.
Bozkırda Tek Başına PDF Yazdır E-posta

Bu makale 28 defa okunmuştur.

Çarşamba, 03 Ekim 2018 10:07

Bozkırda Tek Başına: Kurdaş

 

Ortadoğu, Türklerin yükseköğrenimde yaptığı en büyük devrimdir. Ona yeni bir şans verip dünyada söz sahibi olmamızın sağlanması gerekir.

SÖYLEŞİ: GÖKHAN TAN

aga2 2   aga2 1

ODTÜ’ye girdiğim yıl ormanın içinde bir heykelin varlığından bah­setmişlerdi. Öğrencilerden hiçbiri gökyüzüne açılan bir eli andıran ve adeta bir mit haline gelen bu heyke­lin yerini bilmiyordu. Şansım yaver gitti, heykeli buldum ve bu keşfimi arkadaşlarımla paylaşmak istedim. Fakat ikinci gidişimde bulamadığım için kimseyi inandıramadım. Hey­keltıraş Tamer

Başoğlu’nun Bilim Ağacı ismini taşıyan bu eseri, 1991 yılında üniversitenin ana giriş kapı­sına taşındı. ODTÜ isminin geçtiği her şeyin; Bilim Ağacı’nın, onu giz­leyecek kadar gelişen ormanın ve Türkiye’nin en özgün kampüsünün var olma nedeni aynıdır: Rektör Ke­mal Kurdaş. ODTÜ’nün bugün 86 yaşındaki efsane rektörüyle İstan­bul’daki evinde görüştük.

ODTÜ ve bu üniversitenin mezun­ları neden farklı algılanıyor?

Ortadoğu kurulmadan önce işadamı ya da patron, kendisiyle iş görüşmesine gelip de “Beyefendi, söylediğiniz doğru ancak bir yerde yanlışınız var” diyen, kendisini uyaran bir öğrenci tipini gör­memişti. Ortadoğu çocuğunun müstakil yaratıcı düşüncesi pek çoğuna kabul edi­lemez bir durum gibi gelmiştir. Bu ne­denle ilk 10 seneki başarısından sonra, her kesimden muazzam bir reaksiyon gördü. Ondan sonra devlet üniversiteyi kapatmak için, yıpratmak için, kendine benzetmek için uğraştı. 50 yal yaşadı, ama belki 15-20 yalı rahat çalışabildi. Sü­rekli yaşama ve gelişme savaşı verdi. ODTÜ birçok ilki gerçekleştirdi ama bunlar pek bilinsin istemediler.

Üniversitenin sizden önce beş senelik bir mazisi var. Ve o dönemde baraka­larda eğitim verirken bile saygın bir kurum olmayı başarmış ODTÜ. De­mokrat Parti döneminde İngilizce eği­tim yapan bir üniversiteye izin çıkması sürpriz değil midir?

Kolay olmamıştır ama Menderes’e verilecek puanlardan biri budur. Ama yine de onun katkısını büyütmemek la­zım. Bu, Türk aydınlarının büyük bir kısmının onayladığı bir projeydi. Çünkü üniversitelerimizdeki sistemin açmazda olduğu aşikârdı. ODTÜ yabancı bir dil­le, yabancı bir sistemle eğitim verdiği için toplumda ilgi uyandırmıştı. Yaban­cı hocaların bile gelmesi öngörülmüştü. Fakat DP dönemi bu ilgiyi destekleyemedi. 1957 Ekim’inde Balgat’ta, cum­hurbaşkanının da katılımıyla daimi kampüs için bir temel atıldı. Ama ortada bir plan bile olmadığı için gösterişten öteye gidemedi. Tüm Ortadoğu’ya da hizmet etmesi düşüncesiyle kurulmuştu ama gelen yardımlar yatırıma dönüşemiyordu bir türlü. Bu gerçekleşmeyince Birleşmiş Milletler (UNESCO) OD- TÜ’yü Mısır’a nakletmek istedi. Benim ilk karşılaştığım sorun UNESCO ile aranın bozulmuş olmasıdır.

 

 

ODTÜ’nün kuruluşunda BM ya da Amerika ne kadar etkili?

 

Fikir, Charles Abraham isimli, Birleş­miş Milletler’e danışmanlık yapan bir şe­hir plancısından gelir. Bu adam gece­kondulaşmanın en çirkin ve yoğun oldu­ğu bölgelerde çalışmış. Batı’nm daha ön­ce yaşadığı kentlerin düzensiz büyümesi sorununun çözümü için UNESCO’ya önerilerde bulunur. Tüm Ortadoğu ül­kelerine faydalı olması düşünülen bir şe­hircilik enstitüsünün kurulmasmı des­tekler. Önce enstitü kurulur, sonra ismi üniversite olur. Bu nedenle UNESCO’nun, benden önce sözde rektörlük yapan bir adamı var Ankara’da. İsmi Burdell. Herkes onu hemen gönderece­ğimi sandı. Tam tersi, yapılan işleri mer­keze aktarması için yanımda tuttum. Başladığımız iş gözle görülür hale gelene kadar da UNESCO ile ihtilafın su yüzü­ne çıkmasına izin vermedim. Göreve başladıktan (Kasım 1961) bir sene sonra kampüste 12 tane binanın temelini at­tım. ODTÜ projesinin yürümediğine kani olan UNESCO Genel Müdür Yar­dımcısı Adishesha geldiği zaman sor­dum: “Nedir derdiniz?” “Verilen yar­dımlar kullanılmıyor, yol alınmıyor” de­di. Verdikleri tüm yardımları geçen bir sene içinde bitirdiğimi söyledim. İnşaat­ları gezdirdim, temel çalışmalarına sok­tum, Yalıncak’taki arkeolojik kazılara götürdüm, kendi elleriyle ağaç diktir­dim. Ve onlar 1962 sonunda eski muka­veleyi üç sene uzatma teklifini kendileri getirdi. Hocasından öğrencisine kadar bizi, üretme heyecanında gördüler.

Ve ODTÜ böylece doğmaya başladı.

Göreve geldikten sanırım 12 gün sonra öğrencilerle birlikte şimdiki

kampüsün bulunduğu araziye yürüdük. Ben heyecanlıydım. Onlar da beni görünce heyecanlandı. Maliye bakanlığı yapmış bir adam, sert de bir görünüşü var. Ama gelmiş onlarla birlikte yürüyor. O gün ilk defa ODTÜ arazisine ağaç diktik. Hepimiz çalıştık. Ancak başından beri bizi seyreden ama hiç katkıda bulunma­yan bir ekip var etrafımızda. “Bııyrun siz de ağaç dikin” dedim başlarında duran bir adama. “Efendim hatalı dikiyorsu­nuz. Bu fidanların yüzde onu bile yaşa­maz” diye karşılık verdi. “Ben doğrusu­nu bilmiyorum ama bu toprağı kazan­mak için bu ağaçlan dikmek zorundayız. Peki doğrusu nedir, bize gösterir misi­niz” diye sordum. “Onu söylemek benim görevim değil” dedi. “Peki siz ne amaçla buradasınız” dedim. Yeşil Türkiye Der­neği İdare Meclisi başkan ve üyeleri olduklannı söylediler. “Sen bana doğrusu­nu söyleyemezsen ben de bu ağaçları di­kerim ve seni de burada görmek iste­mem” dedim. Öğrencilere dönüp, “Böy­le adam olmayın. Bir şeyi tenkit ediyor­sanız insanlara doğrusunu söyleyin” de­dim. İlk aşamada temin ettiğimiz ve o gün dikmeye başladığımız 135 bin fidan­dan hemen hiçbiri kurumadı.

Bugün Ankara'da yaşayan pek çok insan hatta belki genç ODTÜ’lüler, bu ormanın sonradan yaratıldığını bil­mezler.

O bizim geleceği görerek kasıtlı ya­rattığımız bir ormandı. Arazinin bütün­lüğünü korumak için ağaçlandırdık. Giderken yolun sol tarafı gecekondu, sağ tarafı orman. “Yolun diğer tarafında ne yaparsan yap, ama bu tarafa sataşma!” mesajını vermek için. Kısmen biz, kıs­men Karayolları yaptı. Ama ilk ağaç dik­me bayramında bizi eleştiren Yeşil Tür­kiye Derneği peşimizi bırakmadı ve üç hafta sonra bize, diktiğimiz ağaçların yüzde 85’inin tutmayacağına ve milli serveti heba ettiğimize dair resmi bir mektup gönderdi. Çok tedirgin oldum, tam 135 bin fidan. Ya haklı çıkarlarsa? Özellikle mutlak kuraklığın doruğa ulaş­tığı temmuz ve ağustosu çok gergin ge­çirdik. Yalıncak’taki pınar suyunu açık bir kanalla üniversitenin önüne akıttık. Sonbahara geldiğimizde kuruma oranı sıfıra yakın bir seviyedeydi. Durumu Ye­şil Türkiye Derneği’ne bildirdik, onları okula davet ettik. Ne cevap verdiler, ne de geldiler. Ağaç dikme bayramlarına yedi yıl daha aynı şekilde devam ettik. Bu olay, işe başlarken yaşadığımız mukave­metlere iyi bir örnektir. Ancak orman sınırları içerisinde yer yer boşluklar var hâlâ, bir kısmı arkeolojik alandır.

Arkeoloji bölümü olmamasına rağ­men ilk yıllarından beri kazılarda OD­TÜ görev almış. Anadolu tarihini bilen biri, OD­TÜ’nün bir arkeolojik saha olduğunu ilk bakışta anlar. Eski insanların Anado­lu’nun güneyinden kuzeye göçtüğü bir geçit üzerinde. Ben de ilk gelişimde Ya­lıncak köyünün eski bir yerleşim oldu­ğunu anladım. Sonradan öğrendim ki orası eski bir Galat kenti. Fırat üzerinde büyük bir baraj projesi (Keban) günde­me geldiğinde kimse “Burada neler var, biz bunları suya terk edecek miyiz” soru­larını sormuyordu. 1965 yılında bölgeye ilk biz gittik. Mimarlık Fakültesi’nde Türkiye’nin ilk restorasyon bölümünü kurduk. Başında Cevat Erder var. 1966’da “Doonıed By The Dam” diye iki dilde yayımlanan müthiş bir rapor sundular. En az 52 höyük var, onlarca eski yerleşim sualtında kalacak. Hükü­metten bir reaksiyon gelmiyor, izleyen yaz 1967’de İstanbul Üniversitesi Prehistorya Kürsüsü gitti, onlar da şaşkın döndü. Aralarında Chicago Oriental Institute’ten Bob Braidıvood var. Muaz­zam yerüstü seramiği toplamışlar ve Halet Çambel ile bir günlüğüne ODTÜ’ye ziyarete gelmişler. Mimarlık Fakültesi Dekanı Abdullah Kuran beni aradı ve randevu istedi. “Hemen gelin” dedim ve o saatte toplandık. “Mahvolduk, gölün su tutmasına üç sene kalmış, tüm dünya­ya rezil olacağız” diyorlar. Ben kafamda bir proje yapıyorum ama onlara söyle­miyorum, dinliyorum. En sonunda “Devlet ümitsizdir ama biz yapacağız” dedim. Ve üç saat içinde Keban Baraj Gölü Altında Kalacak Tarihi Eserleri Kurtarma ve Değerlendirme Komitesi’ni kurduk. Ben de başkanı oldum.

İnönü sizi 1962 'de kurulan hükü­mete almaya tez canlılığınızdan dolayı mı çekinmiş? Çünkü sizi öneren isimle­re “Kemal bizi hızlı sürer” karşılığını vermiş.

Türkiye başlanan işin bitirilmesine alışmamış da ondan. Keban komitesini kuruşumuzun daha ikinci günü tüm dünyaya bir bildiri yayımladık. Üniversi­teleri ve enstitüleri kazılara davet ettik. Üç ay içinde dünyayı ayaklandırdık! 25 heyet çalışma alanım seçti. O kadar il­ginç ki, bir vadide bir ışık yanıyor, beş kilometre ötede bir başka milletten araş­tırma grubunun ışığı yanıyor. Baraj pro­jesinin 1970 yılında başlayacağını

söyle­mişlerdi ama altı sene kazdık orayı. Bir kısmını ayağımız sudayken kazdık! Ke­ban projesi belki ODTÜ’nün insanlığa en önemli hizmetidir.

Keban projesindeki arkeologlar sizin için “bir mali dehadır” diyor.

Ben bir hafta içinde o devrin parasıyla üç milyon lira buldum. Süleyman’dan (Demirel) alışım da ilginçtir o parayı. “Abi veririm” dedi. “Atlatma beni” de­dim. “Başvekil olarak Meclis Bütçe Komisyonu’nu yeniden toplayacaksın ve Keban için ODTÜ bütçesine ayrı bir fa­sıla ekleyeceksiniz” dedim. Geç vakit Bütçe Komisyonu Başkanı Ismet’i (Sez­gin) buldum. O akşam iki milyon lirayı bütçemize koydular. O akşam bir de Amerikan yardım heyeti başkanına git­tim. Bir milyon istedim. Verdi. Sunay Paşa’ya gittim. “Efendim çok büyük ha­zineler var” diyorum. Ben tarihi hazine dedikçe o altın sanıyor. Ve ikinci senede gerçekten Kalecik’te hırsızlar tarafından keşfedilememiş Roma nekropolünde ha­zine bulduk. Cevdet Sunay’a ikinci gidi­şimde bundan da bahsediyordum, eşi Atıfet Hanım’ı çağırdı: “Atıfet, demedim mi sana Kemal Bey altın aramaya gidi­yor!” Çıkan altınları geçici olarak rektör­lükte saklıyorduk. Bir ara ODTÜ’de ço­cuklar boykot yaptılar. Rektörlüğü ele geçirdiler. “Eyvah” dedim, “altınları ala­caklar, dünyaya rezil olacağız”. Boykot bitince gidip baktım, hepsi yerindeydi. ODTÜ öğrencisi eğitimlidir.

Rektörlük görevini devraldığınız za­man yeni akademik kadroyu siz mi be­lirlediniz?

Benden önce kadro almış 40 öğretim üyesi ve 800 de hizmet görevlisi var. Türkiye’de hep aynı hikâye. Ben bu 800’ü dondurdum ve sekiz yıl süresince 801 olmasına izini vermedim. Ama aka­demik personel sayısı 40’tan 820’ye çıktı. Mühendislik Fakültesi Dekanı Mustafa Parlar’ı üniversiteleri dolaşması için Amerika’ya gönderdim. “Türk kökenli veya Türkiye ile bir şekilde ilişkisi olmuş hocayı bul ve Ortadoğu’ya gelmelerini teklif et. Eğer Türkiye’nin alışmadığı bir şey isterlerse de ver! Yeter ki doğru dü­rüst adam olsun” dedim. Parlar bana 150 kişilik bir liste getirdi. Biz o 150 kişinin aşağı yukarı hepsini teker teker ikna ede­rek aldık. Aynı taramayı Avrupa üniversi­telerinde de yaptık. Yabancılara da imkân verdik. Sonra YOK onları kaçırttı. “Her profesör eşittir” diyorlar. Dünyanın en büyük yalanı. Hepsi birbirinden farklıdır. Biri ezberci, el âlemden duyduğu lafı 40 yıl satar. Diğeri her gün yeni bir şey ya­ratır. Yaratan adama dünyayı vereceksin!

Sizden önceki dönemde (1956-61) dokuz rektör ve vekil gidip gelmiş. Bu dönemde bütçeyi kullanmadan iade eden yöneticiler bile var.

Ben 18 Ekim 1961’de Milli Birlik Hükümeti’nin maliye bakanıyken OD­TÜ’ye atandım. Ancak bu hükümetin görevi bıraktığı 21 Kasım 1961’e kadar bakanlığa devam ettim. Bu arada yeni hükümete yardımcı olmak üzere devle­tin 1962 bütçesini hazırlıyorduk. Milli Eğitim Bakanlığı ODTÜ için beş milyon

“CEVDET SUNAY'A 'BÜYÜK HAZİNELER VAR' DİYORUM. BEN TARİH DEDİKÇE O ALTIN SANIYOR. VE İKİNCİ SENE GERÇEKTEN HAZİNE BULDUK. EŞİ ATIFET HANIM'I ÇAĞIRDI: ‘DEMEDİM Mİ SANA KEMAL BEY ALTIN ARAMAYA GİDİYOR!”

lira yatırım ödeneği ayırmış. Karde­şim ben üniversiteye gideceğim, beş ne­ye yeter? Maliye bakanı olarak kendi elimle o rakamı çizip, 32 milyon yaptım. Daha sonra koalisyon hükümeti göreve geldiğinde bu miktar büyük tartışma ko­nusu oldu, indirmek istediler. Adalet Partili genç milletvekili İsmet Sezgin, “Ben Aydın Belediye Reisi iken yıllık 3 milyonluk yatırım ödeneğini bile zor harcardık” diyor. Ben de daha ileri git­tim ve “32 milyonluk ödeneği sarf edeceğim, sizden bir 32 milyon daha isteye­ceğim ve gerekirse de 30 milyon da borçlanacağım” dedim. Komisyondan, ikinci ödenek garantisi istedim, iddiaya girdik. Paranın hepsini harcadım ve ben kazandım. Ama komisyonun ricası üze­rine sadece 5 milyon ek istedim. Çünkü başka yerden para bulmuştum. Sonra üniversiteye geldim, “Efendim biz o ka­dar parayı ne yapacağız. Bizim zaten geçmiş yıllardan birikmiş altı milyon pa­ramız var” diyorlar. Onların tembelliği bizim avantajımız oldu.

Neden bu kadar hızlı?

Türkiye’de adamı fazla yaşatmazlar, bir mevkide fazla durdurmazlar. Ben buna inanırım. Bakın ilk dört yılımda ODTÜ’de 30 binanın temelini

atmışımdır. Bunların da 25’ini bitirmişimdir. Çünkü insan hayatı da kısa, çalışma süresi de. 60 yaşından sonra ODTÜ’ye girmezsiniz. Göreve geldikten iki gün sonra (23 Kasım 1961) üniversitenin master planını kazanan mimarımız Behruz Çinici’den ilk üç binanın (Mi­marlık Fakültesi ve iki yurt binası) pro­jelerini istedim. 3 Aralık 1961’de ilk ağaçlar dikilmeye başlandı. Yine aralık ayında kampüs arazisi içinde kalan Ya­lıncak köyünde arkeolojik kazı başladı. 12 Mart 1962’de Mimarlık Fakültesi’nin temelini attık. Ben bir Batı üni­versitesinin rektörünün şansına sahip değildim, öyle 20-25 sene çalış çalış... Bütün hızımla çalıştığım bu dönem mütemadiyen hücumları da karşılamak­la geçmiştir. Eğitim dilini, sistemimizi değiştirmek istemişlerdir, mali sistemi­mizi bozmak istemişlerdir. Her taraftan hücuma uğradık.

Kampüsun mimarı Behnız Çiııici sizin için “O olmasaydı, bugün ben ol­mazdım ” diyor.

Behruz, master planı ODTÜ’ye ver­miş fakat ortada sorumluluk alan

olma­dığı için tastik etmemişler. Ben haber yollayıp “Sayın mimar, biz bu binaları artık yapmaya başlıyoruz. Projelerinizi bu sene (1961) bitmeden bana getirin” dedim. Behruz ve eşi Altuğ bir gün ağla­maklı bir vaziyette bana geldi. Ben onla­rı daha önce görmemiştim. “Efendim si­ze allahaısmarladık demeye geldik. Proje üzerindeki haklarımızdan da vazgeçtik” dediler. ODTÜ İnşaat Reisi Muhittin Kulin, Behruz’a ısmarladığım projeleri “Böyle proje mi olur” diyerek, hem de karısının yanında yüzüne fırlatmıştı. Ön­ce onları sakinleştirdim sonra projelerini anlatmalarını istedim. Yarışmayı kaza­nan master planı da incelemiş ve çok ba­şarılı bulmuştum. Mimarlık Fakültesi için çizdikleri proje de olağanüstüydü. Bu genç iki mimarı çalışmalarından do­layı kutladım ve “Merak etmeyin. Bun­dan sonra sorumluluğu ben alıyorum. Sizin bu üniversiteye daha pek çok hiz­metiniz olacak” dedim. Kampüse ait he­men bütün mimari ve mühendislik pro­jelerinin yapımını yetenekli ve çok çalış­kan olduklarını gözlemlediğim Çinici çiftine verdim. Bir mimar kendi eserleri­ni nasıl yaptırır? Hilesiz değil mi? Müte­ahhitler öyle bir hizaya girdiler ki! Bana şikâyete geldiler mi “Çok iyi etmiş” derdim. Behruz binaları çok iyi ve tam zamanında yap­tı, son derece titizdi. Bazı yerlerde ileri git­miş olabilir. Bir kere­sinde yapılan binayı yı­kın demiş. O yapıyı

tı­raşlayarak kurtardık.

 

Sîzle birlikte “gece­kondu üniversite” izle ninti unutuluyor, olumluya dönüyor. Fa­kat çok geçmeden işler değişmeye başlıyor neden?

 

Bunun nedeni Türkiye’deki siyasi havanın değişmesi. Örneğin Meclis’e gidip komisyonda bütçemizi belirliyoruz. Bizim arkamızdan bütçeyi kısıyorlar. Ünivesitede yabancı dille eği­timi yasaklayan kanun çıkıyor, bununla mücadele ediyoruz. Adalet Partisi bana muhalif. Bu nedenle 1966’dan sonra işler yavaşladı. Yeni ODTÜ Mütevelli Heye­ti daha ilk günden elimi kolumu bağla­maya çalışıyor. Ama ben artık Kemal Kurdaş olarak oradaydım. Öğrenci gös­teri de yapsa ben meydana çıkanı mı, “Hoca buyur” derdi. 1967’de zaten işin çok büyük kısmım bitirmiştim. 1969 yılında

       

“ABD BÜYÜKELÇİSİ KOMER'İN ARABASINI TÜRK İÇİŞLERİ YAKTI. BUNA EMİNİM”

 

ayrıldığımda içimde “yapamadım” dediğim bir şey kalmamıştı.

 

1968 yılında Büyükelçi Robert W. Komer’in aracının yakılması o ana ka­dar üniversiteye destek olan ABD için bir hayal kırıklığı yaratmadı mı?

Bu olaydan tam bir gün önce Korner 15-16 milyon dolarlık bir Amerikan yardımını imzalamışa. ODTÜ bu para­yı beş yıl süreyle kullandı. Vietnam Savaşı’ndan sonra sosyalist kamp Türki­ye’de de güçlenince bu ODTÜ’ye yan­sıdı. Çocuklar bir işe girdiler mi uç noktalarda davranıyorlar, doğaları o. Bizim başarımızı her kurum gibi Ame­rika da takip ediyordu. Ben de onlara yeterli ilgiyi gösteriyordum. Az değil, arada üniversiteye aktarılacak 15 mil­yon var. Israrla ODTÜ’ye gelmek iste­yen Komer’i iki ay boyunca oyaladım. Ve gelişini gizli tutarım sanıyordum ama tutamamışım. Çünkü Türk içişleri hangi saatte geleceğini dahi biliyordu. Arabanın yakılmasında Emniyet’in en az iki tane adamı var. Buna eminim. Çünkü bizim personel dahi yemeğe ge­len adamın Amerikan büyükelçisi ola­cağını bilmiyordu. Oysa biz yukarıdan arabanın yanışını seyrederken bir komi­ser rektörlüğü arayarak müdahale için izin istedi. Benim bilgim ve iznim ol­madan okula girmiş ve Mimarlık Fakültesi’nde bir odaya yerleşmişlerdi. İzin vermedim. Birkaç dakika sonra bu kez İçişleri Bakanı Faruk Sükan aradı. “Üniversiteye çağırıp elçiye komplo hazırladın” dedi. “Üç beş kendini

bil­mez yaptı” dedim. “Elçinin hayatı teh­likede, 250 polisimle müdahale edece­ğim” dedi. “Polisinizi üniversiteye sok­mam. Girerseniz kan dökülür” dedim. Israr etti. “Elçinin hayatı ve emniyeti benim teminatım altında” dedim. Tele­fonu kapattı. O olayları devlet düzenle­di, buna eminim.

Bir önceki görüşmemizde “ODTU’ye yeni bir şans daha verilmeli” demiştiniz.

Ortadoğu, 'Türklerin yükseköğrenim­de yapağı en büyük devrimdir. Türki­ye’nin 19. yüzyılda yüzünü Batı’ya dön­mesinden sonra yapağı en önemli devrimlerdendir. Verdiği hizmet Ortado­ğu’nun büyüklüğünden çok, diğer üni­versitelerdeki düşüştendir. Son yıllarda devlet üniversiteleri kuruttu. Ortado­ğu’ya daha esnek olma şansı verilmeli ve yeni bir hamleyle dünyanın en büyük araştırma merkezlerinden biri haline ge­tirilmelidir. Ama devlet bunu sağlamıyor. İçlerinden bir kısmı hâlâ ODTÜ’ye düş­man tabii. Kabinedeki ODTÜ’lülerin bir kısmının bu okuldan mezun olduğuna inanmak bile çok zor! Türkiye’deki geliş­meler beni çok endişelendiriyor ama ODTÜ benim ümidimi canlı tutuyor

 

 

 

Çarşamba, 03 Ekim 2018 10:15 tarihinde güncellendi
 
 
mod_vvisit_counterBugün636
mod_vvisit_counterDün1049
mod_vvisit_counterBu hafta636
mod_vvisit_counterBu ay15924
mod_vvisit_counterTüm2092349