Devlet Adamlığı PDF Yazdır E-posta

Bu makale 3407 defa okunmuştur.

Yazar Abdurrahim Sercan (Alıntı)   
Cuma, 19 Eylül 2008 13:36
 Atatürk'ün başyaveri Salih Bozok anlatıyor.

 Başkumandan, düşmandan kurtardığı ızmir'de  geçireceği ilk gecesinin tarif edilemez sevincini  yaşıyordu

  
     ızmir'deki yeni evinde Mustafa Kemal Paşa ilk  gecesini çalışarak geçirdi. Kendisi için zengin bir  sofra hazırlandığı halde hiçbir yemeğe dokunmadan ufak  tefek ile karnını doyurdu ve geç vakitlere kadar  çalıştı. Ertesi sabah erkenden uyanmıştık. Hafif bir  kahvaltıdan sonra vilayet   konağına gittik ve doğruca Vali'nin odasına  girdik. Vali, ıngiliz Konsolosu ile konuşuyordu. Biz  gelince Vali ayağa kalktı ve Konsolos ile Mustafa Kemal Paşa'yı tanıştırdı. Konsolos, iyi Türkçe  biliyordu. Paşa Vali'ye sordu:
     -Konu nedir?
      Vali anlattı:
     -Sayın Konsolos, ıngiliz tebaasından olan  vatandaşlar ile Rum, Ermeni, Yahudi gibi azınlıkların güven altında bulunduklarını belirtir bir "güvence" istiyorlar. Ben kendilerine herkesin  eşit biçimde güven altında olduklarını bildirdim.
     Mustafa Kemal Paşa, Konsolos'un Türkçe bildiğini biliyordu, öyle olduğu halde öfkesini
 belirtmek için sordu:
     -Ee, peki daha ne istiyormuş?
     Bu soruya Konsolos Türkçe cevap verdi.
     -Tebaamız hakkında hükümetinizden yazılı teminat istiyorum!
     Konsolos garip bir biçimde diklenmişti...
     Paşa'nın sesi havada kırbaç gibi şakladı:
     -Yunanlılar zamanında kendi tebaanızı daha emniyette mi görüyordunuz?
     Konsolos gerisinde ıngiliz devletinin bulunduğunu belli eden bir kasılma ile:
     -Evet, dedi. Yunanlılar burada iken tebaamızı emniyette görüyorduk.
     -Öyleyse buyurun tebaanızla birlikte Yunanistan'a gidin, efendim!
     Konsolos kendisinden umulmayacak bir cesaret gösterdi:
     -Yani majestelerimin hükümetine savaş mı açıyorsunuz?
     Mustafa Kemal iyice öfkelenmişti fakat öfkesini tuttu ve Konsolos'a:

     -Siz kiminle ve ne konuştuğunuzu biliyor musunuz? Ben Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı ve Türk Orduları Başkomutanıyım. Savaş açmaya, barış yapmaya hakkım var. Siz kimsiniz! Hükümetiniz adına savaş ve barış görüşmeleri yapmaya yetkili misiniz? Böyle bir yetkiniz varsa görüşelim. Yoksa (eliyle kapıyı gösterdi) buyurunuz efendim!
     O kasım kasım kasılan Konsolos, Mustafa Kemal Paşa'nın son cümlesi üzerine sapsarı kesildi ve tek bir kelime söylemeden kapıdan çıktı gitti. Mustafa Kemal Paşa arkasından bir süre baktıktan sonra;
    Vali'ye döndü:
     -Yüz vermeyin Vali Bey! Bunlar karşılarında hala Babıali Hükümeti var sanıyorlar. Bir zırhlısı önünde pusacak, bir blöfü önünde yelkenleri suya indirecek "devletçik" sanıyorlar bizi! Küstahlığın derecesine bakın, bana "Savaş mı açıyorsunuz?" diye soruyor, barut kokan bir odada sorduğuna bak! Savaş halinde değil miyiz sanki!
   

  Kollarında ve omuzlarındaki işaretlerden Amiral rütbesinde olduğu anlaşılan ıngiliz Donanması Komutanı, Hükümet Konağı'nın kapısından girerek Mustafa Kemal Paşa'nın odasına doğruldu. Nazik, fakat öfkeli bir hali vardı. Ruşen Eşref önüne çıkıp ne istediğini sorunca:
     -Başkomutan Mustafa Kemal Paşa ile görüşmek istiyorum! dedi.
      Birlikte odaya girdiler kapı kapandı. Amiral önce:

     -Çok güç koşullar altında bir savaş kazandınız,  sizi asker olarak içtenlikle kutlarım. Çanakkale'deki başarınızı rastlantıya borçlu olmadığınız, kanıtlanmış oldu. Büyük bir askerle tanıştığım için memnunum.
      Amiral bir süre sonra konuya girmiş:
     -Ülkenin kontrolünüz altında bulunan bölümünde bizim tebaamız ve sizin azınlıklarınızdan
> Ermeniler,Rumlar var. Yeni askeri yönetim altında bu insanların statüsü nedir? Güven de midirler?
     -Hiç kuskunuz olmasın Amiral! Türkiye'deki bütün insanlar gibi tebaanız ve sözünü ettiğiniz azınlıklar da TBMM Hükümeti'nin eşit koruması altındadır. Suç işlemeyenler, kendilerini bu memlekette benim kadar güvende sayabilirler.
     -Suç işleyenler?
     -Suç işleyenler Sayın Amiral, dünyanın her yerinde olduğu gibi, ülkemizde de adaletin huzuruna çıkarlar... Suçlu iseler, cezalarını elbette çekeceklerdir...
     -Fakat Paşa Hazretleri, fevkalade günler geçirdik. Yunan ordusundan cesaret alan Rumların bazıları, şımarıklıklar yapmış olabilir. Bugün bu insanlar yerli halkın düşmanlığı ile yüz yüzedirler. Ermeniler için de başka açıdan aynı şeyleri söyleyebilirim. Biliyorsunuz, arkadaşlarının büyük bir bölümü göçe zorlandı ve önemlice bir bölümü de hayatını kaybettiler. Bu ruh tedirginliği içinde Yunan ordusu ile işbirliği yapmış, bazı Türklere zor günler geçirtmiş olabilirler. Bunlar, fevkalade günlerin olaylarıdır. Bağışlanması, hoş görülmesi gerekir. Eğer bu kimseler, halkın husumetine bırakılacak olursa, bütün dünya aleyhinize kıyameti koparır!
     Son cümleye kadar Amiral'i gülümseyerek dinleyen
    Mustafa Kemal Paşa, dünyanın koparacağı gürültü ile kendini tehdide girişince, sözünü bıçak gibi kesmiş:
    -şu "Efendi Devlet" rolünü bir kenara koyunuz Amiral! Milletleri de tehdit etmekten vazgeçiniz!
     ıngiltere ve müttefiklerinin kıyameti koparıp koparmayacağını düşünmem! Bunlar memleketimin iç işleridir; kimsenin bu işlere karışmasına müsaade etmem! Majestelerinin devleti memleketimizin azınlıkları ile uğraşmaktan vazgeçsinler!.. Kim bize saygı
 beslemezse, bizden saygı beklemeye hakkı olmaz!
     Amiralin benzi kül gibi olmuş:
     -ıngiltere Hükümeti'nin tebaasını her yerde koruma hakkı, devletler hukuku teminatı altındadır. Avrupa devletleriyle birlikte arkaladığımız Rum ve Ermenilerin güven içinde bulundurulmasını sadece rica ettik. Yoksa biz bu güvenliği sağlayacak güçteyiz...
     ışte o zaman Mustafa Kemal Paşa'nın tepesi iyice atmış:
     -Arkaladığınız Yunan ordusunun denizde yüzen leşlerini herhalde görmüş olmalısınız! Türk ordusu asayişi sağlayacak güçte olduğu gibi, limanı (o> dönemde ıngiliz donanması ızmir limanında bulunmaktaydı) boşaltacak güçtedir de... ısterseniz, Türk'e ihanet eden tebaanızın ve azınlıklarınızın adaletten kaçan sefillerini geminize doldurabilirsiniz! Donanmanızın da en kısa zamanda limanı terk etmesini istiyorum!
     Mustafa Kemal Paşa'nın cümleleri, art arda Osmanlı tokatları gibi Amiralin yüzünde şakladıkça,
  Amiral ne yapacağını şaşmış ve en sonunda:
   -ıngiltere'ye savaş mı açıyorsunuz? demiş.

  ışte Paşa burada son sözünü söylemiş:
   -Savaş açmak mı? Siz yoksa Sevr Antlaşması'nın hala yürürlükte olduğunu mu
 sanıyorsunuz? Biz onu çoktan yırttık... Karşımda oturuşunuzu, sizi konuk saymama borçlusunuz! Fakat görüyorum ki, nezaketimizi kötüye kullanmak eğiliminiz var... Buna müsaade edemem. Bizim gözümüzde "Barış antlaşması yapmamış" iki devletiz. Savaş hukuku yürürlüktedir. Gemilerinizi derhal karasularımızdan çekmenizi size ihtar ediyorum!
     Bir balmumu heykeline dönmüş Amiral...   şişe, şişe, gerine gerine girdiği Mustafa Kemal Paşa'nın odasında oturduğu sandalyede küçüldükçe küçülmüş ve sonunda kekeleyerek:
     -Affedersiniz! demiş ve yerlere kadar eğilerek geri geri kapıya gidip dışarı çıkar.
      Ruşen Eşref hem düşünceli hem de gülüyordu:
     -Paşa, Amirali anasından doğduğuna pişman etti. "Kendisinin Türk topraklarında bir savaşçı olarak bulunduğunu "Paşa'dan öğrendiği zaman sapsarı kesildi... Tutuklanacağını, tutsak edileceğini sandı. ınce dudaklarını ısırıyor, parmaklarını birbirine kenetlemiş titriyordu.
     Karşısında Babıali Paşası bulacağını sanıyordu herhalde... "ıngiltere devletini kendi
 devletine eşit gören "bir Paşa ile karşılaştığı için, ihtiyatsızlık edip karaya çıktığına kim bilir nasıl lanet etmiştir...
     Aradan bir saat geçti geçmedi... ıngiliz gemisinden bir müfreze ve bir teğmen çıktı. Amiralden -devleti adına- bir ültimatom getiriyordu, Başkomutan'a kendi
 eliyle verecekti. Paşa'ya bildirdim;

  "Gelsin" dedi.
    Teğmeni içeri aldım. Ruşen Eşref tercümanlık yapıyordu. ıngiliz çakı gibi bir teğmendi.
 Paşa'nın karşısında gösterişli bir selam verdi ve Ruşen Eşref aracılığıyla ültimatomu Paşa'ya
 ulaştırdı. Paşa:
     -Peki teğmen! Hükümetimiz ültimatomunuzu inceler ve hükümetinize gereken karşılığı verir. Siz geminize dönebilirsiniz...
     Teğmen önce dışarı çıkacakmış gibi bir hareket yaptı, sonra da Ruşen Eşref'e dönüp:
     -Başkomutan ellerini öpmeme müsaade buyururlar mı?
     Ruşen Eşref, Teğmenin dileğini Paşa'ya söyledi, Paşa:
     -Nereden icap etmiş sor bakalım! dedi.
     Teğmen:
     -Asker olarak zaferlerine, insan olarak kendisine hayranım... Lütfetsinler.. Teğmen Paşa'nın elini öptü, Paşa da Teğmenin yanağını okşadı. Odayı boşalttık.
    

      Az sonra Ruşen Eşref'i çağırdı:
     -Paşam Amiral ile görüştüklerinizin yazı ile de pekiştirilmesi isteniyor.
     -Öyleyse Halide Hanım'ı (Edip Adıvar) bulunuz, hemen tercümesini yapsın ve metin olarak bana getirsin... Öte yandan bir kopyasını şifre ile Dışişleri Bakanlığına gönderin gerekeni yapsınlar... Durumu, ordu komutanı Nurettin Paşa'ya da bildiriniz. Gerekiyorsa
 benimle temas etsin...
     Olay kısa bir süre içinde şehirde duyulmuştu... ıngiliz ve Fransızlar, kendi devletlerinin uyruğunda olanları gemilere bindirmeye başlamışlardı.

     Nitekim birkaç saat sonra da sessizce çekilip gittiler...

 
 
 
mod_vvisit_counterBugün497
mod_vvisit_counterDün818
mod_vvisit_counterBu hafta2782
mod_vvisit_counterBu ay13276
mod_vvisit_counterTüm2171399