ile davacı Hazma Kaçar arasında yapılan bazı şikayetler ve açılan davalar bulunduğunun belgelerle sabit olduğu kaydedildi.

Soruşturmanın üç kişilik komisyon tarafından yapıldığı ve komisyondaki Cemal Boyalı dışında yer alan iki müfettişin de Başmüfettiş konumundaki Kaçar’dan daha kıdemsiz oldukları belirtilen gerekçede, şöyle denildi:
"Bu itibarla, olayla ilgili soruşturmanın, her türlü etki ve şaibeden uzak, objektif ve tarafsız müfettişlerce yapılması ve soruşturma sonucunda isnat edilen suç konusu fiillerin sübut bulup bulmadığının tartışmaya yer vermeyecek nitelikte hukuken itibar edilebilecek somut delillerle ortaya konması niteliğine haiz olmadığı sonucuna varılmakla, söz konusu soruşturma dayanak alınarak davacı hakkında Devlet memurluğundan çıkarma cezası verilmesine ilişkin işleminde hukuka uyarlık görülmemiştir."
MADDı KAYIPLARIN ÖDENMESı
Yargı yerlerince hukuka aykırılığı saptanan idari işlemler nedeniyle ilgililerin uğradıkları zararların hukuka aykırı idari işlemi tesis eden idarelerce tazmininin, Anayasa’nın 125. maddesi gereğince zorunlu olduğuna işaret edilen gerekçede, dava konusu işlem nedeniyle davacının uğradığı maddi kayıpların davalı idarece yasal faiziyle birlikte ödenmesi gerektiği vurgulandı.

Gerekçede, bu nedenlerle dava konusu işlemin iptaline, dava konusu işlem nedeniyle davacının uğradığı maddi kayıpların dava açma tarihi 28 Haziran 2007’den itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesi isteminin kabulüne oy birliğiyle karar verildiği bildirildi.Davalı Maliye Bakanlığı, Ankara 6. ıdare Mahkemesi’nin bu kararını temyiz ederse, dosya Danıştay’a gidecek.

Kaçar, Birleşmiş Milletler’in teröre destek verenler listesinde yer alan iş adamı Yasin El Kadı hakkındaki raporu sırasında "siyasi ve bürokratik müdahale" gördüğünü iddia etmiş, Teftiş Kurulu ise Kaçar’ın, "baskı gördüğü iddialarının doğruluğunu ispat için geçmiş tarihli rapor düzenlediğini" savunmuştu. Bu rapor doğrultusunda Maliye Bakanlığı, Hamza Kaçar’ı memuriyetten çıkarmıştı.
***
International
The Al Qadi Affair
Richard C. Morais with Denet C. Tezel 01.24.08, 6:00 PM ET

 

Did the ''Specially Designated Global Terrorist,'' Yasin Al Qadi, evade U.N. sanctions with the help of politically connected friends in Turkey?

Yasin Al Qadi is a 52-year-old Saudi businessman who was listed, in October 2001, as a "Specially Designated Global Terrorist" by the U.S. Treasury, alleged to have financed Osama bin Laden, Hamas and other terrorist groups by funneling funds through "charities" and business fronts. At the request of the U.S, and supported by Saudi Arabia, the United Nations Security Council also placed Al Qadi on its global terrorist list in 2001, where he remains today.

Not everyone agrees with this picture of Al Qadi. "I know Mr. Qadi," Turkish Prime Minister, Recep Tayyip Erdogan told a local television news station in July 2006. "I believe in him as I believe in myself. For Mr. Qadi to associate with a terrorist organization, or support one, is impossible."

Al Qadi's complicated financial dealings pop up in terror-related inquiries that stretch from Albania to the U.S., yet it is not clear to the public what the underlying evidence for Al Qadi's U.N. listing is. But this we know: The evidence is independently reviewed behind closed doors by the 15 Security Council nations, and the U.N. has a process in place that allows for challenges and delisting. Yasin Al Qadi has never been delisted. Since 2001, U.N. Security Council resolutions, such as 1267 and 1333, legally require nations everywhere--including Turkey--to "freeze without delay" Al Qadi's "assets," "funds" and "economic resources."

Guy Martin, Al Qadi's U.K. lawyer, states his client is caught in a "financial Guantanamo," not charged with a crime but branded a terrorist. Furthermore, a Swiss criminal investigation into his client was ultimately dropped, and the Advocate General of the European Court of Justice has just given a non-binding opinion recommending Al Qadi's asset freezes in Europe be set aside because they infringe on his right to a fair hearing. Says Al Qadi: "I have never supported ... Osama bin Laden or Al Qaeda." (Read his lawyer's responses here and here.)

Back to Turkey: Al Qadi is not just a friend of Prime Minister Erdogan, but he's close to a group of Islamic businessmen and politicians around the prime minister. It has already been widely reported in the press, mostly notably in a Wall Street Journal article in August 2007, that Al Qadi was a major and early investor in BIM, a food retailer originally founded in the mid-1990s by entrepreneurial brothers Aziz and Cuneyd Zapsu. According to Al Qadi's lawyer, the Saudi exited BIM in 1999, despite reports to the contrary, and well before his controversial U.N. listing. (BIM has since been sold by the Zapsus, and is today an independent and publicly listed company.)

H. Cuneyd Zapsu is Prime Minister Erdogan's close personal aide, commonly referred to as the "shadow foreign minister" or "Erdogan's right hand." Aziz Zapsu, meanwhile, is considered to be Turkey's "retail guru" (See "Turkey's Double Edge") and is today financed by the likes of AIG Investments and the Rohatyn Group. In his first interview in 12 years, Aziz Zapsu told Forbes that Al Qadi was their "famous, so-called problematic friend."

This curious remark prompted Forbes to pore over hundreds of pages of corporate Turkish documents. Reports to date have largely focused on Al Qadi's former interest in BIM, but Turkey is dominated by corporate pyramids, and our investigations looked at a half-dozen Turkish firms--such as Nimet, Ahsen, GMD, Saglam, Teksu and Saglik--with a similar cluster of shareholders. Our findings are based almost entirely on official records that have only fairly recently become accessible through the digitization of Turkey's archives and new online tools.

On Dec. 30, 2001, well before Erdogan and his Islamic party, the AKP, came to power, the Turkish government froze the local assets of Al Qadi, and then investigated the two companies where the Saudi was the majority shareholder: Ella Film Productions and Caravan Exports. Since then, a freeze on Al Qadi's assets has been in place globally and locally (a Turkish lower court lifted the freeze in 2006, but its ruling was soon reversed by a higher court).

We found several complicated asset shuffles that could warrant closer examination by the U.N. Here are just two Caravan and Ella-related transactions that go to the heart of the question: Did the Turkish government allow Al Qadi to trade assets despite U.N. Security Council resolutions specifically freezing the Saudi's assets?

Transaction 1: In November 2002, two weeks after Erdogan's party won the election, Al Qadi's asset, Caravan, transferred its holding in a firm, Saglam, to a company called Saglik ve Bakim. Saglik was founded by Cuneyd Zapsu, the man who is now the Prime Minister's aide, and other members of the Zapsu family. The notarized transfer of Caravan's holding was signed, on behalf of Saglik, by both Aziz and Cuneyd Zapsu. Al Qadi's Caravan was legally represented in the sale by M. Fatih Sarac, a key business partner of Al Qadi and the Zapsus.

Transaction 2: In July 2003, Aziz Zapsu was the chairman of real estate developer GMD Gayrimenkul Degerlendirme, owning the minimum shares to occupy the chairman's seat, while the majority of the shares were owned by mutual partner Fatih Sarac. (The previous year, GMD was majority-owned by Aziz and Cuneyd Zapsu.)

By the end of 2003, GMD took control of Saglam, through the shares previously owned by Saglik (see Transaction 1, above.) Then, on Feb. 23, 2004, Saglam acquired, for $640,000, the 11th floor of an office building owned by Al Qadi's Caravan. A month later, GMD itself spent $1.7 million purchasing from Al Qadi's Caravan and Ella the 10th floor of the same office building and property in an Istanbul apartment complex.

According to official filings, Al Qadi's Ella and Caravan then booked their real estate profits, for accounting purposes, as "paid-in capital" to avoid paying various taxes. In early 2004, the Finance Ministry's Istanbul tax office officially signed off on the tax-efficient real estate sales of Al Qadi's companies.

These activities raise questions: If financial investigators followed these complicated asset shuffles through to their conclusion, will they find that Yasin Al Qadi ultimately benefited from these trades? What, for example, happened to the cash that was booked, for accounting purposes, as paid-in capital when Caravan and Ella sold real estate to Al Qadi's friends? And why did Turkey's Finance Ministry, legally responsible for enforcing the U.N.-imposed asset freeze, approve these real estate sales? As a leading Turkish financial authority says, "The soul of a freeze is to stop and take control of the cash flow."

We couldn't get the offices of the Turkish Prime Minister and the Finance Minister to answer. Nor would Cuneyd Zapsu reply to our queries. Aziz Zapsu states, "I am not aware of any problems with the transactions." Al Qadi's lawyer, Guy Martin, insists that "no transaction" involving Ella and Caravan breached U.N. sanctions. "There is no irregularity of any kind" and "Mr. Qadi has never received, whether directly or indirectly, any payment or other economic benefit from these companies since the time he was designated by the U.N. in October 2001."

Vehement denials also came from Sarac's lawyer, Elif Kandemir, who insists that Sarac never had "Yasin Al Qadi's personal wealth at his disposal. All the movables and immovables mentioned in your article belong to companies which are separate legal entities" and done "in accordance with the Turkish Law." (Read the lawyer's full response.)

And, finally, both Al Qadi's and Sarac's lawyers state that two complaints around these matters--in 2004 and 2006--were examined by Turkey's prosecutor and dismissed on the grounds that there was no basis to initiate criminal proceedings. (The 2006 complaint was filed by the primary opposition party to the AKP.)

Both of these complaints, however, were based on the findings of Hamza Kacar, the lead investigator of Turkey's Ministry of Finance's Financial Crimes Investigation Board, who was tasked to investigate Al Qadi's local operations. Appointed prior to Erdogan's election, Kacar ultimately reported to the Ministry of Finance under the leadership of the AKP's Kemal Unakitan.

Kacar's 2004 Al Qadi report, delivered under what the investigator said was intense pressure to complete his probe, cited evidence that Al Qadi's companies in Turkey were transferring funds between 1997 and 2001 far in excess of both companies' net incomes, and were still operating at the time of the report. Wired funds he traced from various companies and individuals went to, among others, a "charity" and other individuals branded terrorists or terrorist fronts by international investigators; there was reason to continue his investigations, Kacar wrote.

In light of this report, the head of the Financial Crimes Investigation Board decided there was sufficient evidence to pursue charges against Al Qadi and Sarac; a chief prosecutor in Istanbul disagreed and declined to pursue the case.

But most notably, and in unusually straightforward language, Kacar further claimed in his report that he had been unable to complete his investigations because two of his lead investigators were taken from him, and his investigations into Al Qadi were undermined by Turkish politicians and government bureaucrats (he did not name names) in what he said bordered on "obstruction of justice."

Consider another element in this financial whirl: Albaraka Turk Participation Bank is an Istanbul-based shariah-compliant bank that Al Qadi used for his banking. Investigator Kacar claimed Albaraka Turk did not cooperate with his investigation and did not answer written and verbal requests for information. Adnan Buyukdeniz, the bank's general manager, tells Forbes he can prove through documentation that every written request for information the bank received was acted upon in time according to the law.

Whatever really happened, this much we know: Finance Minister Unakitan, overseeing the Al Qadi investigation and its review of the Albaraka bank transactions, was himself a founding shareholder and board member at Albaraka Turk from 1984 to 2001, joining the government when it came to power in 2002. (Postscript: In 2007, the Finance Ministry fired lead investigator Kacar for unprofessional conduct. Kacar is suing for wrongful dismissal and to have his job reinstated; he recently won a key ruling.)

At the World Economic Forum in Davos this week, the Erdogan government will certainly be enlisting the civilized world's further assistance in crippling the capacity of Kurdish terrorists to launch cross-border forays from Iraq. The Erdogan government at the same time has remaining mysteries to clear up involving a suspected terrorist's financial affairs within its own country.

--This article was a joint project of Forbes, Forbes Turkey and Forbes.com.

DERLEYEN NACI KAPTAN 23.09.2008
 
 
mod_vvisit_counterBugün68
mod_vvisit_counterDün2247
mod_vvisit_counterBu hafta7104
mod_vvisit_counterBu ay31992
mod_vvisit_counterTüm1556363