.
27 Mayıs Eylemi PDF Yazdır E-posta

Bu makale 4319 defa okunmuştur.

Yazar Ali Gevgili   
Perşembe, 31 Temmuz 2008 22:55

27 Mayıs teorisiyle, devrimci amacını pratiğe dönüştüren dipten doruğa örgütlü bir çağdaş politik çabanın ürünü olabilmenin ötesindedir. Devirme eylemi, amacının en iyi olduğu durumlarda bile devrimci sosyo/politik örgütleniş gereksinimini karşılamaz

 

Sosyalizm ve Toplumsal Mücadelelee Ansiklopedisi
27/05/2006    
Ali GEVGıLıLı


BıA (ıstanbul) - Eğer tarihsel ortam olanak verseydi de, toplumsal gerçekliğe o anda geniş boyutları arasında bakılabilseydi, daha 27 Mayıs 1960 sabahı başlarken, Ali Suavi'nin yüzyıl Önce dile getirdiği üçlemin Türkiye'nin önüne bir daha bütün açıklığıyla geldiği görülebilirdi.

Gelmesi doğaldı da. Onlar belli bîr dönemin nesnel ilişkileri altında dile getirilmiş olan sorunlardı. Tarih ana ancak gündemde bulunan somut sorunlarla uğraşır, onların çözülüş diyalektiğini araştırır.

27 Mayıs sabahının soruları

Türkiye'de 27 Mayıs sabahı siyasal iktidarda ne Celal Bayar'la Adnan Menderes ve ne de Demokrat Parti (DP) vardı. Ne yapılacak, onlardan boşalan iktidar odakları kimler eliyle ve nasıl doldurulacak, en önemlisi, seçilecek yolun ana doğrultusu neler olacaktı? Türkiye'nin doğrultularıyla ilgili üç parti, böylece yeniden gün ışığına çıkıyor, üçlem bir daha ete ve kemiğe bürünüyordu:

Birikmiş tüm iç ve dış engelleri bir çırpıda yok edecek bir diktatör mü belirmeliydi?

Kurucu Meclis oluşturulup düzenin yeni dengelerde kendisini yeniden üretebilmesi için 1924'den beri Türkiye'ye yön veren Anayasa'dan başka bir anayasa mı yapılmalıydı? Yoksa gerçek çözüm sivil ya da uygar toplum konusundaki özlemleri karşılamak üzere önce yığınların eğitsel, toplumsal ve ekonomik gelişimlerini beklemek, onların hak ve özgürlükleri yaşama geçirmeleriyle birlikte de yavaş yavaş Türkiye'nin kurtuluşuna ortam açmak mıydı?

Amaç ve araçlar bütünleşmesi

27 Mayıs'ı gerçekleştiren tüm gizli örgütler, DP'yi devirme amacını genellikle ilk ve baş hedef seçmişlerdi. Belki, eylemin en son odağında, belli bir yarına ilişkin programlar da vardı. Ancak eylemin çok uzun süreli amaçlarıyla uygulama kanalları arasında -en azından teori ve pratik düzeyinde- böyle bir amaç ve araçlar bütünleşmesi gerçekleştirilmemişti.

27 Mayıs, teorisiyle, kendi devrimci amacını pratiğe dönüştüren dipten doruğa örgütlü bir çağdaş politik çabanın ürünü olabilmenin ötelerindedir. Devirme eylemi, amacının en iyi olduğu durumlarda bile devrimci sosyo/politik Örgütleniş gereksinimini karşılamaz ve ona yetişemez.

27 Mayıs'ın ilk günü Ankara sevinç içinde, şaşkınlık ve kargaşayı aynı anda yaşar. 26 Mayıs gecesi damadı Metin Toker'e uykuya yatmadan önce "ihtilal kapımızda" diyen CHP lideri ısmet ınönü için bile 27 Mayıs ancak uzak bir belirsizlikten ibarettir.

DP'li tutuklamaları

Bu belirsizlik DP ıktidarını devirip Cumhurbaşkanı Bayar'ı Çankaya'daki Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı aracılığıyla tutuklatan ya da Kütahya'da Menderes'i etkisiz kılan devirme eyleminin önde gelen çoğu yöneticileri açısından da aynı ölçüde söz konusu edilebilirdi. Elinde silah bulunan her üniformalı, DP'li ya da DP'e yakın sayılan ya da önde gelen her kişiyi tutuklayıp bir askeri binaya doldurmaktaydı.

Eylemin etkin bir kişisi, 27 Mayıs'ta salt en üst düzeydeki siyasal sorumluları karşısına almakla yetinen devirmeden söz etmektedir. Eğer o yol sürdürülseydi, bunun doğal sonucu siyasal sorumluluğu bulunan kişilerin belki de Yüce Divan'a verilip yasama organının en kısa sürede bir seçimle yenilenmesi olurdu. Bu, pratikte, uzun süreli üçüncü partinin ağır basması ya da benimsenilmesi demekti.

Anayasa Komisyonu Raporu:27 Mayıs'a teorik temel arayışı

Ancak 27 Mayıs kendisine bir teorik temel aradığı zaman görecektir ki, tarihsel aşamalara bu denli saf bir bakışla eğilmek olanaksızdır. Yaşanan dönemin iç ve dış diyalektiği altında, yaşam, orada hiçbir şey olmamış gibi süremezdi. Yapılan eyleme çözümün nerede olduğunu, General Cemal Madanoğlu'nun ıstanbul Üniversitesi'nden getirttiği bir dizi kamu ve anayasa hukuku otoritesinin gösterdiği söylenir.

Gerçekten de ıÜ'nin Rektörü Ord. Prof. Sıddık Sami Onar başkanlığındaki Üniversite bilim kurulu, eylemcilere hem giriştikleri işin, "anayasaya ters düşmüş" bir siyasal ıktidara karşı yapılmış yasal bir eylem olduğunu belirten, hem de yeni çözüm yollarını gösteren ünlü Anayasa Komisyonu Raporu'nu 28 Mayıs 1960'da verdiği zaman, olayların akışı belli biçimde değişecektir.

"Bugün içinde bulunduğumuz durumu âdi ve siyasi bir hükümet darbesi saymak doğru değildir" diye başlayan Rapor, hak ve hukuk kavramlarıyla hiç bir ilginin kalmadığı 1960'lar başı Türkiyesi'nde, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni (TBMM) bile "gerçek bir yasama organı" sayamıyordu.

Üniversite raporu

27 Mayıs'ın uygulanmasını gerçekleştiren güçler arasından oluşturulacak bir Milli Birlik Komitesi giderek devlet kurumlarını, siyasal iktidarı ve yasal hükümeti yeniden kurmak zorundaydı.

Eylem böylece yepyeni bir işlev kazanıyor, bir yeni' den kuruluş görevine çağırılıyordu. Bu son çözümde, 27 Mayıs'ı ilk kez gerçek anlamda bir devrim olmaya da çağrılmasıdır. Eksik ya da yanlış olan nokta, eylemin kendi doğrultusunu buluşunda belli bir etkinlik gösteren bilim adamlarını ya da Üniversite Raporu'nu bu rota değişiminin tek nedeni gibi görmektir.

Oysa, ortam, varolan süreç altında üniversite böyle bir yönlendirilişe katkıda bulunmasaydı bile onu yine de kendisine bir anlam ve temel bulmaya itecekti. ıtmeseydi, 27 Mayıs'ı gerçekleştirmenin ne gereği ve ne de anlamı olurdu. Üniversite, çözümlerin oluşumunda neden değil, ancak bir sonuçtur.

Üçüncü çözüm bu koşullarda sahnenin -belli bir süre için- dışına itiliyordu. Geride kalan ilk iki olasılık, bir diktatörün yönetiminde tüm iç ve dış engelleri tek elde çözüme götürmek ya da bir Kurucu Meclis aracılığıyla yeni bir anayasa ve örgütleniş biçimini yaratmak seçenekleri kalmaktaydı.

27 Mayısçılara çağrı

27 Mayıs, bu anlamda 28 Mayıs 1960'da, önündeki gündemi üçlemeden bir ikileme indirmiş bulunuyordu.

Üniversite Anayasa Komisyonu'nun Raporu 27 Mayısçıları Türkiye çapında bir yeniden kuruluş görevine çağırırken, iki önleme başvurmayı salık veriyordu:

"Birincisi: Âmme hizmetlerini, gerçekleşmesi istenilen ve milletçe özlenen demokratik icaplara şimdiden uygun yürütecek ve insan hak ve hürriyetlerini koruyacak, amme menfaatini gözetecek fiili ve geçici hükümet kurarak idareyi devam ettirmek.

ıkincisi: Devletin ihlâl edilmiş ve işleyemez hale gelmiş anayasası yerine bir hukuk devletinin gerçekleşmesini sağlayacak devlet organlarını kuracak ve sosyal müesseselerin hak ve adalet prensiplerine, demokrasi esaslarına dayanmasını temin edecek bir Anayasa hazırlamak.

Ayrıca milletin gerçek iradesinin izharına imkan verecek bir çoğunluk istibdadına mani olarak, siyasi kuvvetin soysuzlaşmasını önleyecek esaslar dahilinde bir seçim kanunu meydana getirmek. Ancak bundan sonra yeni seçime gidilecek ve demokratik kurumlar, yeni anayasanın ışığında yaratılacaktı.

Toplumun bağrından seçilen "Kurucu Meclis"

Tarih ister istemez soracaktır: Yeni Anayasa'yı yaratacak olan kimdir? Bir Kurucu Meclis mi? Yoksa, çok daha değişik nitelikte yetkilere sahip farklı organlar mı?

Kurucu Meclis, toplumun bağrı içinden seçilen ve onları doğrudan temsil eden yetkili temsilcilerin, bir anayasayı da yine kendi eliyle yapma girişimidir. Prof. Tarık Zafer Tunaya'nın deyişiyle "Halk, yalnız anayasa yapmakla görevli bir meclis seçer. Anayasayı bu meclis yapar. Bu arada, anayasanın yapımı tamamlanıncaya kadar, meclis devletin yönetimini de yüklenir."

Oysa önerilen model, anayasa projesinin tümüyle seçilmiş bir yasama organı dışında, belli bir bilim adamları grubunca düzenleneceğini belirtiyordu. Tasarı, yüksek yargı organlarıyla bazı toplumsal kuruluş, dernek ve benzerlerinden oluşacak daha geniş bir heyetle Milli Birlik Komitesi'nce (MBK) kurulacak hükümetin incelemesine sunulacaktı.

Üçlemin durağı

Söz konusu kurul, en geniş ve demokratik anlamıyla düşünüldüğü zaman bile bir meslekler meclisi ya da korporatif meclis biçiminde tanımlanabilir miydi?

Kaldı ki yürütme gücü de bu heyetin içinden çıkmıyor, eylemi yaratan Komite tarafından atanıyordu. Yasallaşmaya ilişkin sözlerden anlaşılanlar, halkın doğrudan katılımı dışında yapılan anayasanın, belki de kurucu plebisit yoluyla evet ya da hayır demekten ibaret bir istekle halkoyuna sunulabileceğini düşündürüyordu.

Etkin bir Kurucu Meclisi de büyük ölçüde saf dışı eden bu yöntem, son durağında nereye varır, Türkiye'ye ilişkin temel üçlemin hangi durağına ulaşırdı?

27 Mayıs'ın gerçek tarihsel sorusu, bir yerde, burada yatar.

DP'yi alaşağı eden eylem

Güncel sorun, demokratikleşme Özlemleri karşısında böylece yine de güçlü bir yönetimden diktaya kadar uzanan olasılıklarla Kurucu Meclis yoluyla uzun sürede sivil topluma açılabilecek seçenekler üstünde düğümlenir. Buna bir karşılık vermek zorunluydu. Salt içsel düzeyde de değil, uluslararası etkileşimlerle birlikte çözüm aranmalıydı.

"Adi ve siyasi bir hükümet darbesi" olmanın daha ötesindeki kurucu işlevlere çağrılan 27 Mayıs eylemi, varoluş yasaları altında, kendi kendisiyle yapacağı en büyük hesaplaşmanın eşiğinden ilk adımını attığını o anda -kuşkusuz- bilemezdi. Ama tarihten -bu anlamda- kaçılamazdı da...

Türk milleti sürü olamaz

DP'yi siyasal iktidardan alaşağı eden eylemden bir süre önce izinle ızmir'e gitmiş bulunan Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Cemal Gürsel, Ankara ve ıstanbul'da askeri eylemi yöneten çekirdekler tarafından yeni gücün başı olmak üzere 27 Mayıs 1960'ın öğle saatlerinde Ankara'ya getirildiği zaman, iktidar ikileminin en somut sorunlarını önünde bulur.

Eylemcilerce hızla ortaya çıkarılan Milli Birlik Komitesi başkanlığının yanı sıra devlet başkanı ve başbakan sıfatlarını da üstüne alan Cemal Gürsel, ilk gün "Türk milletinin hissiz bir sürü olamayacağı"nı vurgulamakla yetinmişti.

Kuşkusuz, bir toplum duygudan yoksun bir sürü gibi düşünülemezdi. Her düzenin kendisine anlam veren çeşitli sosyal güçleri ve bu güçlerin de bütün toplumsal örgütlenişe yayılan kolları vardır. DP giderek geri dönülmez biçimde güncel arenanın dışına sürülürken, öteki siyasal güçler ve örgütlenişlerle olan ilişkiler de başka bir çözüm beklemekteydiler.

ıktidarın köklerini üretmek

27 Mayıs eylemini giderek kendi başına bir politik otoriteye dönüştürmek isteyen kimseler, bu noktada, davranış, kurallarını belirlemeye çalışırlar: Yeni eylem "hiçbir partiyi tutmayacak" ve "onlarla birlikte de olmayacak"tı.

Bu arada Komiteciler en kısa sürede yapılacak bir genel seçimle, iktidarı yeniden ulusal iradeye bırakacaklarını ekleseler bile, varolan partilere sırt dönen bir yöntem, en sonunda, onları kendilerine daha etkin bir kök, bir temel aramaya iterdi.

Zira elinde silahı bulunan güçler açısından da, varolan önemli bir gücü tutup desteklemeksizin uzun süre etkili kalabilmek olasılı değildir. Kaçınılmaz olan görev, yeni gücün, iktidar köklerini üretebilmek için, kendi siyasal örgütlenişini de gerçekleştirmesidir.

ınönü'nün Gürsel'e önerileri

Tarihsel deneyimlerinin de ışığında izlenecek yolun nereye gideceğini herkesten önce gören ve bizzat Gürsel, önünde dile getiren CHP lideri ınönü olacaktı. ınönü devlet başkanını kutlamak gerekçesiyle 29 Mayıs'ta Gürsel'e yaptığı ziyarette, baş başa kaldığı kısa süre içinde, ona kendi karşı reçetesini de sunmuştu:

Orduya kesinlikle egemen olunmalıydı, ordu ve yönetim, kendi arasında bölünmemeliydi, seçimlere en kısa sürede gidilmeliydi ve dış politika ve uluslararası ilişkiler konusunda çok duyarlı davranılmalıydı.

CHP lideri önerdiği çözümlerle hem eylemin varolan siyasal yapının ötesinde bir politik içerik kazanmasına karşı çıkmakta, hem de genel seçimi erkenden gündeme sürerek yeni siyasal iktidarın sahipliğine adaylığını koymaktaydı.

ıktidar kaymasının itici güçleri

Dış ilişkilerle çelişecek büyük değişikliklerden kaçınılması önerisi, daha da anlamlıdır. Batı sistemi ıçinde yer alan bir toplumda, uluslararası sistemin yasaları altında gerçekleşen bir iktidar kaymasının gerçek itici güçlerini, yaşamı o ilişkiler altında biçimlenmiş bulunan ınönü kadar yakından kimse tanıyıp sezinleyemezdi.

ınönü inanıyordu ki, doğrultuyu bozmak ancak ortamı karıştırıp belki de bir iktidar kaosuna döndürebilirdi. Bunu önlemek için, silahlı güçlerde bütünlük sağlamak, ona egemen olmak ve en kısa sürede de yolu yeniden politik arenanın en etkin gücüne -bu anlam içinde Cumhuriyet Halk Partisine (CHP)- bırakmak gerekirdi.

ınönü böylece, sürekli genişleyebilecek bir belirsiz programa karşılık, kendi dar programını gündeme sürmektedir, ınönü en stratejik noktaya dokunmuş olduğunu, çok kısa zamanda anlıyor ve eylemin başındaki Gürsel ile arasına kısa süre sonra bir perde indirilmek istendiğini sezinliyordu. 27 Mayıs eylemi, yedeğine alacağı öteki bazı toplum güçleriyle birlikte, yeni bir Türkiye kuruluşunun dinamosuna dönmeye çabalayacaktı.(*) (AG/AD)

* Bu yazı, ıletişim Yayınlarının 1988'de yayınladığı, Ertuğrul Kürkçü'nün yayın yönetmenliğini yaptığı, 8 ciltlik "Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi"nin 6. cildinden alıntılanmıştır. Sayfa: 1974-1975.

** Yazıda kullanılan vurgular ve ara başlıklar bianet'e aittir.

 

 

 

 

27 Mayıs'a Giden Süreci Tanıklar Anlatıyor

28 Nisan 1960'daki gösterilerde polis tarafından öldürülen Turan Emeksiz ve 30 Nisan'da hayatını kaybeden Nedim Özpulat 27 Mayıs öncesi öğrenci protestolarının verdiği iki kurbandı. O tarihte öğrenci olanların ifadeleri yakın tarihe ışık tutuyor.


Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi
27/05/2006    


BıA (ıstanbul) - 27 Mayıs 1960'da olaylar sırasında ölen Harb Okulu son sınıf öğrencisi Ispartalı Teğmen Ali ıhsan Kalmaz o gece yaşadıklarını ve hislerini hatıra defterinde şöyle dile getiriyor

"Türk tarihinde yeni bir sayfa başlamak üzere. Saat 22.45'de memleket mukadderatını emin ellere tevdi etmeye hazırlanan, tarihte ikinci defa şerefli bir vazifeye çağrılan Harbiye'nin genç teğmenlerine yirmişer mermi verildi.

Kader gülerse, memlekette yarın, 27 Mayıs 1960 mübarek cuma namazı kalplerde huzur, gönüllerde imanla kılınacak. Hepimiz daha yeni bıyığı terleyen en genç mensupları ile, başta inandığımız kumandanlarımızla şerefli sancağımızı Harb Okulu kulesinden Çankaya sırtlarına taşımaya hazırlanıyoruz.

Harbiyelilerin parolası: ınkilap

Kalbimizde ve bütün benliğimizde en ulvi heyecanlar duyuyoruz. Aldığımız irfan, kahraman Atatürk'ün Harbiye'nin giriş yerinde mermer üzerine değil de, kalbimize hakkettiği gençlik hitabesi. Harbiye'yi taşıyan sütunlar üzerindeki şehit ağabeylerimizden üstün olarak bir mazlum milletin hürriyetini iade etmek için değil, asırlarca hürriyete susamış, hürriyet aşığı aziz Türk halkına huzur getirmeye memur idik.

Parola: ınkılâp. ışareti: El Kaldırma.

şu anda saatler ilerliyor. Kader gülerse satırlarıma yarın şafakla devam edeceğim. ınandığımız şafak altında yürürken talih gadrine uğrarsak, inanarak öleceğiz. Kalbimizde huzur var. Arkamda kalan anam ve babam ve kardeşlerim müsterih olsunlar. Bugün için doğdum, severek gidiyorum."

28 Nisan 1960'da öğrenci gösterileri sırasında polis tarafından öldürülen Turan Emeksiz ve 30 Nisan'da hayatını kaybeden Nedim Özpulat 27 Mayıs öncesi öğrenci protestolarının verdiği iki kurbandı.


 

Alp Kuran: sinemada protesto gösterisi

Nisan'ın son günlerinde yoğunlaşan öğrenci olaylarını, Hukuk Fakültesi asistanı Alp Kuran şöyle anlatıyor:

"Hürriyet mücadelesi devam ediyordu. Yakalanmayan, yakalanıp da kışladan subay ve erlerin yardımıyla kaçan arkadaşlar yılmadan çalışıyorlardı. Ben de onlara katıldım. Aralarında bir öğretim üyesi olması, gençlere hız verdi.

Bir gazete çıkarmayı düşündük. Ama bu gerçekleşinceye kadar, elimizdeki üç bin liralık kağıdı parça parça keserek üzerlerine ıstampa ile dikta rejimini lanetleyen sözler yazdık.

27 Mayıs sloganları

'Susmayacağız', 'Katiller cezalandırılmadıkça susmayacağız', 'şehitlerin kanı üzerine taht kuramazsınız', 'Menderes istifa et' bu sözlerden bir kaçıydı.

22 Mayıs'ta üniversiteli arkadaşlar ıstanbul'un 16 sinemasına dağıldılar. Filmlerin en heyecanlı sahneleri perdeye aksettiği an, bu protesto kağıtçıklarını balkondan koltuklara doğru serptiler.

26 Mayıs gecesi yine bu kağıtlardan 40 bin adedi vitrinlere, otomobillere, kapılara yapıştırıldı. Son bir cümle daha eklenmişti bu sözlere: 'Diktatör ıstanbul'dan defol!...'

Ancak bu çalışmamızı polis haber almıştı. Kağıtlar gece yarısından önce kazındı. Ertesi gün arkadaşlar 20 sinemaya dağılacaklar, 14.15 matinesine girecekler, saat tam 16.07'de hep bir ağızdan ıstiklal Marşı'nı söyleyeceklerdi. Fakat marşımızı sinemada söylemek nasip olmadı. Ordu idareyi ele aldı."

Yüksel Çengel: Polis kılığına girmiş partililer

ıstanbul ıktisadi ve Ticari ılimler Akademisi son sınıf öğrencisi Yüksel Çengel de 28 Nisan olaylarında aktif bir rol üstlenmişti. Çengel şunları anlatıyor:

"Altı arkadaş bir komite kurmuştuk. Bu komitenin her okulda, her sınıfta bir kolu vardı.
Ertesi gün, yani 28 Nisan'da üniversitede bir protesto gösterisi düzenlemeğe karar verdik.

ıstanbul'daki 63 öğrenci yurdundan 47'sini dolaştık. Toplantıda Türk gençliği adına diktatörlere ilk ihtarı yaptık. O gün polis ve polis kılığına girmiş partililer vurdular, yakaladılar. Bir hafta polis takibinden kurtuldum.

Polis takibi ve yakalanma

4 Mayıs'ta Beyazıt Meydanı'nda arkadaşlarla buluşacaktık. Öğleden sonra üniversite kapısında dolaşırken, bir polisle iki sivilin beni göz hapsine aldıklarını fark ettim. Kaçmalıydım. Sahaflar Çarşısı'na seğirttim. Kapalıçarşı yoluyla Sultanhamamı'na indim. şöyle bir geriye göz attım. Polis ve iki sivil hâlâ peşimdeydi.

Bir koşuda Sümerbank'ın Bahçekapı mağazasına girdim. Ama onlar da atik davranmışlardı. Polis yanıma yaklaştı ve bana 'hakkında ihbar var' dedi. Önce polis müdürlüğüne götürüldüm. Oradan Harbiye'ye, Harbiye'den de Davutpaşa'ya sevk edildim."

Afife Alemdar: Taba giyme tanırlar

26-27 Nisan öğrenci gösterilerine katılan Sibel Kız Talebe Yurdu'nda kalan genç üniversitelilerden (*) olan Afife Alemdar'ın olaylarla ilgili gözlemleri şöyleydi:

"Üniversite bahçesi yine kaynıyordu, kapılar kapatılmıştı. Beyazıt Meydanına bakan parmaklıkla arasından tankların 'taret'leri, süngü uçları gözüküyordu. Hepimiz Plevne Marşı'nın diktatörlere yazılan sözlerini söylüyorduk.

Birden heykelin yanındaki küme marşı yanda kesti. ıkinci bir marşa başladı: "Taba giyme tanırlar, ihtilalci sanırlar".

Nurcan, "asker ateş etmeyecek", diyor

Taba manto giymiş bir genç kız, topluluğun arasına karıştı. Bana sarılıp öptü. Taba mantolu kızın adı Nurcan'dı. Birlikte kaldığımız Sibel Kız Yurdu müdürü Raif Serin'den söz etmeye başladık.

Nurcan önceki gece müdürün kendilerini topladığını ve "çocuklarım, örfi idarenin kararlarını hepiniz biliyorsunuz. Her türlü sorumluluğu üzerime alıyorum. Yurdumuz kapatılmayacaktır. Memleketin her köşesinde her an önemli olaylar olabilir. Bu durumda ben sizi yollara dökemem, sokağa atamam. Hepiniz burada kalacaksınız. Mücadelenize devam edin, yalnız yakalanmayın. Asker size ateş açmayacaktır" dediğini anlattı.

Nurcan'ın anlattığına göre herkesin gözleri sulanmıştı. O gün beş arkadaşımız bir polisi atından atmışlar, gaz bombasını almışlar ve polislere atmışlardı.
şimdi sen anlat dedi.

Polisler bizi yakalayıp birinci şubeye götürdüler dedim. Bizi çatı katında bir odaya attılar. Odada toplanmış gazeteler ve kitaplar vardı. Kitaplardan birini aldım. Adı "Hürriyetin ılanı" idi."

Bilge Gürün: Mitingden konuştum, yakalandım

Bilge Gürgün ise anılarında şunları anlatıyor:

"27 Nisan akşamı bir arkadaşımız geldi ve ertesi gün sesiz bir yürüyüşün yapılacağını söyledi. O gece hiçbirimiz uyumadık. Ertesi gün ilk derse Sencer Bey (Divitçioğlu) girdi. O da durumu biliyordu. Heyecanlıydı.

Birden dışarıdan gürültüler geldi. ıçeriye giren birisi 'ne duruyorsunuz' dedi. Sınıf bir anda karıştı. Herkes kapıya doğru koşmaya başladı. Bu sırada yanıma biri yanaştı ve hükümetin tutumunu beğenip beğenmediğimi sordu. 'Hayır' dedim
ve verdim veriştirdim. Bunun üzerine polis olduğunu ve kendisiyle gelmemi söyledi. Yerimden fırladım ve koridordan kantine kaçtım. Arkadaşlar beni sakladılar.

Polis sorgusu

Mayıs ortalarında Ankara'ya gittim. Başkent kaynıyordu. Bir gece Yenimahalle'de Güler Sakağı'nda bir eve gittim. Havacı bir arkadaşla ve aile dostumuz bir hanımla mitinglerden konuşmaya başladık. Ertesi sabah eve polis geldi ve beni Emniyete götürdü.

Müdür Bicioğlu'nun ilk sorusu "Dün gece kiminle beraberdiniz, ne konuştunuz" oldu. Hemen durumu anladım, Aile dostumuz bizi ihbar etmişti. Dön saat sorguya çekildim. Havacı çocuk için çok kötü olacağından her şeyi inkar ettim. Sonra serbest bıraktılar. Bir kaç gün sonra celp geldi. 27 Mayıs'ta
mahkemeye çağrılıyordum".

Ayşe Tümay Baykal: 26 Mayıs gecesi

Bir "yeraltı" komitesinde görevli Tıp Fakültesi 9. sömestr öğrencilerinden Ayşe Tümay Baykal ise darbeden bir gün önceki toplantıyı şöyle anlatıyor:

"26 Mayıs gecesi gene toplanmıştık. 20-30 kişi Beyazıt'ta bir binanın zemin katıydı. Her zaman olduğu gibi BBC, Amerika'nın Sesi radyosunun Türkçe yayınlarını ve öteki yabancı radyoların haber bültenlerini dinledik. Haberlerde bizden bahsediliyordu.

Sevinç içindeydik. Toplantı sonunda ertesi gün küçük gruplar halinde ıstanbul sinemalarına dağılmak, 14.30 matinelerine girmek ve saat tam 16.07'de hep birlikte ayağa kalkarak Plevne Marşı'nı söylemeye karar verdik. Ama aramızda polisler olduğu için gene de korkuyorduk.

Uğur, Toker, Barçın ve Batum

Örneğin 2 Mayıs'ta NATO Konseyi'nin önündeki mitingi polis dağıtmıştı.
Biz kaçarken resmi plakalı bir araba durdu ve bizi içine aldı. Aralarından birisi 'bunları bırakalım, bunlar hürriyet istiyorlar' dedi. Merak ettim sordum. Eski polis müdürü Necdet Uğur olduğunu söyledi. Partizan idare onu işinden
uzaklaştırmıştı.

Bir diğeri Belediyede önemli bir görevi olan Turgut Toker'di. Yaralıların kaçırılmasını sağlayan doktorlar, yakalananları salıveren subayları unutmak imkansız. Özellikle Binbaşı Sabahattin Barçın ve E. Batum'a ne kadar teşekkür etsek azdır"*. (AD)

* Üsttekiler (soldan sağa) Ayşe Tümay Baykal, Hayran Avcı, Seval Metehan, Nesrin Kaya;ortadakiler Aygün Coşkun, Yüksel Bilgici, Bilge Gürgün, Afife Alemdar; alttakiler Ayşe Barut, Sevin Demiray, Zeren Özdamar.

** Bu yazı, ıletişim Yayınlarının 1988 yılında sekiz ciltlik halinde çıkarttığı, Ertuğrul Kürkçü'nün yayın yönetmenliğini yaptığı, "Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi"nin 6. cildinden alıntılanmıştır.
Sayfa: 1970-1971.

*** Yazıda kullanılan vurgular ve ara başlıklar bianet'e aittir.

 
 
mod_vvisit_counterBugün361
mod_vvisit_counterDün1050
mod_vvisit_counterBu hafta3403
mod_vvisit_counterBu ay22537
mod_vvisit_counterTüm2310434